15 Ekim 2014 Çarşamba

Urfalıyam Ezelden


Yarattığı algı ve sürükleyicilikten çok, süründüren senaryolara gebe olan doğu dizilerine bakış açım nettir; özenle izlememeye gayret ederim. Nitekim Urfalıyam Ezelden ile ilgili ilk haberler ortaya atıldığında da aynı duvarı bir güzel örmüştüm etrafıma... Hikayesi bile başlı başına kendisinden uzaklaşmam için bir sebepti aslında ama yine de merak ediyordum, nasıl olacak diye. Sonuçta Kanal D, dram yüklü doğu hikayesi barındıran dizilere pek yer veren bir kanal değildir... Urfalıyam Ezelden'de farklı ne olabilir diye merak ediyordum ister istemez. Belli başlı sahneler gösterildiği için tanıtım fragmanlarından bir şey anlaşılmıyordu ama pazar akşamı yayın hayatına başladığında, beni kazandı Urfalıyam Ezelden anında...

Diziye başlarken...
Bana kalsa onu sonra izlerim diye kaydedip, yine aynı gün yayın hayatına başlayan Gönül İşleri'ni izlerdim ancak annem büyük bir Bülent İnal aşığı(!) -evet, aşığı yanlış okumadınız- olunca, bu pek de mümkün olamadı tabi ki... Oyunculuklar ve hikayenin sunuş biçimi çok iyiydi. Hiç bir fikrim olmadığı için şiveler konusunda pek bir şey diyemem ama bana Meral Çetinkaya'nın hayat verdiği Zekiye karakterinin şivesi biraz aşırı geldi sadece... Onun anaç tarafı ise şahaneydi kesinlikle... Torunu, açıkça Selva yüzünden öldürülmüşken; ona sevgi dolu bir yaklaşım sergilemesi etkileyiciydi Zekiye'nin. Beni açıkçası hikayenin içerisine çeken şey Selva'nın aile tarafından, tüm olanlardan sonra dışlanmaması oldu. Aksine, daha bir kol kanat gerdiler... Genelde böyle olmaz biliyorsunuz, bir iki kişi o karaktere sıcaklık beslese bile mutlaka ailenin içinden birileri sivrilir onunla uğraşmak için. Böyle olmayışı, diziyi diğer doğu dizilerinden de anında ayırdı zaten...

Oyuncular ve karakterleri
Dizinin kemik kadrosu; Bülent İnal (Cemal) , Dolunay Soysert (Selva), Öykü Gürman (Ceylan), Settar Tanrıöğen (Mehmet), Meral Çetinkaya (Zekiye), Menderes Samancılar (Duran), Zuhal Olcay (Türkan), Mine Teber (Emine), Cahit Gök (Kadir), Güven Murat Akpınar (Selahattin), Uğur Güneş (Çetin), Makbule Akbaş (Kevser), Ferdi Sancar (Tırşik), Bahadır Efe (Ali) ve Cansu Fırıncı'dan (Recep) oluşmakta. Tabi bir bölümlük ömrü olan ama finale kadar anılacak Hüseyin karakterine hayat veren Kadim Yaşar'ı atlamayalım...

Bıyık!..

İlk defa izleme imkanı bulduğum birkaç oyunculuk vardı ve bana göre içlerinde sırıtan olmadı. Sadece, dizinin başlarında Çetin karakteri biraz aileden kopuk gibi geldi bana. Ailenin üvey oğlu gibi bir imaj vardı onda. O da tamamen tipiyle alakalı bir durum. Kötü anlamda söylemediğimi ayrıca belirtmeme gerek yok sanırım, derken belirtmiş bulundum işte... Bu arada, fazla bıyık vardı dizide bana göre... Ana karakterlerin tümü bıyıklı olunca, insan ayrışım yapamıyor. Ailenin bağı bıyıklı olmalarından mı geliyor diyeceğim ama en küçükleri Selahattin'in bıyıksız oluşu bu tezi yok ediyor. O da muhtemelen yaşı küçük bir karakteri canlandırdığından bıyıksız. Hadi Bülent İnal'ın karizması gereği olması gerek o bıyık... Settar Tanrıören de baba ve olsun ama diğer çocuklarının da bıyıklı olması gereksizdi. Neye takılmışım ama değil mi koca dizide?.. Ben de böyleyim işte, ne yapayım...

