23 Eylül 2014 Salı

Ulan İstanbul: Büyük bir sihir


Dizinin ilk bölümünün havasında başladı, dün akşam yayınlanan on dördüncüsü... Zira elde avuçta ne varsa, artık yoktu. Sıfır(!) noktasındaydılar-anladınız siz onu-. Ve Kandemir'in, ilk bölümde olduğu gibi İstanbul'a saydırmasıyla başladı dizi. İlk bölümden farklı olarak denizde bir yatta değil, kıyıdaydı. Ve sahnenin sonunda etrafında da haramileri durmaktaydı... Paraların ortadan kaybolmasına, en başından beri hiç üzülmedim biliyorsunuz. Üzüldüğüm tek nokta, Doğan'ın ölümü olmuştu bu süreçte. Zira, çetemizin de yanan içinin en harlı köşesi Doğan için kavrulmaktaydı... Ve şimdi yeniden ayakta durmanın ve Ali Rıza'yı kurtarmak için, en baştan mücadele vermenin zamanıydı... Lafı daha fazla uzatmayayım ve on dördüncü bölümün analizine başlayalım...

Dizi geçtiğimiz bölümde, Doğan'ın ölümünün ardından içi parçalanan çetemizin acısıyla perdesini indirmişti. Bu acıyı her zaman içlerinde yaşayacak ama baş koydukları mücadeleden de geri durmayacaklardı... 

On dördüncü bölüm

Kandemir'in, İstanbul'a ilk bölümde olduğu gibi saydırdığı sahnelerle başladı dizi. Karlos, Yaren, Bahadır, Ferdi ve Derya bu saydırmaların hemen ardından, yeniden birlikte ve ayakta olduklarını vurgularcasına dizilmişlerdi Kandemir'in etrafına ve mücadeleleri kaldığı yerden devam edecekti...


Maşuka ve Şehriban yüz görümlüğü derdindedir. Maşuka bu sırada yüzüne sarımsak maskesi sürmüş ve Şehriban da onun buram buram sarımsak kokmasından yakınmaktadır. Güzelleşmek için yapmadığı kalmayan Maşuka'nın son hali gerçekten görülmeye değerdi. Şehriban ise işkembeci gibi koktuğunu ve onu kimin olacağını sorgulamaktaydı bu sıralarda... Kim mi alacak? Tabi ki, Kandemir... Yok yok bu kadın gerçekten şirazesinden kaydı. Ama bayılıyorum Maşuka'ya iyi ki dahil olmuş senaryoya...



Çetemiz evin yemek masasında, yaşadıklarını özet geçerler kendilerine... Başlarına gelmedik kalmamış, girdikleri onca tehlike boşa gitmiştir. Oturma salonuna geçtiklerinde ise yapacakları-daha doğrusu yapmaya çalışacakları- büyük vurgunun baş aktörü ekranda belirecekti... Kandemir, ünlü bir Arap iş adamının Türkiye'ye geldiğini görür televizyondan ve mücevher ihracatçısı olan bu adam ülkeye kaçak yollardan mücevher sokuyor, el altından satıyordur; vergi vermemek için-bu da bir göndermeydi bir yerlere, anladınız siz-. Yanında karılarını da(!) getiriyordur ki, onca mücevheri onlara taktırarak; bir açıklama yapmaya gerek duymadan rahatlıkla ülkeye sokabilsin... Çakal... Ama hem El Zeker'in hem de bizimkilerin bilmediği şey; peşinde, ülkeye kaçak yollarla mücevher soktuğu için polis olduğudur... Restorana geçen bizimkiler, Tuncer'in bir bölümünü getirdiği-diğer bölümünü karıştırmış akıllı- kıyafetleri giyer ve havalimanına giderler...



Havalimanına geçildiğinde ise Kandemir Arap Şeyhi olmuş, Yaren ve Derya da iki yanında zevcelerini oynamaktadırlar... El Zeker'i bekleyen, turizm şirketinin çalışanını tam bu sırada Karlos oyalar ve Kandemir'ler, geliş kapısının önüne geçer; o gibi davranırlar. Adam "normalde göründüğünden daha farklı olduğunu" söyler ve arabaya binmeden öncede telefonda konuşması bizimkileri işkillendirir. Çare ise Yaren'dir... Ketçapla-Mayonez şarkısını Arapçaya çevirmiş ve söylemeye başlamıştır!.. Çalışan oldukça şaşkına dönmüşken Kandemir, Yaren'i susturur ve arabaya binerler. Otele gitmektedirler ama gitmeyecektirler...


