14 Haziran 2014 Cumartesi

Karagül


Klasik doğuda çekilen dizi imajından tamamen uzak, gelenek ve göreneklere yine bağlı ama o ağalık ve aşiret düzenini izlemek işkencesini yaşatmayan bir dram dizisi Karagül... Başladığı ilk haftadan beri reyting rekorları kıran ve her bölümün sonunda, bir sonraki bölümü iple çekmeye sebep olacak müthişlikte fragmanlarla izleyicisine, izlediği yapımın üzerinde nasıl ince düşünüldüğünü hissettirmekten çekinmeyen, bir başarı hikayesi aslında tam da bu dizi...

Doğu Dizisi Ama Bilindik Ağa Dizisi Değil
Karagül, daha ilk bölümünde öyle ağalı, paşalı klasik bir doğu dizi olmadığını kanıtlamıştı bize... Biz dediğim ben gibi önyargılılar tayfasına... Ne ilk bölümdü ama?.. Hikayenin konusu ve geleceği ilk bölümden seyirciye sunulmuştu. Aslında ne kadar derin bir senaryonun da kaleme alındığı... Karakterlerin öyle; hadi bu evin hanımı, bu da belalısı olsun diye seçilmediği çok belliydi... Her karakterin bir hikayesi ve o her hikayenin de ayrı bir sürükleyiciliği var kesinlikle... 

Sezon Finali
Dün akşam ikinci sezon finaliyle ekrana gelen dizi, her hafta olduğu gibi hem A/B hem de TOTAL'de birinci olmayı başardı... Bu aslında büyük bir başarı ve tutarlılık senaryo açısından... Dönem dönem konu kısıtlılığından, olaylar, tepkiler ve sahneler tekrara dönsede, kemikleşmiş izleyicisi için bu çok da büyük bir sorun değildi. Karakterlerin ve özellikle de oyuncuların şahane performansı, senaryonun düştüğü tekrarları affettirecek cinstendi çünkü... 

Kendal'ın (Mesut Akusta) çevirdiği dolaplar bir bir eline dolanıyordu... En son Emine'yi (Hülya Duyar) pataklayan Kendal, tüm korkularını geride bırakmış kahve keyfi sürerken; Asım (Can Atak), Kadriye anaya (Şerif Sezer) uzun zamandır elinde olan, MuratKendal'ın öldürdüğünün görüntülü kanıtı CD'yi izlettirmekteydi. İzledikleri karşısında şoka giren Kadriye ana, tüfeği kaptığı gibi fabrikanın yolunu tutmuştu...

Bu sırada her şey kafasında rayına oturan Oğuz komutanın (Ogün Kaptanoğlu) ise, Özlem'i (Hilal Altınbilek) arayarak, o görüntülerde Kendal ve Murat'ın olduğunu söylemesi, Özlem'i büyük bir bunalıma sokmaya yetmişti... Telefonu hiç bir şey söyleyemeden kapatan Özlem'in telaşı, Kendal'ın telaşına pas atmıştı. Zira, odasında kestirirken, tüfeğin namlusunu alnına dikmiş annesini karşısında gören Kendal'da neye uğradığını şaşırmıştı. Ne olduğunu anlamaya çalışan Kendal'a hiç bir cevap vermeyen Kadriye ana, ona kalkmasını söylemiş ve önde Kendal, arkada elinde tüfekle onu takip eden Kadriye ana tüm fabrika çalışanlarının önünden geçerek arabaya binmişlerdi. Tabi tüm fabrika işçileri bu görüntünün şokunu yaşamaktaydı ve hemen Jandarma'yı arayarak durumdan haberdar ettiler... 

Bu sırada Asım elinde Kendal'ın kaderi, annesine; "bitti, üzülme artık" dedikten sonra konaktan ayrılmıştı... Aslında nereye gideceği çok da merak konusu değildi, merak konusu gidebilecek mi olduğuydu.. Tahmin ettiğimin aksine hiç bir engellemeyle karşılaşmayan Asım, Oğuz komutana CD'yi vermiş ve "Babam, amcamı öldürdü" demiştir... Ve zaten kafasında her şeyi kurgulayan Oğuz, bulunması için herkesin dört bir koldan savaş verdiği CD'yi artık izlemektedir... Kendal için sonun başlangıcı bu oldu, derdim ama öyle değildi... Zira, Kadriye anayla gittikleri Fırat'a bakan bir tepede, çoktan mezarını kazmaya başlamıştı Kendal... 

