24 Ekim 2014 Cuma

Kocamın Ailesi: Güneşin doğuşu


Geçişler hep sancılıdır; yeni başlangıçlar ve radikal değişiklikler de... Dizinin yaşadığı sürecin de böyle olması beklenirdi ama değişikliğin olduğu ilk bölümde -14- dahi bir pürüz yoktu. Bunda en büyük pay elbette senaristlerindi. Her ne kadar artık ismiyle alakasız bir dizi olsa da, sonuç büyük bir başarıyı resmediyor, Kocamın Ailesi'nde...


Diziye ilk olarak Cücü lakaplı Cüneyt dahil oldu. Tarık'ın, Almanya'daki yakın arkadaşı olarak. Onu zor günlerinde yalnız bırakmamak için gelmişti Türkiye'ye. Radikal kararları ve çoğu şeye karşı oluşuyla, daha ilk dakikadan Ar'lar ile papaz da olmuştu ama kısa süre içerisinde kaynaştı herkesle. Tabi özellikle de Pelin'le... Pelin'in hayırsız babasının yokluğunu unutturdu ona resmen Cücü. Dizinin dinamiğini de değiştirdi kesinlikle daha ilk bölümde. Kapalı ortamlarda yaşamaya kapalı olan bu karakterin, modunu açık konuma getirmesi gerekecekti... Zira kuzeni İzmir'den, İstanbul'a gelmişti. Bununla birlikte, diziye bir de Güneş doğmuştu...


Güneş, yaşadığı gerginlikten sonra çalıştığı veterinerlikten istifa edip -aslında kovulup-, onun buhranıyla İstanbul yollarına düşmüş; apartmana da büyük bir bomba ile girmişti. Şakir isminde minik bir oğlu vardı ve onu gören herkesin verdiği tepki çığlık atmak ve kaçmaktan ibaret olmuştu. Bu arada Şakir, bir hamster. Ona en büyük tepkiyi veren, Esma oldu. Ama ne tepki verme... Kadın resmen dağları taşları inletti Şakir'i gördüğünde... Tamam pek de haksız değildi ama ne yapabilir ki o minik?.. Çok çok açıkta bulduğu kulağını kemirir yani... Güneş'in herkesle tanışmasında başrol Şakir'indi ve aslında Güneş'e karşı duvar örülmesinde de başroldeydi... Güneş, Cücü'den çok da farklı olmayan bir karaktere sahip. Ar ailesi için de bu kriz demek malum. Ona yaklaşımları, Yonca'ya olan yaklaşımlarından farklı değildi ve özellikle bu bölümde daha da keskinleşti bakış açılarının sivriliği... Mukadder, Hikmet, Gülay, Miray ve de Tülay derken, Yonca'nın savaş meydanında buldu kendini, bundan habersiz olarak. 

Yonca'nın savaş meydanında yine onun gibi gardını açmış bir şekilde bekliyor ama Güneş, Yonca'nın neredeyse tam zıttı bir karakter de aslında. Ar'ların ona böyle yaklaşmasının sebebi de tamamen Tarık kesinlikle... Daha kızı tanımadan böyle tavır almalarından hiç hoşlanmadım ancak, ben tanıdıkça onu seveceklerine inanıyorum. En azından inanmak istiyorum diyelim... Yonca malumunuz büyük bir gizle ölmüştü. Tarık'ın onun ardından uzun süre bunalım yaşamamasını sağlamaksa, senaristlerimizin pratik zekasına muhtaçtı. Nitekim Tarık, Yonca'nın öz ailesini bildiğini öğrendikten sonra yas tutma faslını bir kenara bıraktı. Arada yastığını okşuyor, seviyor ama o bunalımlı adamdan eser yok. Şimdi ise o gizi çözebilecek tek kişi var, Güneş. Önce Ar'ların çocuklarını kaybettiğini, ardından da Tarık'ın kaybolduğunu öğrenmesi daha ilk bölümden birkaç parçayı zihninde buluşturmasını sağladı. Sağladı sağlamasına ama bu konunun hemen ayyuka çıkması mümkün görünmediğinden, en azından bu sırada Tarık'a destek olacak; ailesini bulmaya yardımcı olacağına söz verdiğinde olduğu gibi. İnsanin böyle bir söz vermesi bile başlı başına oldukça değerlidir çünkü. Bakalım Güneş, bu gizemi nasıl çözecek. Çözdüğünde de ne gibi gelişmeler söz konusu olacak... Belki de çok geç kalmış olacak... 


Malum Ar'lar biraz eminler oğullarını bulduklarından... Şeniz'le işbirliği yapan zerzevatın, aileyi kandırmak için kullandığı tüm argümanlar meyvelerini verdi ve Mukadder'in hafif şüphesi dışında Hikmet, Gazanfer ve Zafer emin gibi onun Engin olduğundan... Bu arada zerzevat diyorum ama bir tepki de aldım dün gece... Zerzevat'a hayat veren-hala diyorum yarabbim!- Murat Okay, şakayla karışık sitem etti dün gece Twitter'dan. 


