20 Ağustos 2014 Çarşamba

Ruhumun Aynası: Arşivin tozlu rafları


Klasikleşen dizi kıyımlarından birini izlemek için oturmuştum dün akşam ekran karşısına... Oldukça başarılı bir hikaye ve oyunculukların olduğu Ruhumun Aynası'nın erken finali yayınlanacaktı... Yaz sezonundan, kışa sarkamayacağını tahmin ediyordum ama bu alelacele bitirmeyi anlamakta oldukça zorlandım ben. Elbette bu duruma alışmış olmalıydım şimdiye çoktan. Bugüne kadar kaç ekran kıyımına şahitlik ettiğimi hatırlamıyorum bile zira... O kıyımlardan biri bu sefer, Ruhumun Aynası'nı seçmişti sadece...

Ruhumun Aynası, dün akşam yayınlanan yedinci bölümüyle ekran macerasını sonlandırdı. Mahalle dizisi olan ve bununla bir sinerji yakalamaya çalışan yapım, çok da şans tanınmadan reyting canavarına meze yapıldı. Sonuç olarak ortada, yine kızgın seyirciler ve ekmeğinden olan bir sürü çalışan vardı... Gecenin heştegi(hashtag)'de #Mutluson'du. Tabi mutlu son yalnızca dizideki karakterleri vurmuştu... 

Genel bakış
Fox TV bu yaz ekrana üç yeni yapım sürdü. Ruhumun Aynası, Kocamın Ailesi ve Kiraz Mevsimi... Üçü de yayınlandıkları ilk hafta oldukça düşük reytingler almıştı. Tabi bu aşılamayacak bir şey değildi. Yalnızca, seyirci tarafından hikayelerin benimsenmesi gerekmekteydi. Nitekim ikinci haftadan itibaren, Kiraz Mevsimi ve Kocamın Ailesi için durum değişti. İkisi de ilk hafta aldıkları düşük reytinglerin ardından, ikinci haftadan itibaren birinciliği kimseye kaptırmamaya başlamıştı. Ruhumun Aynası için ise durum pek parlak görünmüyordu... Reytingler yayınlandığı diğer haftalarda da, ilk haftadan pek farklı değildi... 

Hikayenin gelişimi
Aslında, izleyicinin kendisini kolay adapte edebileceği bir yapımdı. Klasik bir mahalle dizisi ve bu mahallede yaşayanların etrafında şekillenen komik hayatlar... İlk bölümü de gayet başarılıydı. Zengin bir semtte başlayan hikaye, çok güzel bir "u" dönüşüyle normal bir mahalle yaşamına geçiş yapmıştı. Girdiği küçük çaplı bunalımın sonucunda yardımcısının yaşadığı mahalleye, farklı bir ortam görsün de kafası dağılsın diye giden Elçin, bu mahalleye ve insanlarına hayran kalmıştı. Bir yangında kül olan kliniğini ise bu mahalleye taşıyacaktı... Tüm yakın çevresi ve özellikle de bu mahallede yaşayan yardımcısı Gülpare ona engel olmaya çalışmıştı ama ne çare... O çoktan kararını vermişti. Artık, bu mahallede psikiyatristlik yapacaktı...

Mahalleli, "biz deli değiliz" naraları eşliğinde daha ilk anda bu kliniğin açılmasına tepkilerini koymuştu ama bu çok da uzun süreli bir tepki değildi. Zaten bunu yapan da, Fikriye'nin gazladığı Nezaket'den başkası değildi... Yeni gelen psikiyatristle oldukça yakından ilgilenen oğlu Kemal'in, uzun yıllar önce yine böyle şuh bir kadına vurulması ve ardından yaşadığı terk edilme sancılarının nüksetmesinden korkuyordu... Zaten oğluna gelin adayını da çoktan seçmişti. Mahallenin genç ve hanım hanımcık kızı Ebru, en ideal gelin adayıydı. Ebru'nun da gönlü zaten Kemal'deydi. Ama Ebru'da gönlü olan Kemal değil, Gülpare'nin kardeşi Çetin'di. Anlayacağınız ortada platonik bir aşk serisi vardı. Bunun üstesinden gelmek de kimse için kolay olmayacaktı... Elçin için bile... 