Bu kısım var ya bu kısım işte, tam bu sahneler; oyunculuk dersiydi herkese.. Şerif Sezer ve Mesut Akusta resmen döktürüyordu bu sahnelerde... 

Oğuz, hemen yola çıkmış ve Ebru'ların yanına gitmektedir... Sesinin telaşlı gelmesinden ötürü, ne olduğunu oldukça merak eden Ebru ise Oğuz'un gelişini merakla beklemektedir. Ve Oğuz geldiğindeyse, herkesin dünyası başına yıkılmak üzeredir... Ebru, Baran (Mert Yazıcıoğlu), Fırat (Yavuz Bingöl), Melek, Özlem, Ada (Ayçin Turan), Maya (İlayda Çevik)... Hepsi merak ve telaşla Oğuz'un ağzından çıkacak kelimeleri beklemekteydiler ve işte sonunda o sözler ağızdan çıkmıştı; "Elime bir görüntü geçti, MuratKendal'ın öldürdüğünü gösteren görüntü"... İşte herkes için film kopmuştu, sürekli yersiz erkeklikler sergileyen Baran; girdiği şokla yine Oğuz'un yakasına yapışmıştı... Ah o adam seni evire çevire bir dövse Baran, ah!.. Daha sonraysa konağa doğru bir depar atmış ve oradan uzaklaşmıştı... Herkes girdiği şokla bir yere savrulmuştu... Tüm bunların üzerine birde Kadriye ananın elinde tüfek Kendal'ı fabrikadan almış ortalıktan yok olduklarını öğrenince, ikinci bir şok yaşamaktaydı herkes... 

Artık konaktakiler de dahil herkes, MuratKendal'ın öldürdüğünü biliyordu ama Kendal'ın kendi ölümü için mezar yeri kazdığından habersizdiler... Kendal'ın aslında belinde silahı vardı ve istese silah olmadan bile annesine çok rahat karşı gelebilirdi ama Murat'ın içi boşaltılan temsili mezarının başına dikilen yeni mezar taşında yazdığı gibi, Kendal her gün ölmekten çok yorulmuştu... Mezarını elleriyle kazan Kendal'ın avuçlarının içi, parmakları kanlar içinde kalmıştı... Kadriye anaysa; "Acıdı mı oğlum?.. Bugüne kadar günahını aldıklarının kanı elinde acımıştır tabi" diyince ben koptum tabi... Yahu Şerif Sezer'e bu sözleri kim yazıyordu?.. O anı vuran, herkesi yakan gerçekçi sözlerin sahibi kimse tebrik ediyorum gerçekten... Murat'ta annesinin bir delilik yapmaması için ortaya çıkacak kadar telaşlanmıştır... Arabaya atladığı gibi, bir bilinmezliğe doğru gittiği sırada Kadriye ana da; yanında getirdiği çocuklarının ve torunu Baran'ın bebeklik havlularından, Kendal'a kefen dikmektedir... Tam bu sırada, eline batan iğne yüzünden parmaklarından akan (bıçakla kesilmiş mübarek) kan damlalarıyla Kendal'ın temsili kefeni, annesinin kanıyla bezenmiştir...



Ve bölüm sonu...

Heyecan yok, rutin bir bölüm sonu gibi bir veda... Açıkçası, gelecek sezona dair hiç bir merak uyandırmadı bu veda... Kadriye ananın oğlunu öldürmeyeceğini ve buna bir şeyin ya da birinin (Murat) engel olacağını çok iyi biliyoruz... Bu arada; "Murat bir dahaki sezon yok ki yok ki.." diyenler... Muhtemelen, hiç olmadı iki bölüm daha var... Şerif Sezer'in bir röportajında final bölümü ardından, ekip dağılmadan iki bölüm daha çekeceklerini okudum zira, şimdiden yeni sezon için... Bu da demek oluyor ki, Özcan Deniz diziden ayrılmadan önce bir-iki bölüm daha görünecek... Sonra ya gerçekten ölecek ya da bir şeyler olacak ve Murat karakteri yine yok olacak. Ne olacak bilinmez ama Özcan Deniz dönmeden önce, büyük bir kısır döngüye giren dizinin, o yeniden gittikten sonra başladığı yere geri dönmesi ihtimali gerçekten can sıkmakta... 

