13 Ekim 2014 Pazartesi

Kiraz Mevsimi: Defile zamanı


İnsanlığın nasıl kutsanmış bir değer olduğunu gördüğümüz bir bölümdü, bu hafta izlediğimiz... Ayrıca, insan kılığına bürünmüş şeytanlardan çabucak kaçmamız ve en önemlisi, salaklığı bir kenara bırakarak etrafımızdakilerin gerçek niyetini tartmamız gerektiğini resmetti; on dördüncü bölümünde Kiraz Mevsimi...

Açıkça söylemek gerekirse artık sıkıldım. Zira, bu bir inatlaşmadan ya da kıskançlıktan çok başka bir durum. Resmen nefret ediyor Şeyma, Öykü'den ve her hafta bölüm sonuna kadar galip de o oluyor. Bölümün sonunda Öykü mutlu olsa ne olur?.. Diğer bölüm boyunca nasılsa Şeyma'nın kurduğu bir dalaverenin içerisinde sürünür, durur... Senaristlerimizin kalemine, mizah anlayışlarına ve genel hikayeyi iyi şekilde sürdürmelerine tavım tamam ama artık Şeyma'ya onurunu bir kenara bıraktırıp, sürekli yılanlık peşinde koşturmalarını görmekten; dedim ya çok sıkıldım... Bir sitemim de kanala... Madem bir sonraki bölüm berbat ötesi, o zaman güzel geçmiş bir finale sahip izlediğimiz bölümün içine, ertesi bölümün fragmanını göstererek etmeyin olur mu?.. Etmeyin diyorum bakın, oraya daha uygun bir terim var ama kendime saklıyorum!.. 

Neyse gelelim bu bölüme... Geçtiğimiz bölümde, Meral ve Cem'i apartmanın kapısında bavullarla gören Öykü ve Ayaz'ın yaşadığı şokta bırakmıştık diziyi... Biz durumu biliyorduk ama en başından beri Meral, "hallederim" diye düşünerek söylememişti kızına gerçekleri...

On dördüncü bölüm

Uzunca bir süredir biriken kira borçlarını ödemek için Meral, elinden geldiğinden daha fazla gayret ediyordu aslında. Ediyordu etmesine ama yetmiyordu işte... Öykü'nün kime çektiğini gözler önüne serercesine, gururlu ve inattı zira o da... Ama işte gurur yetmiyor çoğu şeye... Ev sahibi -açıkçası haklı olarak- en sonunda koymuştu onları kapıya... Ev sahibinin yaptığını ben çok anormal bulmuyorum. Yani, evinde birisi oturuyor ama kira alamıyorsun... Buna kim ne kadar katlanabilir ki?.. Burada sorun, yersiz gurur yapılması sadece. Meral'in, Bülent ya da Önem'den yardım alması gerektiğinden bahsetmiyorum. Bu durumdan Öykü'yü haberdar etmeliydi diye düşünüyorum. Şimdi ne oldu peki?.. Kapının önüne kondun ve kızın iki kat üzüldü olanlara... Hem hiçbir şeyden haberi olmamasına, hem de hiçbir şeyden haberi olmadığı halde, yardımcı olamamasına... Öykü'nün de kaderi bu aslında. Kızın doğarken kaderi bir çentik yemiş sanki... Her şey o çentiğe kadar şahane ama çentiğe geldi mi hayat, her şey bok gibi ve virane...


Öykü şoka girdi elbette gördükleri karşısında... Annesi ve kardeşinin biçare apartmanın önünde oturmuş ağladığını gören birisi için şoka girmek en olağan durumdur herhalde... Anlamaya çalıştığında ise durumu, hem kızgın hem de üzgündü olanların karşısında Öykü... Ayaz da ondan farklı değildi aslında ama tek farkla o gurur abidesi olmayı adet edinmemişti... Şeyma'nın annesi Gülseren onları alıp evlerine götürdüğünde, elinde olan icra kağıdındaki ev sahibinin yazan adresine gitmişti Ayaz. Ev sahibi kadın artık şirazesinden çıkmıştı ve para ödense bile, pek müsama göstermeyecek gibi eve geri taşınmalarına. Ayaz bunu anladığında, kalacak bir yer derdine düşmüştü onlar için. Kendi evinde kalmalarını teklif etmişti ancak, Öykü bunu kabul etmedi. Çare bir otel odası ayarlamaktı ve yer de ayırtmıştı. Tabi, daha sonra işler değişecekti... Gülseren bizimkileri alıp eve götürdü ama Şeyma'nın hak ettiği babası Orhan eve geldiğinde onları resmen evden kovmaktan beter etti. Mete'nin zoruyla Şeyma'ların evine gelen aşk pıtırcıkları(!) ise olan bu tatsız olayın karşısında kendi evlerine davet etti bizimkileri... 