Karlos da, çalışanın bizimkileri El Zeker sanmasını fırsat bilip; gerçek El Zeker'i beklemeye başlamış ve geldiklerinde onları alıp, Ferdi'nin sürdüğü eski model bir Mercedes limuzinle otele götürmektedirler. Bu an itibariyle, polis de peşlerindedir... 



Kandemir'ler otele Karlos'lardan önce gitmelidir ve burada da Tuncer devreye girecektir. Minibüsü kenara çektiren Tuncer, hemen durmayan adama; "sol bile sağa çekti, sen arabayı çekemedin" der ve büyük bir mesajı gömer. Daha sonra da, "onların artık kendilerinin korumasında olduğunu" söyler ve yine başlar hikayeler anlatmaya... Bizimkileri arkada afakanlar basar ve Kandemir susturur onu. Daha sonra, çakma ekip otosuna binip, otele doğru koyulurlar... 



Şehriban ve Maşuka yolda birbirleriyle didişe didişe yürümektedir. Yandan bir adam laf atar birden Maşuka'ya ve attığına atacağına pişman olur hemen sonrasında... Adamın sözleri bizimkini çileden çıkartmıştır ve Maşuka, "hadi soyun. Sen soyun ben de soyunucam" der. Birkaç defa daha "soyun" diye ısrar edince adam neye uğradığını şaşırır ve kaçar oradan. Tabi arkasından bizimkiler, "bamya" diye bağırırlar!.. Ah bu ikiliye hastayım... Hem hiç anlaşamıyorlar, hem de hep dip dibeler...



 

Kandemir'ler, Karlos'lardan önce yetişmiştir otele. Zira Karlos, onlar erkenden varsın ve zaman kazansınlar diye adamı boğaza gitmeye ikna eder... Otele geldiklerinde Derya, "turizm şirketinden geldiğini ve El Zeker'in Arapça bilen bir housekeeping istediğini, hemen odaya çıkıp etrafı toparlamak için gitmesi gerektiğini" söyler. Yaren odaya çıkmışken, Karlos'lar gelirler hemen ardından. Odaya çıkarlar ve bavullar getirildikten sonra, baklava yemek için onları aşağıya gitmeye davet eder Karlos. Bu sayede, Yaren de bavullarda mücevher arayacaktır... Baklavayı duyan kadınların, tatlıdan tamamen bağımsız olarak; Kıvanç Tatlıtuğ demesi ise şahaneydi. Adamın baklavaları, tatlının bile önüne geçti yahu!.. El Zeker ve tayfası aşağıya iner ve Yaren, bavulları döke saça mücevher aramaya başlar. Ama bavulların hiçbirinde, mücevher namına bir şey yoktur ve baklava muhabbetini kısa tutan El Zeker hemen odaya çıkmaya niyetlidir. Ferdi'nin de yardıma geldiği Yaren, hemen bavulları toplar ve odaya gelen El Zeker ve karıları bir şey fark etmezler... Acaba bavulları açtıklarında da fark etmemişler midir?.. Bütün gece kafamı kurcaladı bu, evet!.. Top çuvalına dönen bavulları geldikten sonra hiç açmadılar muhtemelen. Bu durumu deşme gereği duymadıklarına göre!.. 


Mücevherler ortada yok diye canları sıkılmaya başlamışken, El Zeker'in bir adamı-aslında kadın- elinde bir çantayla gelir. Onu gördüklerinde de mücevherlerin nerede olduğunu anlamak, oldukça kolaylaşmıştır. İlk plan değişmiş, ikinci plan devreye girmiştir. Tabi ondan önce, Yaren'in mücevherleri çekmesi gerekmektedir. Odaya giren Yaren, El Zeker'in karılarıyla selfie çektirme ayağına; mücevherlerin fotosunu çeker ve sevinç içerisinde otel odasını terk eder...


Akşam olmuş ve Tuncer, fotoğrafta yer alan tüm mücevherlerin sahtesini bulmuştur. Kendini övmekte bir dünya markası olan Tuncer, yemek yerken kendini övmeye kaptırınca Bahadır; "bari ağzın doluyken konuşma" der ve sonrasında da ayaklarının koktuğunu yüzüne vurur Tuncer'in... Tam ayaklarının dibinde oturan Yaren ise burnunun tıkalı olduğuna şükretmektedir bu sıralarda hunharca... Tam herkes neşesini bulmuş, akşamki plana odaklanmışken; kapı çalar ve Şehriban'lar gelmiştir; yüz görümlüğü takmak için...



