3 Temmuz 2014 Perşembe

Ankara'nın Dikmen'i


En başından ön yargıyla yaklaştığım bir yapım daha... İlk bölümü izlediğimde de, ön yargılarımın kabul edilebilir çıkmasının verdiği hazzı anlatamam. Daha doğrusu aynı anda yayınlanmaya başladıkları, Kara Para Aşk ilk bölümünde öyle iyi bir yere oturmuştu ki seyir terasımda, Ankara'nın Dikmen'ine yer kalmamıştı orada... Tabi; "ilk bölümün günahı olmaz" felsefemi unutmuş olduğumu hatırlamam çok da uzun sürmemişti... 

Ankara'nın Dikmen'i, Ankara'da pavyonlarda, türkü barlarda şarkıcılık yapan Dikmen'in bir gece, çalıştığı mekanda kendisini izleyen tek müşterinin(!) yapımcı olduğunu söylemesi ve ona albüm çıkartacağı vaadinde bulunması sonrası, varı yoğu ne varsa satıp İstanbul'a, ünlü olmaya gelmesiyle başladı...  Çok zengin olacağı vaadinde bulunan (sözde) yapımcının sözüne güvenen Dikmen eşyalarını komşularına hibe etti ve evini de neredeyse yok pahasına satarak; sadece elinde kalan bavulu, elektro sazı ve ses sistemiyle İstanbul yollarına düştü. Elindeki tüm parayı da İstanbul'a geldiğinde, o sözde yapımcıya kaptırmasın mı?.. Dımdızlak ortada kalan Dikmen'in, acilen başını sokacak bir yer bulması gerekmektedir ve o yer çok da uzakta değildir. Dikmen, kuzeni Latif'le yarı hissesini paylaştıkları eve gidecek; tabi bunu öğrenen Latif'in karısı Tilbe ise bu durumdan hiç memnun kalmayacaktır...

Dizinin kadrosu; Bülent Emrah Parlak (Dikmen), Burak Kut (Latif), Gözde Kansu (Tilbe), Nazmi Kırık (Zirek), Serap Matyas (Tahliye), Merve Polat (Zeliş), Can Tolbas (Sonat), Şebnem Gürsoy (Dilek) ve Özlem Aydın'dan (Beste) oluşmakta... Oldukça sevimli olan bu kadronun hayat verdiği karakterler ise, dizinin izleme keyfini kesinlikle katlamakta...


Tilbe karakteri için Gani Müjde'nin ilk anlaştığı isim, Hande Katipoğlu'ydu. Hatta, onun yer aldığı fragmanlarda ekranlarda dönmeye başlamıştı ki; Hande Katipoğlu dizinin kadrosundan ayrıldığını duyurdu. Onun yerine ise, kısa süre önce Atv'de yayınlanan ve jürisinin egosuna yenik düşüp erken final yapan Veliaht programından, olaylı bir şekilde ayrılan Gözde Kansu ile anlaşmıştı Gani Müjde. Açıkçası ona da mesafeliydim ilk başlarda. Zira, Hande Katipoğlu'nun oyunculuğuna hayranım ve onun olmayacak oluşu da diziyle ilgili ön yargılarımı güçlendirmişti. Neredeyse başrol sayılabilecek bir karakterin oyuncu değiştirmesi de, dizi henüz yayınlanmaya başlamamış olsa bile sancılı olabilirdi. Eminin çekilmiş birçok sahneyi diğer oyuncular baştan çekmek zorunda kalmışlardı ve bu durumun yarattığı sinir harbini anlamamak imkansız... Sonuç olarak Gözde Kansu, açık söylüyorum mükemmel ötesi bir performans sergiliyor şuan dizide. Oynadığı karakterin şizofrenik ruh halini o kadar başarılı yansıtıyor ki, Tilbe'nin düştüğü durumlara gülsem mi, ağlasam mı şaşırıyorum. Hele o her bölüm istisnasız bayılmaları yok mu?.. Of off.. Kontrollü düşmese herhalde bu kadar bayılma sahnesi sonrası-ki onların birçok tekrar sahnesi de söz konusudur- insan beyin travması geçirir yani... 