Birinci bölüm

Mehmet, Urfa'nın aranılan sanatçılarından birisidir ve sıra gecelerinin üstadı olarak nam salmıştır şehirde... Beş tane de oğlu vardır; her biri birbirinden daha iyi yürekli ve tam bir evlattır... Oğullarından Hüseyin'in ise aklı fikri, Antep'in en varlıklı ağalarından olan Duran'ın kızı Selva'dadır... Mehmet de onun bu hasretine daha fazla kayıtsız kalamaz ve Duran'a eşrafları aracılığıyla hayırlı bir iş için geleceklerini haber edip, yola koyulurlar... Ailenin sevimli ninesi Zekiye'ye gelirsek, torunundan daha heyecanlıdır; gelin gelecek eve diye... Güle oynaya yola çıkmışken onlar, Selva ise heyecanla hazırlanmaya çalışmaktadır... Çalışmaktadır çalışmasına ama Duran'ın kızını Hüseyin'e vermeye hiç niyeti yoktur... Karısı, kızının mutluluğunu düşünürken onun düşündüğü; -totosu kadar olan- şanına layık bir damat adayına vermektir Selva'yı... 


Bizimkiler güle oynaya geçen yolculuğun ardından varmıştır Antep'e ve Duran'ın çiftliğine gelirler kızı istemeye... Arabadan indirilen çeyizlerin bini bin parayken, babası tarafından odasına -otoritesiyle- hapsolunan Selva olan biten her şeyden soyutlanmış; yine de bir umut beklemektedir babasının kendisini vermesini... Hem karşılama hem de kahve ikramı faslında Selva'nın ortada olmayışı Zekiye'nin bu durumu sorgulamasına sebep olmuşken, Duran da fazla bekletmeden çıkarır ağzındaki baklayı.. Oldukça aşağılayıcı bir üslupla, kızını vermeyeceğini söyledi... Mehmet, duydukları karşısında yine de susmuş ve kızını vermeyeceğini söyleyen Duran'ın söylediklerini ona yedirmeden, büyük bir sükunetle herkesi evden çıkartmıştı... Mehmet'in bir hareketine oğulları Duran'ı darma duman ederdi de, işte insaflı adamdı ve hepsini bir bakışıyla zapt eyledi... Verilmediğini bizimkilerin arabaya binip gidişinden anlayan Selva, babasının çıkmamasını istediği odasından çıkmış ve Hüseyin diye bağırarak koşmaktadır ancak, Duran tarafından durdurulup; sırf onlar görsün diye kızını tokatlamaya başlayışı Hüseyin başta olmak üzere herkesi daha da yaralamıştı...

Geri dönmeden önce bir geceyi otelde geçirmeye karar verirler ve Mehmet, oğullarından abileri Hüseyin'i zapt etmelerini ister ama Cemal'in kanına girmesiyle, Hüseyin'in Selva'yı kaçırma düşüncesi çoktan pekişmiştir... Cemal bir arkadaşından araba ayarlar ve Duran'ın çiftliğine doğru yola koyulurlar. Diğerleri ise meyhaneye gittikleri yalanıyla, babalarının durumu deşmesini engelleyecektir... Selva gözlerinde yaş kalmamışken, yardımcısı telefonunu ona verir arasın Hüseyin'i diye... Babası telefonunu elinden aldığı için bir türlü ulaşamazken Selva'ya, nasıl kaçıracağının planını yapıyordur Hüseyin ama tam bu sırada telefonu çalar ve arayan Selva'dır... O da kaçmaya razıdır, kıyafetlerini hazırlar ve çiftliğin bir köşesine gelen Hüseyin ile sonunda kavuşurlar... Daha sonrasında ise olanlar dramanın yoğun olarak başladığı anlara tanıklık etmemizi sağladı... 