Şehriban, Maşuka ve Ceyhun gelmiş; baş köşeye oturmuşlardır. Sürekli kendilerine geldiklerinden şakayla karışık yakınan Yaren'in boynunda ve kulağındaki mücevherleri gördüklerinde ise şoka girmeleri çok da uzun sürmeyecektir. Şehriban ve Maşuka fısır fısır konuşmaya başlarlar ve "tuvalete gidiyoruz" diye aşağıya inerler. 




Aşağıya indiklerine ise tuvalete değil, kızların odasına girerler ve "onların ne kadar zengin olduğunu unuttuklarını ve aldıkları yüz görümlüğünü takamayacaklarından" konuşurlarken, Maşuka yatağın üzerindeki çantayı görür ve içerisindeki mücevherler bizimkileri iyice terletmeye başlar. Sahte olduğunu anlayamadıkları mücevherlerin ışıltısına kapılmış, kendi aldıkları yüz görümlüğünden utanırlarken; Yaren onların peşinden aşağıya inmiştir... Yaren'in geldiğini duyan ikili ise bir sonraki sahnede gülmekten yere yatırma sözü vermektedir... Yaren, tuvalette olmayan ikilinin odada olma ihtimalinden endişe ediyorken; kapıyı açtığındaki manzara umduğunun dışındadır... Şehriban yüzüstü yatağa uzanmış, Maşuka ise ona masaj yapmaktadır. "Kuluncum ağrıdı" diyen Şehriban, Ceyhun'un inmesini ve eve gideceklerini söyler... 


Tuncer'i evden deyim yerindeyse kovan Karlos'la ikisi, tahmin edeceğiniz gibi Servet'e yakalanırlar ve gecenin en komik sahnesi peydah olunur... Aşktan ve kadınlardan konuşmaya başlayan Servet'e, Tuncer; "aşk ele geçirmez, yetiştirir" der. Sözden oldukça etkilenen Servet, "bravo, çok güzel laf ettin delikanlı" diye onu övmeye başlamışken Tuncer; "benim lafım değil Alman yazar Goethe yazmış" der. Ancak, her şeyi yanlış anlayan Servet, "neden, kağıt bulamamış mı?" diye sorar ve gözlerimden böğürürcesine gülerken yaşlar akmaya başlar!.. Servet, idolümsün!.. Ne kadar daha güldüğümü hatırlamıyorum zira kendime geldiğimde, çetemiz otelin otoparkında planın üzerinden son kez geçiyordu...



El Zeker, İstanbul'u gezmiş ve adamlarıyla otele dönmüştür. O kadar zengin adama, otelin araba kiralamaması ve takside geziye çıkması da ne kadar mantıklıdır, bilemiyorum... Plan, El Zeker'in mücevher çantasını yanından hiç ayırmayan korumasının kanına girmek ve çantadaki mücevherleri değiştirmektir... Bu planda ilk görev Derya'nındır. Derya, koruma tam dinlenmeye niyetlenmişken kapıyı çalar ve içeri girdikten sonra, onu odadan çıkartabilmek için kur yapmaya başlar... Ancak, birkaç saniye sonra bıyığı ve gözlüğünü çıkartan korumanın kadın olduğunu öğrenmesiyle, ikinci planda suya düşüverir... Planın ikinci kısmında görev düşecek Yaren ise El Zeker'in başka bir koruması tarafından odaya çağrılmıştır. Masaya dökülen şampanyayı silerken, El Zeker ve karıları Türk ünlülerden bahsetmeye başlarlar. "Beren Saat ve Muhteşem Süleyman'ı görmeyi çok istediklerini söyleyen kadınlara", "onları biz göremiyoruz; siz nasıl göreceksiniz" diye çıkışmıştır ama bu sayede üçüncü planı devreye sokacaklarından şimdilik habersizdir...


Bizimkiler, Doğan'ın parayı gömmüş olabileceği muhtemel yerlerde kazı yapmaktadırlar. Daha doğrusu, Ferdi ve Karlos yapmakta; diğerleri ise çay keyfi yapmaktadır arabanın yanına kurdukları küçük sehpanın etrafında... Akıllarına artık işletilebilecek bir plan gelmiyorken, dank! eden Yaren bulur planı hemen... Beren Saat ve Muhteşem Süleyman'ın taklitleri gelecektir otele ve onlar aşağıda oyalanırken, Yaren değiştirecektir mücevherleri. Üçüncü plan bulunmuş ama Karlos ve Ferdi kazdıkları yerde parayı bulamamışlardır... 




