31 Temmuz 2014 Perşembe

Güzel Köylü: Usta bir kadro


Her hafta izlemesi daha da keyifli bir hal alan, karakterlerin sıcaklıklarının televizyon ekranlarından taştığı ve en önemlisi gerçek ustaların buluştuğu bir yapım Güzel Köylü. Hikayesinin işleyişi bir köy ortamı ve yaşamını en iyi şekilde gösterirken, baymıyor. Ayrıca, tüm karakterler artık diksiyon problemini çözdüğü için kulaklarımızda tırmalanmamış oluyor...

Gül, Nihal ve Sude üçlüsü köy yaşamına iyice adapte oldular ancak, köy ahalisinin özellikle; Yusuf'un ailesinin onlara alıştığı ve kabullendikleri pek söylenemez. Ayrıca, bundan sonrası için kabulleneceklerini de hiç zannetmiyorum. Zira, Gül ile Cemal arasında yavaş yavaş filizlenmeye başlayan aşk meyveleri Kamuran'ın; muhtar Niyazi ile Nihal'in arasında geçenler ise Niyazi'nin eski flörtü Nurten'in gözünden kaçmamaktadır. Her fırsatta bir dolap çevirme peşinde olan Nurten ve Kamuran ikilisinin çevirdiği bu dolaplarsa bir bir ayaklarına dolanmaktadır...

Beşinci bölüm
Beşinci bölüm, aslında bir yanlış anlama ile başlamıştı... Cemal, Gül'e inek sağmayı öğretirken aniden huysuzlanan inekten korkan Gül, Cemal'in üzerine düşüvermiştir. Bu sırada samanlığa gelen Kaan ve Kamuran ikilisinin onları o vaziyette görmesi, bir sürü yanlış anlamayı da beraberinde getirmiştir. 

Niyazi ise halen Nihal'i her gördüğü yerde kekelemeye devam etmektedir. Aşkın bir getirisi olarak, yaşadığı heyecanla onu gördüğü her yerde kekelemeye başlayan Niyazi'nin, bundan sonra başına gelenlerse pişmiş tavuğa taş çıkartır cinsten kesinlikle. Nihal'i muhtarlığın önündeki çardaklıkta oturmaya davet eden Niyazi, halen iki kelimeyi bir araya getirememektedir. Bunu gören ve hemen bir çare üreten köyün deli bilgesi Hikmet ise ona özel bir su getirmiştir. Sorunu hemen çözülsün diye sudan fazlaca içen Niyazi, ilk vukuatını gerçekleştirmiştir... Yeri göğü inletir, fırtınalar kopartır cinsten Nihal'in yüzüne yüzüne geğirip; kadının saçlarını bu geğirtinin şiddetiyle uçurmaya başlamıştır.. .Bu geğirti o kadar şiddetlidir ki, ister istemez tüm köy ahalisi bu manzaraya tanıklık etmiştir. Tabi hiçbirisinin çilesi, Nihal'in çilesiyle örtüşemez bence... Allahtan Nihal oldukça anlayışlı bir kadın da, bu durumu önce şaşkınlıkla olsa da, daha sonra gülerek karşıladı...

Çardağın ziyaretçileri ise bitmemektedir. Hüsnü, daha önce tanışmadığı Nihal'le tanışmak için çardağa gitmiş, üzerine de bir güzel kurulmuştur. Kendisine de iyi geleceği düşüncesiyle, Hikmet'in hazırladığı "rahatlık" veren suyu içen Hüsnü ise her şeye hüngür hüngür ağlamaya başlamıştır... Ahmet Mümtaz Taylan işte, tam burada oyunculuğunu konuşturmaktaydı. Bu kadar gerçekçi bir oyunculuk sahnelemesi, inanılmazdı... Bu arada Niyazi de ona katılmasın mı?.. İkili koyun koyuna vermiş, hüngür hüngür ağlamaya başlamışlardır...


