16 Eylül 2014 Salı

Ulan İstanbul: Doğan'ın vedası


Büyük bir bilinmezlikle başlayan bölümün devamı, kısa sürede bilinmezlikleri yok etmişti ama şimdi de uğraşılması gereken başka konular vardı... Ulan İstanbul, oldukça duygusal bölümlerinden birisiyle ekrandaydı dün gece... On üçüncü bölüm hem kurtuluşun, hem de kaybedişin bölümüydü... Lafı daha fazla uzatmadan, bölüm analizine başlayalım...

Dizinin on ikinci bölümünün sonunda restorana parayı almaya gelen çetemiz, büyük bir şok yaşamıştı... Zira para kasadaki yerinde değildi... Bizim için göze çarpan tek şüpheli ise maymuncukla girdiği restorandan bir bavulla çıkan Hayati'den başkası değildi... 

On üçüncü bölüm

Bahadır, Karlos ve Ferdi'den ses çıkmayınca içeriye Kandemir de gelmiştir... "Neden hala parayı alıp gelmediklerini" sorgulamaktadır ama nedeni de tam karşısındadır... Paraların içerisinde olduğu kasa bom boştur... Derya ve Yaren'in de paraların yok olduğunu öğrenmesi sonrası, bu hırsızı bulmaları gerekmektedir... Ama tahmin ettiğim üzere, Bahadır tüm kayıt sistemini de toplamıştır ve ortada herhangi bir görüntü kaydı bulunmamaktadır... Şüphelendikleri ilk isim ise hiç olmayacak birisidir... Kim mi?.. Bahtsız ortakları Shan Li... 



Hepsi Shan Li'ye bilenirken, restoranı açmaya Umay gelmiştir... Tabi bu da Shan Li'ye olan şüphelerini daha da arttırmıştır... Ferdi ve Karlos, Umay'dan onu aramalarını isterler... Bu sırada da, Hadise'nin son dönemde oldukça popüler olan; "Neredesin aşkım?" şarkısına gönderme yapmaktadır üçlümüz... Umay aramaktadır ama o da ulaşamamaktadır Shan Li'ye... Ta ki, biraz sonra kapıda belirene kadar... Shan Li'nin babası gelmiştir ve o da onu karşılamaya gitmiştir. Bizimkiler onu gördüğünde bir alevlendiler, Karlos'la ikisi saçma bir karate de yaptı ama en sonunda, onun bu konuyla bir ilgisi olmadığı anlaşılmıştı... Shan Li'yi suçladıkları için, kendilerine kızmaya başlamışlardı şimdi de... Tam bu sırada Kandemir, kasanın ikinci anahtarının nerede olduğunu sorar... Bahadır'ın geçtiğimiz bölümlerden birinde toprağa gömdüğü ve daha sonra Hayati'nin bulup çıkardığı o anahtar, evet... Bahadır bahçeye gömdüğünü söyler ve hep beraber anahtarı bulmak için, evin yolunu tutarlar...


Bahçeye gelmişlerdir gelmesine ama Bahadır tam olarak nereye gömdüğünü hatırlamamaktadır... Bir yeri göstermiş ve Ferdi tam kazarken, Gıyasettin çalıların ardında belirivermiştir... Ne yaptıklarını soran Gıyasettin'e, tam Yaren; "fidan ekiyoruz" diyecektir ki, Gıyasettin; "anahtarı arıyorsunuz değil mi? anahtar babamda" der... Hayati'nin bu kadar kısa sürede deşifre olmasından, paraları çalanın o olmadığını anlamıştım... Nitekim birkaç dakika sonra elinde bavulla bahçeye o da geldi ve bavulun içerisindeki altın çikolataları yere saçtı, bir de üzerine haksızken haklı oluverdi... "Babasının haklarını yiyen Gazanfer'in elbet o altınlarını bulacağını" söyleyerek Gıyasettin'le oradan uzaklaştı... Bunun üzerine ise ellerinde tek bir şüpheli kalmıştı. Doğan... 


