22 Temmuz 2014 Salı

Kaçak Gelinler: Değişen aşk dengeleri


Maceranın hiç bir zaman bitmediği ve her hafta üzerine; biraz daha aksiyon, heyecan ve komedinin eklendiği bir yapım Kaçak Gelinler... Ulan İstanbul'la birlikte, şimdiden kış sezonuna taşacak olduğu garanti olan dizinin, bu başarısındaki en büyük pay bana sorarsanız; senarist Engin Elgün'de... Nasıl her karakterin, ayrı dizilere konu olabilecek; bu kadar derin hikayeleri olabilir ya da nasıl her karakter aslında dizinin başrolü olabilir?.. Bunu başarmak büyük güçlük isterdi ve Elgün'ün kaleminden ortaya çıkan hikaye ise güçlüklere nasıl karşı gelinebileceğinin en büyük göstergesi gibi...

Kaçak Gelinler'e her analizimde farklı bir pencereden yaklaşmaya ve bütünü öyle oluşturmaya çalışıyorum. Dizinin bitmek bilmeyen pencereleri arasında mekik dokumaktan inanın çok ama çok zevk alıyorum... Bu hafta ise karakterlerin özellikle son iki bölümde, değişen aşk dengeleri üzerinden yazımı kaleme alacağım. Tabi bu süreçte geçmiş bölümleri de göz ardı etmeyeceğim... 

Şebnem, Selim ve Arda

Şebnem, ilk bölümlerde yaşadığı terk edilme sancılarının çok gerisinde bir hayat sürmekte artık. Arda'ya oynadığı hamilelik oyununu itiraf etmesi sonrası, nikah masasında bırakılmış ve Arda'yı yeniden nikah masasına oturtmak için İstanbul'a gelen kız artık çok geride. Hem artık hayatında Arda'ya da yer yok Şebnem'in. Arda'nın misyonu bundan böyle, yalnızca Selim'i kıskandırmaktan ibaret... Selim'le çatışmalarından doğan filizlerin aşktan başka bir şeyin habercisi olmadığı görülürken; biri ukala diğeri egoist ikilimizin yan yana geldikleri her fırsatta birbirleriyle didişmelerinin verdiği seyir keyfi inanılmaz. 

Geçtiğimiz bölümde, Seniha'nın evdeki otoritesini yumuşatmak için girdiği iddianın sonucunda, avucunun içine aldığı Selim'le gününü gün eden Şebnem'in; girdikleri iddianın gece yarısı olduğunda bitmesiyle, Selim tarafından arabadan indirilmesi kaçınılmaz bir sondan başkası değildi. Birbirlerinden hiç hoşlanmıyormuş gibi tepkili gözüken ama asıl verdikleri bu tepkilerle birbirlerinden hoşlandıkları belli olan Şebnem ve Selim'in; Arda'nın kafasına dank etmesi sonrası, Şebnem'i geri istemesi üzerinden yaşayacakları aşk merak uyandırmakta. Arda'nın kafasına bir şeyler dank etmiş ama Şebnem'in bundan sonra onu yanında sevgili olarak görmek isteyeceğini hiç sanmıyorum. Ukala mukala ama koluna takacağı Selim olacak mutlaka... Bir önceki yazımda da belirttiğim gibi, eğer sevgili olduklarında; bu didişme sahneleri ortadan yok olacaksa, aman aman asla birleşmesinler. Bu seyir keyfinden mahrum bırakılmayalım kesinlikle...

Almilla, kurduğu hayaller ve Özgür

Almilla, on yılı geçkin süredir sadece bir isme aşık olmuş ve onu hayallerinde doruk noktasına taşımıştır. Hayallerindeki bu erkek kusursuzdan da öte bir karakterdir ve Arif'i bulmak onun için kaçınılmazdır. Onun hikayesi böyle başlamıştı ama İstanbul'a gelişi sonrası yaşadıkları; bunun tam tersi bir hikayeye işaret etmekteydi... İzmir'den, İstanbul'a gelişlerinde iki kere çarpıştığı ve daha sonra baharatçı olduğunu öğrendiği Akif Tatlıcı'nın sandığı dükkanda da karşısına çıkan bu adam; kendisinin Akif olduğunu söylemekteydi. Bu kadar tesadüf üst üste olamazdı. Yıllardır hayallerinde kurduğu adam tam karşısındaydı ve onun körü körüne bağlı olduğu şey; o karakterden başka olarak isminin, Akif olmasıydı... Ancak, Akif sandığı kişi, gerçek kimliğini söylediğinde; bu güzellikten mahrum kalacağını bildiğinden her şeyi ondan saklamaktaydı. Gerçeği söylemek için her cesaret ettiğinde, Akif değilse bu ilişkinin mümkün olamayacağını duyması; onu hem üzmekte, hem de gerçeği söylemesini geciktirmekteydi... 