Bizimkilerin evlerinde kalmasından, en az babası kadar Şeyma da hoşlanmıyordu aslında. Boşuna demiyorum yani, Şeyma'nın hak ettiği babası diye... Sadece Mete'nin gözüne girmek onun derdi. Tabi bu Öykü'yü alt etme derdinin yanında devede kulak kaldığından, çok da özen göstermiyordu hareketlerine. Mete ise tamamen farklı bir bakış açısına sahip, tahmin edeceğiniz gibi. Şeyma'nın tam tersi bir karakter ve bu bölüm gerçekten gözüme girdi kendisi... Ben ki kolay kolay ona iyi bir şey yazmam, düşünün artık... Şeyma hanım kraliçeler gibi... Sabah kahvaltıları, akşam yemekleri ve yıkanan bulaşıklar... O Kontes, Meral ise evin kadrolu hizmetçisi... Ama Meral, en başından beri Şeyma'nın nasıl bir karakter olduğunun farkındaymış. Bunu da ben yeni fark ettim... Şeyma'nın çevirdiği dolaplar sebebiyle geç kaldığı akşam yemeğine sonunda teşrif etmesi ve Önem'in, Öykü hakkında söylediklerine verdiği tepkilere Meral'in bakışları şahaneydi... Bizimkini mutfakta da uyardı ama o hala, "biliyorum, farkındayım, onu böyle kabul ettim" mottosunda... Aferin sana Öykü, devam et böyle...




Gelelim haftalardır beklenen meşhur defile ile ilgili gelişmelere... Öykü, aslında yaşananlardan sonra -saçma bir şekilde- defileden geri çekilme kararı aldı. Sanki orada gönüllü de, "yeter artık, aileme bakmalıyım bu gönüllülük de bu kadar" kafasıyla işten ayrılmaya çalışıyor... Ailesine bakmak ya da destek olmak için tam da orada olması gerektiğini hatırlatacak kişi ise elbette Önem'di... Onun konuşurken tepeden tepeden bakmasına ama bir o kadar da anaç bir kişilik barındırmasına hastayım. Defilenin iyi geçmesi durumunda, hak ettiği kadar para kazanacağını ve bu sayede de evine geri kavuşabileceğini söyledi ona. Defile kötü geçse bile, Önem ona yardım ederdi aslında ama bizim gurur abidesi hak etmediği bir parayı alacak değil elbette... Sabahtan beri onların moralini düzeltmek için çabalayan Ayaz, onu Önem'in ikna etmesinden oldukça memnundu... Burada bir parantez de Ayaz'a açmalı... Ayaz'ı bize ilk bölümlerde, vurdumduymaz, çapkın, ipe sapa gelmez birisi olarak tanıtmışlardı ama değişen senaristlerle birlikte, gösterilenlerin tam tersi bir Ayaz dikildi karşımıza... Bu Ayaz şahane ve Öykü'ye destek olabilmek için elinden geleni yapması, bu şahane karakterinin bir getirisi bana göre...



Defileye devam edecekti Öykü ama şimdi gidip dikim evinde, tamamlanan kıyafetleri görmeliydi... Ayaz'la birlikte dikim evine gittiklerinde ise yeni bir şok bekliyordu onları... Şeyma ve Olcay'ın kumpası sonrası gelen çizimler, Öykü'nün çizimleri değildi ve otomatikman dikilen kıyafetler de Öykü'nün tasarımı değildi... Öykü yeniden yıkıldı, artık hiçbir şeyi kurtaramayacağını düşünüyordu ama yanında Ayaz'ın olduğunu yeniden unutmuştu. Bir gün sonra olacak defile için, yeniden bir defilelik kıyafet dikmek çok zordu ve çalışanlar yetişmeyeceğini söylüyordu ama onlar da karşılarında Ayaz olduğunu ve onunla baş edemeyeceklerini bilmiyordu... Duygusal bir konuşma sonrası, ikna olmuştu herkes gece boyu dikim evinde kalıp çizimleri hayata geçirmeye... Öykü, dikim evinin bir köşesinde gelecek olumsuz habere odaklanmışken, "çare Drogba" misali, çaresi olmuştu onun Ayaz yeniden...