Birazda oyunculuklara değinelim... Şerif Sezer bir oyuncu değil, bana göre... Oyuncu dediğin oynar çünkü, rol yapar... Bu kadar gerçekçi rol yapılabilir mi gerçekten?.. Neden böyle değerli sanatçılarımız dünya sinemasına açılamadı hiç bilmiyorum ama o elinde Oscar heykelciği, fink atanlara on basan oyunculuğuyla Şerif Sezer tam bir kıskanılası... Belki de Amerika'nın oyunudur bu... E malum Şerif Sezer, Hollywood'a düşerse, biliyorlar her akademi töreninin en iyi kadın oyuncusunun kim olacağını!.. Gözleri, mimikleri, hareketleri ve akıllara kazınan sözleriyle Şerif Sezer, dolayısıyla Kadriye ana dizinin en sevilen karakteri... Mesut Akusta, Kendal gibi Türk tv tarihinin en kötü üç adamından birini oynuyor yine bana göre... Ama bu karakterle, bizi dönem dönem aynı düşüncelere sevk etmeyi, hatta hak bile verdirtmeyi nasıl başarıyor bilmiyorum... Ben şahsen Kendal'ın durumuna az üzülmedim... Çünkü onun penceresinden baktığımızda çok haklı olduğu noktalar var... Murat ölmeyi, öldürülmeyi elbette haketmemişti ama dört dörtlük bir insanda değildi aslında, bize gösterilen Kendal'ın penceresinde... Ailesi tarafından hep şımartılıp, el üstünde tutulan Murat'ı kıskanmasın da ne yapsın Kendal?.. Tüm yük omuzlarında ve o savaşırken İstanbul'da bol paralı bir keyif yaşamakta Murat... Kim olsa katlanamaz bence bu duruma...

Ece Uslu... Dizinin başında onun yerine Şebnem Bozoklu düşünülmüş ve çekilen ilk bölümü beğenmeyen Şükrü Avşar, o bölümü çöpe atıp istediği dramsal etkiyi veremeyen Şebnem Bozoklu ile yollarını ayırıp; Ece Uslu ile anlaşmış.. Hatta, Murat karakteri içinde aynı şekilde ilk bölüm Bülent İnal seçilmiş ve yine ilk bölüm ondan istediğini alamayan Şükrü Avşar, Özcan Deniz'le bir bölümlük anlaşmıştı... Her ikisi de en doğru seçimlerdi... Ece Uslu gerçekten çok iyi bir oyuncu... Her sahnesi göz dolduruyor ve kesinlikle sırıtmıyor... Özcan Deniz bir ilk bölümde bir de son birkaç bölümde yer aldı... Onun olduğu bölümlerde reytinglerde zaten birinci olan yapıma tepki, izlenme oranlarında ki devasa artışla gösterilmekteydi... Özcan Deniz mıknatıs gibi, reyting çekmekteydi... 

Karagül, kesinlikle hikayesi ve bu hikayeyi anlatış biçimiyle, diğer birçok yapımın çok ötesinde... Öyle de iyi bir kast seçilmiş ki; konu sarpa sarsa, tekrara dönse, hatta ıssız acun kalsa(!) kotarmaktalar durumu... 

Bir diziyi yaratan senaristtir, o diziyi sırtlayan da yapımcı... Her ikisinin kahrını çeken ve en iyiyi vermeye çalışan ise yönetmendir... İzleyiciye sevdirecek olanlar da, malum oyuncular... Bu dizi bu sistematiği çok iyi yakalamış durumda... Senarist ve yönetmen üzerine düşeni yapıyor ve yapımcı Şükrü Avşar her zaman enselerinde daha iyisi için çabalamalarını sağlıyor... Oyuncularsa ortaya çıkan bu eseri, en iyi şekilde izleyiciye servis ediyorlar...

Bundan değil midir kırdığı tüm rekorlar?..

Sevgilerimle...
Beklenen Kral

twitter.com/BeklenenKral
BeklenenKral@gmail.com

Hiç yorum yok :

Yorum Gönder