Bu suyun etkisi Hüsnü'de yalnızca onu ağlatmakla sınırlı kalmamıştır. Kızdığı ve "olmaz" dediği her şeyi, kabul etmeye başlamıştır. Önce, Celal ve Ayten ikilisini evde şarkı söylerken basmış ve normalde kıyametleri kopartması gerekirken alttan almıştır. Daha sonra ise her şeye ağladığını öğrenen Yusuf, eve gelip onun bu duygusallığından faydalanarak kızı Kamuran'ı tekrar istemeye çağırmış ve artık Cemal'i Sultan ananın torunu Gül ile evlendirmek isteyen Hüsnü, bu teklifi kabul etmiştir. Her iki seferde de, içinden kızmak ve reddetmek gelmesine karşın, böyle tepki veremediğini ise yine ağlayarak dile getirmiştir... Tabi ilacın etkisi elbet geçecektir...

Kaan, samanlıkta gördüğü manzarayı yanlış yorumlamış ve bu manzara karşısında artık köyde kalmaması gerektiğine inanmaktadır. Niyazi'ye gidip, köyden ayrılacağını söylemiştir ama Niyazi her şeye ağladığı gibi hıçkıra hıçkıra buna da ağlamaya başlamıştır ve Kaan bu beklemediği tepki karşısında bir süre daha köyde kalmaya karar vermiştir...


Sultan anaya ortaya çıkan yanlış anlaşılmayı anlatan Gül ise beklemediği bir tepkiyle karşılaşmıştır. Sultan ana bu manzara için ona kızmamıştır ancak, Cemal'in onların işçisi olduğunu ve davulun bile dengi dengine çaldığı dünyada aralarında bir ilişkinin olmaması gerektiğini vurgulamıştır. Burada ise asıl vurgulamak istediği, Gül'ün dedesi yani Rifat'a hiç olmayacak bir şekilde gönül vermiş kendisinin başına gelenlerdir... Aynısını torununun da yaşamasını istememektedir haklı olarak Sultan Ana...

Akşam ise beklenen olmuş ve ilacın etkisi geçmiştir... Yusuf eve gidip, Hüsnü'lerin yeniden Kamuran'ı istemeye geleceğini söylemiş ve hepsi hazırlanmış onları beklemektedir ancak, ne gelen ne de giden vardır ortalarda. Yusuf sonunda dayanamamış ve Hüsnü'yü aramıştır ancak, Hüsnü çoktan ilacın etkisinden çıkmıştır ve Yusuf'a, Kamuran'ı istemeye gelmeyeceklerini söylemiştir... Bahanesi de, "ben bu akşam demedim, bir akşam geleceğiz" dedim olmuştur. Bu Hüsnü, akıllı adam vesselam... Zira bu söz sonrasında, Yusuf'u yanlış anladığına ikna etmeyi gayet başardı...


Kaan'ın yeni taşındığı eve giden ve Gül konusunda ağzından laf almaya çalışan Cemal ve Niyazi ikilisi ise olayı başka bir boyuta taşımaya niyetlenmiştir. Kaan'ın protein tozlarını gören Cemal'in bu şekilde kas yapılamayacağı, ancak kendisin doğal güçlü olduğunun havasını atması; ortamı bir anda germiş ve Niyazi birbirine kafa tutmaya başlayan bu ikilinin bir düelloyla güçlerini kanıtlamaları teklifini ortaya atmıştır... Köyün meydanında bilek güreşine tutulan ikilinin bu mücadelesinin sonucu bir sonraki bölüme kalmıştır...

Altıncı bölüm

Altıncı bölüm, geçen bölümde yarım kalan Cemal ve Kaan'ın bilek güreşi sahnesinden başlamıştır. Her ikisi de son güçlerini ortaya koyarak diğerini tuş etmeye çalışmaktadır ancak, Cemal birden güçten düşerek yenilmiş ve depderin bir uykuya dalmıştır... Kaan gücünü ispatladığı için çok sevinmiştir fakat durum göründüğü gibi değildir. Cemal'in kendini ezik hissetmesi sonrası Kamuran'a geri dönebileceği fikrine kapılan Nurten, hazırladığı portakal suyunun içerisine bir sürü uyku hapı koymuş ve bunu bilek güreşi yapmadan önce, Cemal'e içirmişlerdir Kamuran'la birlikte...