Öykü tasarımlarını yeniden çiziyor ve çizilen tasarımlar çalışanlar tarafından birer birer elbiseye dönüştürülüyordu. Bu sırada Emre ve Burcu'da oradaydı elbette... Emre, çalışanlara moral olsun diye sabaha kadar müzik çalarken, Burcu da Öykü'nün moralini yüksek tutmaya çalışıyordu. Ayaz'mı?.. O hamal, terzi, garson, masör ve aynı zamanda da menajerlik yapıyordu tam bu sıralarda... Yani, her şeyin içinde daha iyi olması için çabalıyordu... Öykü'nün çizimleri bittikten sonra onu, attığı bir kurdele makarası eşliğinde sürprize getirmişti şimdi de... Sürpriz ise Öykü'nün yatıp iyice dinlenebilmesi için bir yataktı elbette... Ayaz yine Ayaz'lığını yapmıştı yani. Öykü'nün yatmaya niyeti yoktu ama Ayaz tarafından ikna edilmesi çok da uzun sürmemişti... 


Sabah olduğunda ise Ayaz yanına gelip onu uyandırdı... Öykü uyandığında, hem heyecandan hem de aşırı saflığından yine her şeyi olumsuz bir yerlere çekiyordu. Defile yatmış, çizimler elbise olmamış ve olanlarda yırtılmış, Önem aramış onu kovmuş ve hatta Ayaz da ondan ayrılmış... Bunca saçmalamanın ardından, kendine gelmesi çok uzun sürmedi... Her şey yolunda gidiyordu ve çizimlerinin hepsi olmasa bile yeteri kadarı elbiseleştirilmişti... 




Tabi iş bu kadarla bitmiyordu... Sırada defilenin olacağı mekanı ve mankenleri kontrol etmekteydi ve bizimkiler defilenin olacağı yere geldiklerinde ortamdan memnundular ama gelen mankenler, her şeyi yeniden arap saçına döndürmeye yetmişti. Şeyma yeniden devreye girmişti ve ayarlanan mankenleri iptal edip, yerine büyük beden manken istemişti... O mankenleri gönderme çabaları ve Ayaz'la birlikte Önem ve Evren'den durumu saklama mücadeleleri çok komikti bu arada daha sonrasında ki... Şeyma ve Mete yardıma geldiklerinde ise durum özellikle Şeyma için farklı boyuta gitmekteydi... Büyük beden mankenler gönderilmişti gönderilmesine ama ortada defilede çıkacak manken yoktu. Bu durumda iş yeniden Ayaz'a düştü... Çareyi eski sevgililerinde bulmuştu Ayaz, onlarla konuşacak ve  mankenlik için ikna edecekti... Öykü çıldırmıştı çıldırmasına ama başka çare de yoktu... Kabul etti bunu el mecbur... Ayaz ayarladığı kızlarla geldiğinde bizimki yeniden çıldırdı... Hepsi de manken gibi kızdı neticede!.. Elbette yeniden el mecbur katlanmak durumunda kaldı her şeye. Onun derdi içlerinde ki Kübra'ydı aslında... Onlar kuliste hazırlanırken, hepsinin yanına gidip kimin Kübra olduğunu öğrenmeye çalışıyordu ama başarılı olamadı. Zira o meşhur Kübra içlerinde değildi... 


Kızlar hazırdı... Kıyafetler de üzerilerine güzelce uymuştu ama başka bir dert daha vardı... Setenay ortalarda yoktu... Gelir gelecek umuduyla, Sibel ve Burcu ile onun için hazırlanan kulise gittiklerinde ise karşılarında Sinan Akçıl duruyordu. Öykü, başlarda Sinan Akçıl'ı tanımadı ve adamı üzerine bir de orada olduğu için azarlamaya başladı ama sonra gerçeği öğrendiğinde, bir o kadar da kızardı. Yazık ona... Tabi bu sırada Burcu ve Sibel kendilerinden geçmişlerdi... Defile de yardımcı olan kadın gelip, Sinan'ı sahne için çağırdığında bizimkilerde çıktılar oradan ve biz de defile alanına geçtik...