Elçin, hem mahalleye adapte olmaya çalışıyor hem de mahalleliye yardımcı olmak için çabalıyordu. Ama gelenlerin çoğu, meraklı ve dedikoducu mahalleliden başkası değildi. Ancak, zamanla yıkılan tabularla, mahalleli yavaş yavaş ona kendisini açıyordu. Bunların en başında da Gülpare'nin annesi Fikriye ve babası Muhittin gelmekteydi. Çok uzun yıllar önce birbirlerinden boşanmadan ayrılan ikilimiz, hiçbir şekilde geçinemiyordur. Sürekli birbirlerinin kuyusunu kazmaları yetmiyormuş gibi bu buhranların içerisine çocuklarını da çekiyorlardı. En sonunda Elçin duruma el koyduğunda ise aslında pek de düzelen bir şey olmamıştı. İkilimiz yine birbirlerini yemekten geri durmuyordu. Sadece çıkarları birbirine paralel olduğunda, her konuda mutabakata varabiliyorlardı.  En sonunda ikilimiz arasındaki bu itiş kakış özellikle son üç bölümde farklı bir yola sapmaya başlamıştı. Hatta yedinci ve çakma final bölümünde, birbirlerine eski duyguları bile kabarmıştı ama bu cilveleşmelerin devamını görmek bizler için mümkün değildi artık...


Gülpare ise mahalleden uzatmalı sevgilisi Cengiz ile ilişkilerini resmiyete dökmenin derdindeydi ama ne çare. Cengiz evlenme fikrinden hoşlanmıyordu. Hafif de dolambaçlı bir karakterdi ve idealist bir çizgi yakalaması mümkün görünmüyordu. Gülpare gibi birisinin Cengiz'de ne buluyor olabileceğini ilk iki bölümde çokça sorgulamıştım ama cevabı basitti... Aşkın gözü kördü ve Gülpare'nin, karakterini çok iyi bildiği halde ondan vazgeçmesi imkansızdı. Yine de birliktelikleri oldukça sevimli yansımaktaydı ekrana. Her ikisinin de başarılı oyunculukları, aşkın nelere karşı durabildiğini gösterir nitelikteydi. Zira bu aşk, çok yakışıklı ve zengin bir görücü adayını bile istemeyecek kadar şiddetliydi... 

Elçin ile Kemal arasında ise Nezaket'in o hiç istemediği aşk yavaş yavaş başlıyordu... Bu arada Kemal'in peşine, zamanında onu terk eden Arzu yeniden düşmüştü. Beklediği, Kemal'in kendisini yeniden istemesiydi ama durum artık bambaşkaydı. Zaten, Kemal'i bırakıp kaçtığı varlıklı adam da psikopatın tekiydi. Aynı zamanda Elçin'in de hastası olan Altan, Arzu'nun peşine bir adamını takmıştı ve nereye gittiği, ne yaptığı hakkında sürekli bilgi alıyordu... Arzu, bu muhbirin farkındaydı ama korktuğu bir şey yoktu. Altan, hastalıklı bir eşti ama hiçbir şart altında Arzu'ya zarar vermiyordu. Onun hıncını da başkalarından çıkartmaktaydı. Son dönemlerde Arzu'nun, Elçin'in uzatmalı-sonradan ayrıldığı- sevgilisi Bora ve Kemal'in yakınlarında gezmesi de ona iki iyi düşman vermekteydi. Dizi final yapmasaydı, Altan karakterinin nasıl saykoluklar yapacağına da tanıklık edecektik aslında..  O karakterin alt yapısı çok iyi hazırlanmıştı zira ve dizinin karanlık tarafı olmaya iyi bir adaydı.

#Mutluson


Dizinin finalinin yayınlandığı dün akşamda ise gerçekten mutlu sonlar serisi bulunmaktaydı. Elçin ve Kemal artık birlikteydi. Ebru ise bu durumu yavaş yavaş kabullenmeye başlamış ve evde düştüğünde kendisini kurtaran Çetin'in aşkına karşılık verecek izlenimi yansıtmaktaydı. Gülpare ise iki bölüm önce terk ettiği Cengiz'e geri dönmüştü. Hem de ne dönme, bugüne kadar resmiyetten kaçan Cengiz; evlenme teklifiyle karşısındaydı. Yukarıda bir yerlerde belirttiğim gibi, Fikriye ve Muhittin'de birbirlerine kur yapma aşamalarına gelmişlerdi. Dizinin bahtsız karakteri ise Nezaket'ti. Oğlunu istemediği gelin adayına kaptırıvermişti. Aslında, Fikriye'nin dolduruşları olmasa Elçin'e karşı o kadar da isteksiz değil ama Fikriye'nin gazlamaları onu finalin, bahtsızı yapmıştı... 