Tam herkes Doğan'ı bulmak için yola çıkacaktı ki, bu seferde Şehriban, Maşuka ve Fatma çeyiz görmeye geldi... Evdeki tüm eşyalarını toplayan çetemizin arkasını ise kurtarmak kızlara kalacaktı... Erkekler, Doğan'ı bulmak için yola çıkmış, kızlar üçlüyle baş etmek için kalmıştı... Yaren ve Derya ne kadar çabalarlarsa çabalasınlar, geri püskürtmeyi başaramadığı üçlümüz içeriye girmeyi başardı... Bu sefer de odalara sokmama gayreti içerisindelerdi ama bu da ellerinde patlamıştı...



Çılgın üçlü kızların odasına daldı ve etrafta hiçbir şeyin olmaması hemen dikkatlerini çekti. Maşuka gardırobu açtığında da içerisinde bir şey göremez ve Şehriban, hemen didiklemeye başlar durumu... Yaren ise "evi akrep bastığını, temizlik için tüm eşyaları restorana gönderdikleri" yalanını söyleyiverdi bir çırpıda... Akrebi duyan Fatma korkudan Yaren'in yatağına atladığındaysa, söz konusu yatak artık kırık bir yatak olmuştu... Kaynana Şehriban, "temizlik için para vermemelerini, kendilerinin ne güne durduğunu" söyleyerek temizliğe başlamıştı şimdi de... Şehriban ve Fatma can hıraş temizlik yaparken, Maşuka elinde bir toz püskülü oraya buraya sürtmekten başka bir şey yapmamaktadır... Yaren ve Derya ise uzun süredir haber alamadıkları, bizimkilerin derdindedir... Yaren telefonu eline almış ve Ferdi'yi aramaktadır...



Kandemir, Bahadır, Ferdi ve Karlos arabayla Doğan'ın kardeşinin kaldığı merkeze gelmişlerdir... Doğan içeridedir ve uzun zaman üzerine gördüğü kardeşiyle kısa süre görüşüp, hemen ülkeyi terk etmeyi planlamaktadır... Ama hiçbir şey planladığı gibi gitmeyecektir... Dışarıda onu bekleyen yalnızca Kandemirler değildir... Vahit'in adamları da, Esra sayesinde adresini öğrendikleri bu merkezin önünde Doğan'ın çıkmasını beklemektedirler... Doğan tam dışarı çıktığında ise ardından Kandemir oldukça kızgın bir ses tonuyla ona seslenir ve yanına gelir... Tam ona hesap soracakken, birden Vahit'in adamları arabadan iner ve ikisini zorla arabaya bindirip kaçmaya başlarlar... Bu sırada, Ferdiler de minibüsle peşlerine takılırlar... Bahadır'ın kullandığı minibüsün hızıyla, adamların altında olan arabanın hızı elbette bir değildir ve bir süre sonra mesafe açılmaya başlamıştır... Kandemir ve Doğan ise adamlara, onlardan hiç korkmadıklarını belli etmekle meşguldürler... Bu sırada takip edildiğini fark eden Vahit'in adamları hemen izlerini kaybettirmiştir... 


Bir köşeye çekmiş şimdi ne yapacaklarını düşünürlerken, Ferdi'nin telefonu çalmış ve Yaren ne olduğunu sormaktadır... Ferdi, "bir şey yok" dediyse de eve gittiklerinde kızlar da her şeyi öğrenmişlerdir... Bahadır'ın aklına hemen bu sırada, Vahit'in arabasına GPS cihazı koymak gelir... Zira, Vahit mutlaka Kandemir ve Doğan'ın tutulduğu yere gidecektir... Bunun için kullanmaları gereken kişi ise Vahit'in kızı Ada olacaktır... Derya ve Ferdi, Adaların evine gidecek ve Ferdi onu bir süre oyalarken, Derya da arabaya GPS'i takacaktır... Eve geldiklerinde plan kusursuz gibidir... Ferdi, Ada'yı oyalamaktadır Derya da araba garajındadır ama hiç beklenmedik bir şey olur... Vahit hemen çıkacaktır ve adamları arabayı almak için garaja giderken, birden sesleri duyan Derya telaşa kapılır; üzerine tam o sırada çalan telefonunu adamlar duyar... Garaja girip ortalığı kontrol etmeye hazırlanırlarken, Ferdi arkalarından gelir, "Vahit bey acil sizi çağırıyor" diye ikisini oradan gönderir... Bu sırada ise Derya arabanın altında GPS'i takmıştır...