Herkes yavaş yavaş geliyordu. Şeyma ve Olcay, Öykü'nün yeniden galip gelmiş olmasından oldukça mutsuzken yanlarına gelen Mete; "umarım bu gece başka bir aksilik daha olmaz" diyerek, ikisine lafı geçirdi... Zira, Mete Şeyma'nın içip içip kafayı çektiği ve Öykü'nün çocukluğundan beri yanından ayırmadığı ayıcığının kafasını kopardığı bir gece önce olanların etkisindeydi... Ayıcık meselesini daha yeni sindirmişken, bir de gecenin bir yarısı Olcay'dan Şeyma'ya gelen mesajı okuyordu... Mesaj da Öykü'nün defilesi eline yüzüne bulaşsın diye verdiği mücadeleden bahsediyordu. Yani mesaj asıl ulaşması gereken yere ulaşmıştı ve bizimki de duruma aymıştı... Defile günü de Ayaz'dan olan olumsuzluklardan bahsetmesini istediğinde, İblisin dünyadaki suretiyle sevgili olduğunu artık çok iyi anlamıştı... Şeyma ve Olcay, bu tenkitli iyi dilek karşısında şoka girmişken; biraz sonra defile de başlamıştı... 



Sinan Akçıl'ın şarkısı eşliğinde mankenler kıyafetleri sergiliyordu ve herkes, özellikle de Önem ve Evren çok memnundu her şeyden... Öykü ise kuliste gelmeyen Setenay'ın derdindeydi ve Setenay da sonunda aramıştı. Yaramaz oğlu, onun ayağını kırmış ve gelmesi mümkün değildi. Öykü tam bunalımlara sevk olunurken, defile öncesi konuştuğu fotoğrafçının söyledikleri aklına geldi ve bir delilik yapmaktı niyeti... Bu arada o fotoğrafçı, uzun süredir ekranlarda gözükmeyen ve Yabancı Damat'dan sonra neredeyse içerisinde olduğu her projenin kısa sürede rafa kalktığı isim Özgür Çevik'ti.. Bazı kaynaklar konuk oyuncu, bazı kaynaklar da daimi kadroya katıldığını dile getiriyor. Bu konuda henüz net bir açıklama yokken, Ayaz'ın rekabete sürüklenme fikrinden hoşlandım. Böylece aşkının soğumaya fırsatı kalmaz...




Ve gelelim finale... Sinan Akçıl bu sefer, piyanonun başındadır... Ebru Şallı için yazdığı, sözleri oldukça zorlama şarkısı Güzel Kız'ı söylüyordur ve tam bu sırada podyuma üzerinde gelinlikle Öykü çıkar... Podyumdaki herkes gördükleri karşısında şaşkınken, Şeyma hem kızgın, hem kıskanmış, hem mutsuz, hem bunalımda, hem de şaşkındır... Beşi bir arada anlayacağınız... Şarkı bitene kadar podyumda bir ileri bir geri gelen Öykü'nün herkes etkisindeyken, sonunda şarkı bittiğinde bölümün de perdesi aşağıya inmişti...

Buraya kadar her şey gayet güzel ve mutlu mesut bir final varken ortada, göstermesinler mi bir sonraki bölümün fragmanını?.. Ben normalde bölüm biter bitmez, bir sonraki bölümün fragmanını görmeye bayılırım ama bu sefer hiç memnun olmadım gördüklerimden... Şeyma'nın yaptıklarını öğrenen Öykü ile ikilinin saç saça baş başa girdiğini ve bunların hepsinin, kulisten podyuma taştığını göreceğiz bir sonraki bölümde. Olanlar karşısında Önem'in ne kadar sinirlenip, cezayı Öykü'ye keseceğini de... Yani, yine senaristlerimiz bizi şaşırtmamışlar ve istikrarlarını en iyi şekilde korumaktalar... Bir bölüm boyu sürünen ve sadece sonunda mutlu olan Öykü'yü, belki de bu olacaklardan sonra birkaç bölüm kendini toparlamak için mücadele verirken göreceğiz... Göreceğiz görmesine ama ben bu bölümlerin analizini yazar mıyım, bilemeyeceğim...

Sevgilerimle...
Beklenen Kral

twitter.com/BeklenenKral
BeklenenKral@gmail.com

Hiç yorum yok :

Yorum Gönder