Dikmen karakteri için seçilebilecek en iyi isim Bülent Emrah Parlak'mıydı tartışılır bir durumdu benim için. Daha farklı ve popüler bir isim seçilebilirdi düşüncesini taşımaktaydım onun için de. Ah bu ön yargılar!.. Ve yine yanılmıştım. Bülent Emrah Parlak bu karakter için biçilmiş kaftandı. Tek kusuru karakterin varoluş sebebi olan sazı çalamamasıydı. Onu da başka yollarla kotarmışlardı zaten. Dikmen'in o sert ve vakur duruşunu güzel bir şekilde yansıtan Parlak, sesinin ortalamanın üstü oluşuyla da saz konusundaki noksanlığını kapatmakta. Bunun yanında, karakterin doğallığı arada kıroluğa kaçsada, oldukça sevimli bir profili var diyebilirim Dikmen için...


Latif karakterinde Burak Kut'u izliyoruz. İzlemeye de doyamıyoruz... Latif karakterinin, karısına düşkün ve yine baskın karakterine esir halini çok güzel bir şekilde yansıtmakta Burak Kut. Bir orkestrada triangle(nedir?tıkla) çalan Latif'in, enstrümanına hayranlığı ve sadakati ise inanılmaz. Tabi bilmeyenler için; hiç bir orkestrada tek başına triangle için görevlendirilen bir sanatçı olmadığını ve vurmalı çalgılar ailesine ait olan aletin, diğer vurmalı çalgılarla birlikte bir grup halinde bulunduğunu ve bu enstrümanlar üzerine eğitim almış bir, iki bazen de üç ayrı sanatçı tarafından paylaşılan tüm vurmalı çalgılar ailesinde, yalnızca notası geldiğinde alınarak çalındığını hatırlatmakta fayda var.  Latif, kılıbık bir erkek gibi gözüksede, aslında kılıbık değil; eşine saygı duyan bir koca. Günümüzde böyle erkekler olmadığı için, sadece kılıbık gibi gözükmekte. Kendi ırkıma da hakaret ettikten sonra; Latif'in, Tilbe'nin aksine Dikmen'in varlığından oldukça memnun olduğunu ve evlerinde kalmasından hiç rahatsız olmadığını vurgulayayım. Arada, Tilbe'nin haşin kışkırtmaları(siz anladınız) sebebiyle evden göndermeye çalışsada, aklının kaydığı noktadan düştüğü hatadan dönmesinin uzun sürmediğini belirtebilirim. Kısacası Burak Kut döktürüyor, kardeşim!..


Tahliye, bana kalırsa dizinin iki ana komedi unsurundan birisi. Diğeri bir alttaki karakter analizimde gizli... Tahliye karakterine, oyuncu koçluğu da yapan Serap Matyas hayat vermekte. Özellikle gülüşüne hasta olduğum Tahliye'nin, Dikmen'e beslediği platonik aşkı gerçekten görülmeye değer. Onunla evlenmek ve çoluk çocuğa karışma hayalleri kuran Tahliye'nin, bu hayallerini gerçekleştirmesi biraz güç olsada, bu sapkın platonik aşık hallerini seyretmenin zevki paha biçilemez. Dizide en çok güldüğüm iki isimden birisi zira, paragraf başında da belirttiğim gibi... Serap Matyas çok iyi bir iş çıkartmakta bu karakterin üzerinde. Boşuna oyuncu koçluğu yapmıyor yani... Koçlar gibi gösteriyor maharetlerini...


Zeliş!.. Hastasıyım... Ben böyle deli dolu, atarlı, sevimli, saf, sevecen ve aynı zamanda cadaloz başka birisini görmedim. Zirek'in başına tam bir bela olan Zeliş karakterini izlemek için dahi oturabilirim ekran başına. Bir karakter bu kadar mı güzel  yansıtılır, oynanır?.. Merve Polat'ın oyunculuğunu ilk defa izliyorum. Daha önce bir yerlerde oynadıysa, üzgünüm gözüme ilişmemiş ama bundan sonra nerede görsem takip ederim kesinlikle... Aslında oldukça itici olan bir çok huyu içinde barındıran Zeliş karakterine bile, hayran olmamızı sağlıyorsa bir oyuncu; varın siz düşünün daha ne maharetler barındırıyordur içerisinde... 