Hemen sonra Vahit yola çıkmıştır... Arabadan gittiği güzergahı kontrol ederek, peşlerinden gitmektedir bizimkiler ve Vahit, tahmin ettikleri üzere Kandemir'le, Doğan'ın tutulduğu yere gelmiştir... Şimdi ise bir plan kurmanın vaktidir... Bu plan için de, kullanılacak kişi; Ferdi'nin yarın doğum günü olduğunu öğrendiği Ada'dan başkası değildir...


Vahit, evde bizimkilerin tutulduğu yere gelmiş ve onlardan hem beş yüz bin lirayı, hem de görüntülerin ham cd'sini istemektedir... Tabi ikilimizin ona pabuç bırakmaya hiç niyeti yoktur... Kandemir, bir şekilde Karlosların oraya geleceğinden emindir... Vahit, görüntüler sızdırılır diye hiçbir zarar veremediği ikiliyi yeniden yalnız bırakır ve hemen ardından ertesi gün oluverir...


Bizimkiler, bir doğum günü partisi düzenleyeceklerdir Ada için. Bu partiyi de, Kandemir ve Doğan'ın tutulduğu evde düzenleyeceklerdir... Ferdi için Ada'yı ikna etmek hiç de zor değildir ve kimliklerinin de gizlenmesini sağlayacak teşkilatla, maskeli doğum günü partisinin hazırlıkları başlamıştır... Tuncer bizimkileri maske almak için bir dükkana götürmüştür ve maskeler, kıyafetler alınmış herkes restoranın ofisinde gece için hazırlanmaktadır... 




Partiye geldiklerinde, planı devreye sokmaya hemen başlamışlardır... Hintli gibi giyinen, Karlos, Yaren ve Derya tahmin edeceğiniz üzere Hint dansı yapmaktadırlar... Bir süre sonra hepsi bir tarafa dağılır ve evin içerisinde, Kandemir ve Doğan'ı aramaya başlarlar... Derya, bir bodruma indiğinde ise aradığı gerçeğe kulak misafiri olur... İkilinin tutulduğu odanın girişinde, okey oynayan Vahit'in adamlarının konuşmalarından orada olduklarını anlayan Derya hemen bizimkilere haber verir ve Karlos'un başı çektiği grubumuz hemen oraya gelirler... Karlos eline aldığı odunla iki adamı da haşat eder ve Kandemir'le, Doğan'ı oradan kurtarmayı başarırlar... 


Kandemir ve Doğan da birer maske takarlar... Şimdi evden çıkmanın vakti gelmiştir ama tam çıkmak için kapıya yöneldiklerinde, içeriye Vahit ve adamları girmiştir... Vahit kızıyla ilgilenirken, bunu fırsat bilen bizimkiler ise oradan hemen kaçıvermiştir... Tabi Ferdi, Ada'nın yanından bir türlü ayrılamadığı için her şeyin dışındadır... Vahit'in gelişiyle de, ilerde başına çorap örebilecek bir bilgi Ada tarafından babasına verilmiştir... "Partinin burada olması için Ferdi çok ısrar etti" sözü, dönüp dalaşıp onun bir yerine batacak muhtemelen... Yedikleri odunun etkisiyle bayılan Vahit'in adamları kendilerine gelmişlerdir ve kaçtıklarını anladıkları ikiliyi aramak için, Vahit'in önderlik ettiği bir sürü adamla peşlerine düşmüşlerdir...