Ortada bir güreş masası varken, iki birbirine dost görünen düşman; Yusuf ve Hüsnü ikilisi eksik kalır mı bu kendini ispatlama yarışından?.. Elbette, hayır... Şimdi güreş sırası ikilimizdedir ancak, inatları gibi güçleri de birbirine eş olan Hüsnü ve Yusuf, akşam olmuş halen birbirlerine galip gelememişlerdir. En sonunda köy ahalisi duruma el koymuş ve ikisinin ellerini birbirlerinden ayırmıştır. E koca bir gün dikili kalan eller ise kitlenmiştir haliyle... Hüsnü, Dudu'nun müdahalesiyle kolunu boynundan askıya almıştır ancak, Yusuf'un işi bundan sonrası için hiç de kolay olmayacaktır. Kolunu iyileştireceği vaadinde bulunan damadı Bünyamin'in zeytinyağlı masajının bir işe yaramaması, başka bir yol denemek istemesine sebep olmuştur. Bu yolun sonundaysa, Yusuf'un kolundaki kasılma düzelmiş ama bu seferde tamamen tutmaz hale gelmiştir...


Bu arada bir konudan yakınmak istiyorum. Övüyorum falan ancak, bir konuda senaryonun çok saçmaladığını düşünmekteyim... Nihal'in insanlara olan iyimser yaklaşımının çok kötü bir şekilde kullanıldığını görmeye başladım ve karakterin bu yönüyle, benzetilmeye çalışılan profil gerçekten çok ama çok ağır. Niyazi ile olan iyimser durumunu anlarım ancak, karakterin her karşılaştığı evli/bekar tüm erkeklere meyil veriyormuş gibi gösterilmesi gerçekten çok saçma. En son Muğla'ya gitmek için dolmuş beklediği sırada yanına gelen Bünyamin ile lüzumsuz bir samimiyete girmesi, şehirde birlikte sahile gitmeleri ve akşam da ertesi güne randevulaşmaları ne manaya geliyor, senarist farkında mı acaba?. Değilse, bir gayret artık farkına varsın rica ediyorum. Karakteri bu kadar itibarsızlaştırmayın...


Gelelim, Nurten'in Cemal'e oynadığı oyunun aydınlanmasına... Cemal'in başına gelen durumun içinde bir iş olduğunun bu meyve suyunu gören Bünyamin'in zor şer Nurten'in elinden alıp içmesi ve sonunda uyuyakalması ile anlaşılmıştır. Tabi bunu anlayan kişi Niyazi'dir ve köye rezil olan Cemal'i bu durumdan kurtarmak da ona düşmüştür. Niyazi, muhtarlığa çağırdığı Nurten'in üzerindeki etkisini kullanarak onu konuşturmuş ve ilaçlı meyve suyu hazırlayıp Cemal'e içirdiğini itiraf ettirmiştir. Ama bu itirafı yalnızca Niyazi'ye değil, muhtarlıktaki diyafon aracılığıyla tüm köye etmiştir. Bu itiraf sonrasında ise Cemal kızını nikah masasında ortada bıraktı diye olay çıkartan Yusuf'la, onuru ayaklar altına alınan oğlunun durumunun eşitlendiğini söyleyen Hüsnü; artık asla KamuranCemal'e almayacağını dile getirmiştir... Anlayacağınız, Cemal için bir taşla iki kuş vurdu diyebiliriz. Hatta bu taşı atan da kendisi değil, Niyazi'ydi...