Zirek... Saf ve sevgi dolu bir taksici... Dikmen'in en iyi dostu ve iş birlikçisi olan Zirek, Zeliş ile evlidir ve ondan çekmediği kalmamıştır. Üç çocukları olan ve üstüne dördüncüye hamile Zeliş'le baş etmenin imkansızlığına rağmen her istediğini yapmaya çalışan Zirek'e oldukça acıyorum aslında. Nazmi Kırık'ın hayat verdiği karakter gerçekten çok sevilesi ve Nazmi Kırık'ın oyunculuğu da kesinlikle on numara. Diyarbakırlı olan Zirek'in, her hafta Zeliş tarafından itildiği bir başka maceranın içerisinde izlemek oldukça keyifli...


Evin oğlu Sonat... Annesinin sosyete ve  modern hayata adapte etmeye çalıştığı hayatlarının en büyük acısını çekenlerden birisi Sonat. Genelde kendisinin fikir üretmesine izin verilmeyen Sonat, asil ve soylu olan(!) annesi Tilbe tarafından yine asil ve soylu geleneklerle büyütülmeye çalışılmakta ve bu konuda da en büyük düşmanı gelenekselci Dikmen olmakta... Çocuğun Dikmen'le geçirdiği her macera sonrası fabrika ayarlarına dönmesi için pedagoga gitmek zorunda olması bile Tilbe'nin nasıl bir anne olduğunu gözler önüne serer nitelikte. Can Tolbas'ın hayat verdiği tatlı Sonat'ı izlemek oldukça keyifli. Tolbas'ın üstesinden rahatlıkla geldiği bu karakterle, bundan sonrası için kesinlikle önü açık gözükmekte...

                         


Dilek ve kızı Beste çok sık senaryoda sahne bulamasada, başarılı oyuncular tarafından canlandırılmakta. İlk birkaç bölüm Nurseli İdiz tarafından canlandırılan Dilek karakterine, şimdilerde Şebnem Gürsoy hayat vermekte. Özellikle birçok filmde duyduğumuz, kulağımıza pelesenk olmuş sesiyle tanıdığımız Gürsoy, kesinlikle başarılı bir iş çıkartmakta. Dikmen'in aşk beslediği, Tahliye'nin bir numaralı düşmanı olan Beste'de; Özlem Aydın tarafından canlandırılmakta. Dikmen'în ona olan aşkına karşılık boş olmadığı izlenimini veren Beste ile Dikmen'in arasında bundan sonra neler geçer bilinmez ama başlarında her zaman bir Tahliye faktörü olacağını bilmek, oldukça keyifli!..

Her hafta ayrı bir maceranın içinde gözlerini açan karakterlerimiz, en baştaki ön yargılarımı ikinci bölümle birlikte yıkmayı başardılar ve izlemesi oldukça keyifli bir dizi ortaya çıkartan Gani Müjde'yi tebrik etmek kesinlikle şart. Yapımcılığını üstlendiği birçok yapım, "beğenmezük"çülerin eleştirilerine hedef olsada, aldığı reytinglerle onlara kapak yapmakta. Şahsen reyting sisteminin adaletsiz olduğunu düşünen beni bile, sevindiren birkaç olumlu yönünden birisi de bu. 

Ankara'nın Dikmen'i, birkaç saatliğine de olsa hayatın stresinden uzaklaşmak ve kafayı dinlemek için dahi izlenecek bir yapım ve her hafta bizi sürüklediği farklı ve komik maceraları bir sonraki haftayı merakla beklememizi sağlıyor. Umalım da üzerimizdeki sihri her zaman böyle sürsün...

Sevgilerimle...
Beklenen Kral

BeklenenKral@gmail.com

2 yorum :