Şaşırdık mı?
Ve her şeyin sonunda, dizi dün gece itibariyle tozlu arşiv raflarındaki yerini aldı... Yaz sezonu değil de, gelecek sezon başlasa durumu daha farklı olabilirdi. Kış akşamlarında evi ısıtan bir iş olması muhtemeldi yani ama yaz projesi olarak ne yazık ki tutmadı, aslında bir yerde tutması için de çaba sarf edilmedi. Fox'un yayın politikasında bu durum normal olduğundan şaşırtmamıştı tabi. Büyük abileri, Show Tv, Atv ve Kanal D'den geri kalamazdı; tahmin edeceğiniz gibi.

Tuba Ünsal, Filiz Ahmet, Özgürcan Çevik, Engin Alkan, Suzan Aksoy, Ayşen Gruda, Bora Akkaş, Murat Akkoyunlu ve Alpay Şayhan çok başarılı bir işe imza attılar, ne olursa olsun. Kesinlikle sırıtan ya da "bu olmamış" dedirten hiç bir karakter ve oyunculuk yoktu dizide. Yanlış yayın dönemi seçimi, en çok da mücadele edilmeden bitirilmesi onların suçu olamaz elbette. Umalım, bundan sonra daha çok izlenen ve ipi hemen kesilmeyecek(!) projelerde yer bulabilsinler...

Gönlümüzde buldukları yerden, hepsine hürmetler...

Sevgilerimle...
Beklenen Kral

BeklenenKral@gmail.com

3 yorum :

  1. Dizi, aslında FOX'un en iddialı işiydi başlamadan önce. Onun tanıtımlarına ağırlık veriliyor, her yerde reklamları yapılıyordu. Kocamın Ailesi ile Kiraz Mevsimi ise birkaç adım geriden takip ediyordu onu. Ne zaman ki diziler ikinci haftalarına girdi, her şey değişti. Diğer iki dizi FOX'un gözüne girdi, Ruhumun Aynası ise üvey evlat muamelesi gelmeye başladı. Onun daha az tekrarını yayınladı, yayın politikası diziye yaranamadı derken, bitti gitti işte.

    Bence başka bir gün ve saatte devam edebilirdi, ama olmadı. Yangından mal kaçırırmış gibi bitirdi diziyi. Gerçi yayında olduğu akşam, oldukça zorluydu. Sırf Güllerin Savaşı olsa neyse, ilk haftalarda O Ses Çocuklar'ın büyük finali ve çeşitli maçlarla savaştı. Hatta son iki bölümde de Şampiyonlar Ligi maçıyla boğuştu. Güldür Güldür Show ve Muhteşem Yüzyıl'ın tekrarları ve eski Türk filmleri de derken, iyice geride kaldı. Ruhumun Aynası, bunu hak etmiyordu. İlla ki bitirilecekse 13 bölüme tamamlanmalıydı bence. Ama yok işte...

    Bu arada ATV, eskisi kadar dizi bitirmiyor artık. Yani dizilerine gereken önemi biraz daha veriyor, ama FOX hemen bitiriyor. Geçen sene de Kanal D ve Show TV'den sonra en çok dizi bitiren kanaldı zaten. Şu anda çok sinirliyim. Olaylar da bir yere bağlanmadı ki...

    Gülpare ile Cengiz'in mürüvvetini, Muhittin ile Fikriye'nin tekrar birleşmeye çalışmasını, Elçin ile Kemal'in, Çetin ile Ebru'nun aşklarını, Altan'ın daha neler yapacağını, Elçin'in mahalleye alışma sürecinin devamını, sorumsuzluk timsali Bora'nın Elçin'den sonra hayatını nasıl devam ettireceği, annesinin bundan sonra ona nasıl davranacağı (son bölümde oldukça değişmişti kendisi) gibi detaylar, aklımızdan uçup gidecek bir süre sonra. Oysa ben bu diziyi uzun süre boyunca hatırlamak istiyorum.