Ama şimdi, tam bir zerzevat o... Ben Rıza falan demem ona... Zerzevat demesem de çok çok, çakma Engin derim yani... Zerzevattan bağımsız olarak size sevgiler, hürmetler tabi... Zerzevat, oldukça hastalıklı bir kişi olduğunu her geçen bölüm biraz daha ispat ediyor resmen. İşin garibi, bizim korkusuz Şeniz de ondan artık çekinir oldu. Her ne kadar diklense bile bir gayret, gözü korktu neticede. Tarık'la aynı yurtta kalan zerzevatın, ona böyle kin gütmesinin altında ne var bilemiyorum ama altının senaristlerimiz tarafından iyi doldurulacağına eminim. Hastalıklı bir kafadan daha ütopik bir açıklama bekliyorum ama bunun için. Mesele zerzevat iblismiş!.. Tamam sakinim...


Miray, Tülay ve Gülay'ın da onun varlığından haberdar olması sonrası, şimdi sıra aileye girmeye geldi. Geldi gelmesine ama onun Ar ailesiyle yaşamaya da niyeti yok. E arkadaşım sen ne istiyorsun bu insanlardan?.. Deli misin diyeceğim ama yani yersiz olacak... Şeniz'in adli tıpta bir işler çevirdiği kesin ama Zafer de kan verdikten sonra adli tıp veri bankasına düşecek kan uyumundan Tarık'ın haberdar olmamasını nasıl sağlayacaksın, a Şeniz!.. Hastalıklı zerzevatın, hikayenin bundan sonrasında neler çevireceği muallak ama onun varlığından en büyük zararı bence Ar ailesi değil, Şeniz görecek...


Esma'da ise durum tamamen trajik olmaya başladı. Yonca'nın ölümünün ardından Can'la birlikte, Tarık'a taşındılar malum. Bununla da kalmadı, Yonca'nın tahtına oturdu iyice. Zaten iyi geçinemiyordu Ar ailesiyle ama Yonca'nın ölümünün ardından iyice yaklaşımı değişmeye başladı. Yonca'ya yaptıkları sebebiyle, elbette biraz tepki göstermesi normal ama unutmamalı o da Can'ın ardından ikinci sırasına koymuştu Yonca'yı. Yani iğneyi önce kendisine batırması gerekiyor bu durumda. Yonca'nın hastalığını öğrendikten sonra ilgili bir Esma gördük biz ona karşı. Sevgisinden şüphe etmiyorum ama sevgi ve ilgi aynı şey değil malum. Bu sebeple, Ar'lara bu kadar tepki göstermesi de bana samimi gelmiyor. Yakın zamanda evrim geçireceğine inanıyorum onun. Güneş'i, Yonca'nın yerine koydu ve onunla yeniden umut dolacak bence içi. Yas modundan çıktıktan sonraki değişimini merakla bekliyorum...



Hikmet'in ise haklı bir tepkisi vardı son bölümde. Tülay'ın başından geçenlerden haberi olmayan Hikmet'e, Şeniz'in gidip de her şeyi anlatmasındaki maksadı anlayamıyorum ben. Muhtemelen kocasızlık başına vurdu onun!.. Ben başka bir çıkarım yapamıyorum bu konuda. Hikmet'i üzmeye, bunla entegre de ailenin diğer üyelerini üzmeye ne gerek vardı ki?.. Mukadder'in kendisinden gerçekleri saklamasına gerçekten oldukça alınmışken, bir süre daha onu nazlı görebiliriz muhtemelen. Mukadder'in kendini affettirme çabasına da ne demeli bilmem... Nasıl samimi bir sahneydi o öyle... Tabi, kendisini affettirmeyi başaramadı ayrı mesele... Bu arada Şeniz'e diş gösterdiği sahnede şahaneydi. Yürü be Mukadder!.. 


Miray ve Fatih cephesi birbirine yanık olduğu ayyuka çıkan bir cephe. Şimdi şirketin kırkıncı yılını kutlama resepsiyonu için hazırlanırlarken birlikte, herhalde artık farkına varırlar içlerindeki aşkın. Suyunu çıkartmayın bir zahmet siz de... Can ve Gülay... Bu ilişkinin oturduğu temel hiç sağlam değil ve ileride muhakkak birçok patlak verecek. Gülay'ın, önceden Can'ın arkadaşlarından birisiyle sevgili olduğunu ve çocuğun onun yüzünden kayıplara karıştığını not edersek özellikle de bir yere... O geri gelecektir ve ta ta ta!.. Aşka büyük bir bomba... Her şeye rağmen mutlu bir birliktelik hakları tabi onların da...

Kocamın Ailesi'nde önemli gelişmelerin yansıması böyle... Gazanfer'in camide imama anlattığını sanarken bildiklerini, diyafon aracılığıyla tüm mahalleye anlatması ise büyük bir trajedi oldu. Birbirlerinin haberi olduğunu bilmeden, zerzevattan haberi olan aile fertlerinin; artık bunu öğrenmesi sonrası neler yaşanacağını çok merak ediyorum. Zira zerzevat, Zafer'le arasındaki bağı diğerlerinden bambaşka bir yalanın üzerine kurdu ve en azından bunun üstünkörü geçilmemesi gerekir. Sorgulasınlar bu çelişkileri bir zahmet. Kan testinin sonucunu tahmin etmek şimdiden güç değilken, en azından içlerinde bir kuşkuya yer kalsın... 

Sevgiler...
Beklenen Kral

twitter.com/BeklenenKral
BeklenenKral@gmail.com

1 yorum :