Köye hiç gelmek, geldiğindeyse ilk uçakla geri dönmek istiyordu en başında Sude; ama şimdi burada bulunmaktan ve bu doğal ortamın içerisinde yaşamaktan o kadar mutlu ki, artık dönmek istemiyor İstanbul'a... İstanbul'da telefonu, bilgisayarı ve tabletinden bir türlü ayrılamayan Sude, alıştığı köy yaşamında artık sürekli hayvanlarla ilgilenmekte ve gitgide elektronik merakından uzaklaşmaktadır. O uzaklaşmaktadır ama başka birisi bu elektronik konularına fena merak sarmaya başlamıştır... Kim mi?.. Elbette, Sultan ana... İşine gelen her şeyi hatırlayan ama işine gelmediği zamanlarda unutkan rolü yapan ancak, her seferinde kameraya yani bize dönüp göz kırparak rol yaptığını gösteren Sultan ana; Sude'nin tabletini elinden düşürmemektedir. Sude gerçek çiftlik yaşamına merak sarmışken, Sultan ana sanal çiftlik yaşamının tam kalbine düşmüştür. Elinde her an tablet çiftliğiyle ilgilenmektedir. Öyle ki, geceleri uyurken bile tableti yanında götürmektedir... Komik kadın vesselam Sultan ana...

İneklerden daha fazla verim alınması noktasında daha önceden okuduğu bir yazıya istinaden Gül, ineklere klasik müzik dinletme fikrini Cemal'e benimsetmiş ve bu resital sonrasında inekler, yüzde yirmi beş daha fazla süt üretmişlerdir... Bunu öğrenen Yusuf ise bir kumpas kurmaktadır. Kaan'ın protein tozlarının, kas yaptığı gibi erkeklik hormonu da salgıladığını düşünen Yusuf; ineklere bu proteinden içirip onların sütten kesilmesini istemektedir. Ahırda tam bu kumpası uygulayacakken Cemal'in ortada belirmesiyle şoka girmiş ve kıvırmanın yollarını ararken altıncı bölüm de sona ermiştir...

Son olarak...
Güzel Köylü, hikayesiyle bu ortamda çekilen diğer köy dizilerinden oldukça farklı bir gidişata sahip. Bunda öncelikli en büyük pay, gerçekten çok ama çok usta isimleri kadrosunda barındırıyor olması. Televizyon dünyasında projelerin aslında şansa ihtiyacı vardır ve Güzel Köylü için şans, anlaşılan bu kadar usta oyuncunun bir araya gelmesi oldu. Bize de diziyi izlemek için güzel bir bahane değil mi zaten bu?..

Sevgilerimle...
Beklenen Kral

twitter.com/BeklenenKral
BeklenenKral@gmail.com

4 yorum :

  1. Yazi icin oncelikle tesekkurler elinize saglik.
    Nihal karakteri konusunda haklisiniz. Iyi niyetli ve saf bir karakter yaratilmaya calisilmis gibi ama kardesleriyle konusurken son derece akilli, ortamda ne olup bittigini, diger insanlarin dusunce ve duygularini dahi net anlayabilen biri, evli bir erkegin ona yaklasma cabalarini nasil anlamaz? Bu kisim cok sacma. Ayrica erkeklere hitap sekli de degisik. Sehirli kadinlar boyle rahat ve samimi mi denilmek isteniyor acaba?
    Onun haricinde hersey guzel. Bu arada Sude de Cemal'in kardesine aşık olacak galiba. Daha da eglenceli olacak galiba dizi :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Aynı şeyleri düşünüyor olduğumuza sevindim. Açıkçası dizide göze batan tek konu, Nihal karakterinin gidişatı. Kadını düşürdükleri pozisyon çok amaçsız bence ve gideceği bir nokta da yok bu karakterin. Şehirli kadınlara bir gönderme olabileceği gibi köylü erkeklere de bir gönderme olabilir bu. Ama kimseye bir şey göndermesinler rica ediyorum. :)

      Sude'nın Cemal'e karşı bir şeyler hissedeceği kesin de, Cemal'in Ayten'di sanırım sevdiği kız; onu bırakıp Sude'ye gider mi bilemiyorum. Bakalım görücez. :)

      Yorumunuza teşekkürler,
      Sevgiler...

      Sil
  2. Sezonun en matrak dizisi.

    YanıtlaSil
  3. Kış sezonunda da devam etmesini istiyorum ama nasıl olacak

    YanıtlaSil