Bizimkiler evden çıkmasına çıkmışlardır ama minibüsleri çamura saplanmıştır ve arabayı çamurdan kurtarmak için uğraştıkları sırada, Vahit ve adamlarını fark ederek hemen oradan kaçmaya başlamışlardır... Onlar önde Vahit ve adamları arkada ateş ederek ilerlerken, birden Doğan sırtından birkaç el ateşle vurulur... Bizimkiler geri dönüp onu alırlar ama Vahit'le aralarındaki mesafe gittikçe kısalmaktadır... Tam her şey bitti, yakalanacaklar gibi gözükürken, bir kamyona atlamış Ferdi geliverir... Herkesi kasaya bindirip, tekrar arabaya binip gazladığı sırada ise Vahit ve adamları gelir ama kaçırırlar bizimkileri ellerinden...




Bir süre yol gittikten sonra şimdi de kamyon bozulmuştur... Doğan'ın acil hastaneye yetiştirilmesi gerekmektedir ama bu gelişmeden sonra o da artık imkansızdır... Ve bölümün, hatta dizinin genelinin en dramatik sahnesi peydah oluverir... Doğan daha fazla dayanamaz ve bizimkilerden özür diledikten hemen sonra, yaşamını yitirir... Herkes kamyonun kasasında bir yere dağılır... 


Sabah olduğundaysa, Doğan'a son görevlerini yerine getirirler... "Dayımız" yazdıkları bir tahtanın saplı olduğu mezarda yatmaktadır artık, Doğan'ın cansız bedeni...


Akşam olmuş, Ceyhun'un iş arkadaşlarıyla Derya'yı tanıştırdığı yemektedir kamera... Tam bu sırada ekranda, bizimkilerin internete sızdığırdığı Vahit'in insanları kobay olarak kullandığının görüntüleri yayınlanmaktadır haber bültenlerinde... Vahit'in, emniyet müdürü aracılığıyla bir iş çevirdiğini, Doğan'ın kardeşinin kaldığı merkeze ne olup bittiğini öğrenmek için gittiklerinde zaten anlayan Ceyhun ve Esra ikilisi bu habere hiç şaşırmamıştır... Müdür ise kızarıp, bozarmış bir şekilde masada oturmaktadır... 






Ve şimdi, herkesin nasıl hüsran dolu ve içinin acıdığını gösteren sahneler serisi gelecekti... Önce, Umut Kurt belirdi... Şahane ötesi yorumuyla, Dertler Derya Olmuş'u söylemeye başladı... Ardından Ferdi, Karlos, Yaren, Kandemir, Bahadır, Ali Rıza, Derya ve babasının gerçek yüzünü öğrenen Ada... Hepsi büyük bir hüsranı, hayal kırıklığını ve içlerindeki derin acıyı yüzleriyle resmettikten sonra on üçüncü bölümün perdesi aşağıya iniverdi...

Aslında, Maşuka ve Şehriban'ın başı çektiği tüm sahnelerde çok komik olaylar da oldu bölüm boyu ama sadece üç bölümdür dizide olan Doğan'ın ölümü beni öyle bir sarstı ki, içimden keyifli sahneleri yazmak gelmedi... Oynadığı sadece üç bölümdü aslında, bu kadar etkilenmemem gerekirdi bu sahnelerde ama Necip Memili, o üç bölümde o kadar etkileyici bir performans sergilemişti ki; hemen bağlayıverdi bizi Doğan'a... Sosyal medyayı takip ettiğim kadarıyla, herkes de bir o kadar etkilenmişti bu ölümden... İşte bir oyuncunun, nasıl başarılı olduğunun en büyük kanıtı da budur zaten... Ulan İstanbul, büyük bir hüzünle veda etti bu hafta bizlere. Doğan'ın ölümü ve kaybolan paraların gölgesinde, çetemizin nasıl bir yol izleyeceği bilinmez... Bilinen bir şey var ki, o da Uğraş Güneş'in şahane bir kalemi olduğu... Ellerine sağlık Güneş...