Sabah olmuş ve üçüncü plan devreye girecektir ama önce Şehriban'lara bir misafir olalım derim. Akşam eve geldiklerinde, onlarla nasıl boy ölçüşeceklerinin hesabını yapan Şehriban işin içinden çıkamaz. Elinde neyi var, neyi yoksa oğlu için feda etmeye hazırdır ve Ceyhun, bizimkilerin evlerinde gördüğü; bölümün başından beri planların etrafında döndüğü otelin broşürünü hatırlar ve düğün için pazarlık yapmaya o otele gideceklerdir şimdi de!.. Yuhunuz!.. Ceyhun arabaya binmiş ve dakikalardır annesi ve Maşuka'yı beklemektedir. Tam onlar çıkmış arabaya bineceklerken, Servet'in radarına yakalanırlar ve süslü püslü giyinen ikilimize nereye gittiklerini sorar... Düğün için mekan bakmaya gittiklerini öğrendiğinde, önce hayatın pahalılığından girer ve daha sonra da; "televizyonu kırdığını, zira karısını öldüren katillerin ekranlarda boy göstermesine içerlediğini" söyler... Mesajın ulaşması gereken yer, açıktır. Bölüm boyu verilen mesajların haddi hesabı yokken, en anlamlılarından birisi bence buydu... Bu sahnenin ardından arabaya atlayan Şehriban'lar otele doğru yola koyulur...




Derya'nın önceden çalıştığı mankenlik ajansından Beren Saat ve Muhteşem Süleyman-Halit Ergenç değil, böyle bahsedildiğinden ismini yazmıyorum-'ın benzerinde iki kişi bir komedi programı çekileceği yalanıyla ayarlanır. Ferdi ikisini de otele getirir ve plan işlemeye başlar... Karlos odaya çıkıp kapıyı çalar ve "Beren Saat ve Muhteşem Süleyman'ın aşağıda olduğunu, görüştürebileceklerini" söyler. El Zeker ve karıları oldukça heyecanlanır, hemen teklifi kabul ederler... Aşağıya indiklerinde ise üçüncü planın ikinci kısmı başlar... Hiç benzemedikleri insanların taklidini yapan ikiliye kanar hemen El Zeker ve karıları. Yaren ise odalarında, mücevherleri değiştirmekle meşguldür tam bu sırada. Onların görüşmesi sonlandığında, Yaren'in de görevi bitmişti. Biraz sonrada otele, mücevherlere talip olan bir adam gelmişti. 




Korumanın aşağıya indirdiği mücevher çantasını açmış içine bakarlarken, Yaren de resepsiyonda -yersiz bir şekilde- zaman kaybetmektedir. Zira, otele Ceyhun, Şehriban ve Maşuka gelmiş; çarpışmaları(!) gerekmektedir... Ferdi, Ceyhun'ları görmüş ve Kandemir'lere haber vermiştir. Kimseye ulaşamayan ikili ise Şehriban'ların ardından otele girmiştir. Tam bu sırada Karlos da fark eder Şehriban'ları ve Derya ile kendilerini saklamaya çalışırlar... Yaren'e de olayı çark ettirmek isterler ama resepsiyondan geri geri(!) ayrılan Yaren, Şehriban'la çarpışmasın mı?.. Aman yarabbi, Yaren geri geri gitme rekoru kıracaktı halbuki!.. Birbirlerine burada ne işleri olduğunu sorarlarken, çantadaki mücevherlerin gerçek olmadığını anlayan müşteri silahına davranır ve tam bu sırada, geldiğinden beri El Zeker'i takip eden polis ekipleri otele baskın yaparlar... Giriş kattaki herkesi yere yatırırlar ve üzerlerini, çantalarını aramalarını emreder başlarındaki amirleri... Hepsi korku dolu gözlerle yerde yatarken de, bölümün perdesi aşağıya iniverir...

Yine ne olacağı tahmin edilemez gibi duran bir bölüm sonu. Ama yüksek ihtimalle, Ceyhun üzerinden sıyrılacak bizimkiler, işin içinden. Zira polis polisi ve yakınlarını didik didik aramaz herhalde değil mi?.. Hele de bu polis, bir komiserse... Arkasından atıp tutarlar Ceyhun'un bir gayret ama o kurtaracak büyük ihtimalle totolarını bu sefer de... Bunun yanında, malum dizide her bölüm bir sürü gönderme yapılıyor ama bu bölüm yapılanlar, ayrı bir anlamıydı bana göre... Ulan İstanbul, birçok mantık hatası da barındırsa içerisinde; izleme keyfinden hiçbir şey kaybettirmeyeye yemin etmiş gibi gözükmekte. Her bölüm aşk, komedi, macera ve yer yer hüzün vaat eden dizinin, bu sihrini hiçbir zaman kaybetmemesi dileğiyle...

Sevgilerimle...
Beklenen Kral

twitter.com/BeklenenKral
BeklenenKral@gmail.com

Hiç yorum yok :

Yorum Gönder