Mehmet, oğluna önce kızmıştı kaçırdı kızı diye ama affetmesi uzun sürmedi... Zira, affetmesindeki en önemli sebep birlikte olmalarıydı ancak, hemen sonrasında yaptıkları düğünde kalpleri kana bulanmıştı... Selva'nın abisi Recep, Hayati'yi vurmuş-aslında ben onun vurduğundan emin değilim- ve herkes ayaklanmıştı... Hayati mezara, Recep de hapse girmişti... Bu işin en büyük kaybedeni de Duran'dan başkası değildi... Kızı da oğlu da artık yoktu ve karısı yıkılmış bir vaziyette, hayatını devam ettiriyordu... Selva'nın umutları ise Hüseyin öldükten sonra ama en çok da adet gereği gelinliğini yaktığı sırada yok olmuştu... Allahtan aile ona kucak açmıştı da, en azından gün yüzü görüyordu...


Birkaç zaman sonra Selva'nın hamile olduğunun anlaşılmasıyla da Cemal'e büyük bir yük biniyordu... Töre gereği, Selva ile evlenmek zorundaydı ve onlar evlendikten sonra ailecek İstanbul'a göç ettiler...Ve hemen sonrasında beş yıllık bir zaman atlaması oldu. Çocuk beş yaşına gelmiş ve bilmediği babasının adını ona vermişlerdi... O ismini aldığı babasını, amcası sanarken; babası sandığı amcası da hayata küsmüş modda takılmaktaydı... Ailenin sivri karakteri Çetin ise bir gayret başını derde sokmakta ve sürekli birilerini suçlamaktadır... Urfa'ya Hüseyin'in ölümünün beşinci yılında tevhit için gittiklerinde de Selva, yardımcısından abisinin kısa süre sonra hapisten çıkacağını öğrenmişti ve o konuda da sivri karakterimiz Çetin'in birkaç girişimini göreceğiz muhtemelen... Çocuğunun tevhidinin olduğu gece, İstanbul'da söz verdiği bir sıra gecesine katılan Mehmet ise kalp krizi geçirmişti... Herkes apar topar Urfa'dan dönmüştür ve kısa süre sonra Mehmet'in durumu düzelir... Ayağa kalktığında ise Cemal'den artık Selva ile arasındaki bağın, gerçek bir karı-koca gibi olmasını istemektedir... Aynısını Selva da istemektedir aslında... Aradan geçen beş yılda, uğruna ölen adamı unutmuş; kardeşine vurulmuştur kalbi Selva'nın... Yargılamıyorum ama yani adamın kemikleri ters dönüyordur mezarında... Onların tam da o gece yakınlaşması sivri karakter Çetin tarafından bozulmuşken, sıra gecesi gruplarının solisti Ali; rakip şirket tarafından kandırılınca yeni bir solist aramak şart olmuştur... Solist seçmeleri yapılırken yandaki plakçıya gelip, adamın tacizine uğrayan ve kendi plakçılarına götürdükleri; Ceylan bunun için en uygun aday olacaktır... Zira, onun şahane sesi eşliğinde, herkes şoka girmişken bölümün perdesi aşağıya inmiştir... 

---

Başarısız bir kız isteme merasimi dışında, kahramanlarımızın Antep'le hiçbir alakaları yokken; sürekli "Antep'in Hamamları" türküsünün çalınması dışında, bölüm geneline yayılan bir olumsuzluk yoktu. Faruk Teber'in yönetmen koltuğunda oturduğu, Cihan Çalışkantürk, Sinan Tuzcu ve Deniz Madanoğlu'nun senaryosunu yazdığı Urfalıyam Ezelden, Pazar akşamları haberlerin hemen ardından Kanal D'de ekrana gelmekte... 

E o zaman, iyi seyirler hepimize...

Sevgilerimle...
Beklenen Kral

twitter.com/BeklenenKral
BeklenenKral@gmail.com

3 yorum :

  1. http://mutluannebabalar.blogspot.co.uk/2014/10/yardim-cagrisi.html

    LÜTFEN BU LİNKİ TIKLAYIP OKUR MUSUNUZ?

    YanıtlaSil
  2. Bu kadar yazı için de buna mı takıldın diyenler olacaktı muhtemelen :) ancak küçük bir düzeltme: Dizinin yönetmeni Faruk Teber. Faruk Turgut ise yapımcısı. Saygılarımızla. Kolay gelsin. İyi Çalışmalar.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Gecenin köründe yazmanın azizliği... Yapımcı ve Yönetmen karışmış. Düzelttim, teşekkürler. :)

      Sil