Ama Almilla'nın telefonu bir gece ansızın çalmıştı ve karşısındaki kişi; gerçek Arif Tatlıcı'dan başkası değildi... Bunun şokunu üzerinden bir türlü atamayan ve gerçek Akif Tatlıcı'yla karşılaştıktan sonra girdiği ikinci bir şokla inandığı tüm değerleri yitiren Almilla'nın çaresizliği gerçekten çok fenaydı.. Motosikletiyle kaza yapan Özgür'ün gerçek kimliğiyse, bundan sonra ortaya çıkmıştı. Bunca zaman Akif sandığı kişinin ismi Özgür'dü ve ona çok ama çok kızgındı. Kolay değil, kandırılmıştı zira. Hem de, en hassas olduğu noktadandı bu kandırılma... Bunca yıldır hayallerinde yaşattığı Akif'i bulduğunu zannederken, karşısındakinin başka birisi çıkması ve gerçek Akif'le tanıştığında; hayallerinde kurduğunun tam tersi bir karakterle karşılaşması, İzmir'e dönmesi için oldukça yeterli gerekçelerdi... Hüzünlü bir vedanın ardından, gitmişti artık ve Özgür'de yetişememişti bu vedaya... Almilla'nın düşen enerjisini yükseltmek için yaptığı şey bir yoga merkezine gitmek oldu. Dışarıyla tüm iletişimini kesmesi gerekiyordu ama o hangi terapi yöntemini denerse denesin, Özgür'ü düşünmekten kendisini alıkoyamıyordu... Ve en sonunda, Kainat'ın sürpriz doğum günü gecesinde, ikinci bir sürpriz olarak, kızların ve Özgür'ün karşısında belirmişti... Evet, Almilla geri gelmişti...

Kainat, Ege ve Can'ın aşk üçgeni

Kainat da aslında Almilla gibi bir hayalin peşindeydi hep. Almilla bir ismin, Kainat ise ismi ve cismi belli ama karakteri yerlerde Ege'nin peşinden gelmişti İstanbul'a... Kainat'da, Almilla'da platonik aşıklardı yine... Almilla yalnızca bir isme, Kainat ise liseden beri hasretini çektiği Ege'ye platonik aşıktı. Her ikisinin de arzuladığı erkeklerin bu aşklardan haberi yoktu. Hatta birinde, ortada haberi olacak bir kişi bile yoktu... Kainat tam evlenmek üzereyken, nikah masasından onun için kaçmış ve ailesi dahil herkesi karşısına almıştı. Ama İstanbul'a gelip de karşılaştığı manzara, yıllardır hasretini çektiği manzaranın çok dışındaydı... Ege, lisede olduğu gibi yakışıklı, çekici ve karizmatikti ama ünlü olmanın peşinde gezen ve bu uğurda kendinden yaşça büyük bir kadının duygularıyla oynayan bir erkekti. Kainat, başlarda bunu anlamamıştı ancak, anladığındaysa; Ege ile arasındaki ipleri kopartmakta hiç tereddüt etmemişti de.. Grubun en istikrarlı ve dik duruşlu kızı olan Kainat'ın parıltısı, Ege'nin gözlerini kamaştırmaya başlamaktaydı ama onun gözünü boyamak için parıltıdan daha ziyade; yeşil kağıt parçalarına ihtiyaç vardı... Hem Kainat'ı hem de Nermin'i idare etmenin peşinde olan Ege'nin, Nermin'in son model araba sürpriziyle gözü yeniden boyanmış gibi görünmekteydi ancak, o halen Kainat'ı da elinde tutmanın savaşını vermekteydi...


Kainat'a beslenen en saf aşksa, dizinin en sade ve dost canlısı karakteri Can'a ait kesinlikle... Dizinin ilk bölümünde, çekmek istediği bir belgesel uğruna kızları çalıştığı kanala meze yapmıştı ancak, bundan duyduğu pişmanlıkla daha sonra attığı adımlar; kendisini affettirmek için yetmişti... Kainat'ın başı her sıkıştığında, her zora düştüğünde aradığı isim artık Can'dı ve Ege'nin sahte aşk oyunlarının gölgesinde; o da Can'a ilgi duymaya başlamıştı... Tabi ortada çok bilinmeyenli bir aşk üçgeni var ve bu aşk üçgeninin, daha sonra nasıl bir şekil alacağı şuan için hiç net görünmüyor. Zira, Ege'nin kolay kolay Kainat'dan vazgeçeceğini zannetmiyorum. Bunun yanında Can'ın da, beslediği saf aşktan geri duracağını sanmam. Durmasın da zaten!.. Ege paranın kölesi olmuşken, Can'ın saf aşkı galip gelmeli bu üçlünün hikayesinde kesinlikle... 

Son olarak...
Şebnem, Almilla ve Kainat; İstanbul'a geliş amaçlarından çoktan sapmışlardı. Üçü de artık tamamen başka amaçlar uğruna savaş vermekteydi ve aşk beslemeye başladıkları isimler; bambaşka kişilerdi. Hikaye başladığı yerden çok farklı bir noktada şimdilerde ve bundan sonra izleyeceğimiz her bölümde; netleşecek o noktaların izinde, güzel aşkların filizlenmesine tanık olacağız kesinlikle...

Sevgilerimle...
Beklenen Kral

BeklenenKral@gmail.com

Hiç yorum yok :

Yorum Gönder