Sevgilerimle...
Beklenen Kral

twitter.com/BeklenenKral
BeklenenKral@gmail.com

3 yorum :

  1. Gerçekten de müthiş bir vedaydı. Bu arada Fatma, Derya'nın yatağını kırmıştı. Doğan'ın ölümü gerçekten çok ters köşeydi. Hatta 13 bölümlük dizinin en duygusal sahnesiydi. Resmen bir sezon finali gibiydi. Posta gazetesi yazarı Mesut Yar da böyle bir şeyler demişti, ama düne kadar anlamamıştık. Resmen sezon finali gibiydi. Bu arada Ekşi'de bazı yazarlar paraları Shan Li'nin çalabileceğini de söylemişti. Salak ayağına yatıp paraları aldığı söylendi, ama ben çok inanmadım. Bir kere kasanın yerini bile bilmiyor. Ferdi ile Karlos'un hareketleri saçmaydı gerçekten de...

    Bütün konuk oyuncular çok iyiydi. Necip Memili özellikle harikaydı. 3 bölüm oynadı, ama kendisinin ve karakterinin bıraktığı iz çok büyük oldu. Bu arada kendisi Yalan Dünya'da oynar mı, emin değilim. Yeni sezonda daimi kadroda olacağı açıklansa da Ekim'de başlayacağı için o zamana kadar dinlenir herhalde, ama oradaki işçi (adını hatırlamıyorum) Doğan gibi olmaz biliyorum.

    Şehriban, Maşuka ve Fatma, yine muhteşemdi. Ama boğazı düğüm düğüm eden o son sayesinde onları da hemen unutuverdik. Konuk oyuncular da çok iyiydi. Memili'nin yanı sıra Bahtiyar Engin ve Ezgi Eyüboğlu da üstlerine düşen görevleri iyi yerine getirdiler. Umut Kurt'un daha fazla rolü olur sanıyordum, ama sadece sona katkısı oldu. Beni Böyle Sev'e rakip olan diziye konuk oyuncu olması da acayipti ayrıca.

    Ceyhun'a zaten hiç girmiyorum. Kendi salaklığında yanıp kavrulsun. Hayati karakterinden nefret etmemiz istense de onu da seviyorum. Tüm karakterlerine bayılıyorum. Ceyhun'a bile çok az olsa da bir sevgim var. Uğraş Güneş'in kalemi muhteşem. Yeni nesil yazarlar arasında en iyilerden biri olduğunu kanıtladı.

    Bu arada bu hafta başka hangi dizi ve programları yazacaksınız. Aramızda Kalsın, Güzel Köylü'nün son 3 bölümü ve yılın düğününün gerçekleştiği 1 Erkek 1 Kadın 1 Çocuk için söz verdiniz, unutmayın. Karadayı, Kara Para Aşk, Benim Adım Gültepe, Bana Artık Hicran De, Beni Böyle Sev ve Reaksiyon gibi daha birçok seçenek var ya, neyse.

    Yine harika bir yazı olmuş. Sevgiler... :)

    YanıtlaSil
  2. Ha, bir de Doğan ölmeden önce paraların yerini söylese iyiydi. Şimdi yine toplamak zorunda kalacaklar. Bu arada dizi aldığı reytinglerle bu senenin Güneşi Beklerken'i olacağını kanıtladı. Onun kadar sürerse eğer, para 2-3 kez daha kaybolur vallahi... :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bu bölüm felaketti, felaket... Bir yerden sonra artık gülmek, ayıp oluyor gibi hissettirdi o derede. Etkilendim oldukça bu bölümden...

      Bir sürü dizi var... Hangi birinin analizini yapacağım bilemiyorum ama bu hafta söz verdiklerimin analizi olacak. :) O birçok seçenek beni benden alıyor inanın. Yetişemiyorum yapımlara... Mesela ön yargıyla yaklaştığım Kadim Dostum'un ilk bölümünün yarısını izlemiş zorlama bir komedi görmüştüm ama iki bölümünü baştan sona izledim ve çok hoşuma gitti. Bir dahaki hafta onu analiz edeceğim garanti... Bana Artık Hicran De, Beni Böyle Sev ve Reaksiyon'u analiz edeceğim ama Karadayı ve Benim Adım Gültepe bana hiç hitap etmeyen iki proje. Sırf hakkında bir şeyler yazmış olmak için yazmak istemiyorum. Hele Karadayı, ömür törpüsü bana göre... :)

      Geç yanıtladım, kusura bakma...

      Sevgiler.. :)

      Sil