    Şöyle bir şey var ki, bu yaz ekrana öyle işler geldi ki, "sür gitsin" mantığı bir kenara konuldu ve birkaç dizi haricinde nitelikli yapımlar izlemeye başladık. Tüm diziler başarıyla yollarına devam ederken, o koskoca yazın biten tek dizisi oldu (Show'un dizilerini saymazsak). Böyle anılmayı hak etmiyor bence...

    Bu arada bir haber geldi dün: Tuba Ünsal dizilere küsmüş! E küser tabii, kanallar izleyicilerini çiğneyip bitiriyorsa yapımları, bu oyuncuları çok derinden etkiler. Ki kendisinin son işi olan "Tövbeler Tövbesi" de kısa sürüp sona ermişti. Ki, sırf Ünsal olsa neyse. Diğer oyuncular da aynı sorunla boğuşuyordur şu anla. Çünkü kadrosu iki-üç isim haricinde öyle sık sık dizilerde oynayan isimler değil.

    Siz saydınız, ama ben yine saymak istiyorum. Başta oyuncular Tuba Ünsal, Filiz Ahmet, Özgürcan Çevik, Engin Alkan, Suzan Aksoy, Murat Akkoyunlu, Bora Akkaş, Ayşen Gruda, Barış Yalçın, Haktan Pak, Alpay Şayhan, Mihrace Yekenkülüğ, Aliye Uzunatağan, Rıza Akın, Funda Güray ve Belit Özükan başta olmak üzere (tüm oyuncuları saydım zaten), senarist Zehra Çelenk'e, yönetmen Bülent İşbilen'e, böyle bir işi yaptığı için Bando Yapım'a ve tüm ekibe teşekkürlerimizi sunmaktan başka bir çare yok artık.

    Gerçekten çok ama çok sinirliyim. Resmen sinirden ağlayacağım. (O kadar abartılı bir durum yok gerçi) İlk defa bir dizinin bitişine bu kadar üzüldüm. Neyse. İnşallah ekip bambaşka işlerde tekrar karşımıza çıkar da, biz de tadı damağımızda kalan oyuncuları doyasıya izlemeye devam ederiz. Benim hala umudum var... :)

    Sonraki yazılarınızda görüşmek üzere. Sevgiler... :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Kesinlikle çok haklısınız. Sizin gibi bir tepki veren de dün gece annemdi. Onun da en favori dizisi bu yaz Ruhumun Aynası'ydı ve bitiyor diye neredeyse ağlayacaktı.

      Şu reyting sisteminden hep şikayet ediyorum ya, kesinlikle değişmeli... Yeniden değişecek deniyor ölçüm stili ama ne fark edecek ki? Yine yetmiş küsür milyonluk ülkeyi birkaç bin kişi temsil edecek. Ben, sen ve o denek grubunun içinde olmayan herkes, onların zevkine göre televizyon izliyoruz yani.

      Emeğe saygı kalmadı, yalnızca reytinge kölelik yapanlar kaldı. Bu durumda bizim de yapabileceğimiz sadece böyle sesimizi duyurmak sadece.

      Tuba Ünsal'ın ise küstüğünü sanmam ben, masa başı haberlerden birisidir muhtemelen. Tövbeler Tövbesi de öyle çok erken bitmemişti hatırladığım kadarıyla. 37-38 bölüm kadar sürmüştü diye biliyorum. Yani bu kötü bir referans sayılmaz. En kısa sürede ekranda yerini almalı bence. Hatta, Ruhumun Aynası transfer falan olsa pek iyi olurdu. Ama işte ... Kader. :)

      Uzuuunca emeğiniz için size de hürmetler... :)

      Sevgilerimle...

      Sil
    2. Sondan bir önceki bölüme dair hoş bir detay: Elçin, Gülpare'ye "Hayatımdaki en gerçek insansın." dedi ve ondan kendisine senli benli hitap etmesini söyledi. Sonra Gülpare de Elçin'e benzemeye başladığını, çünkü çekirdek paketini açamadığını söyledi. Hoş bir anıydı...

      Sil