6 Kasım 2014 Perşembe

Günahkar


Çok uzun zamandır herkesin merakla beklediği bir iş olan Günahkar, sonunda dün akşam yayın hayatına başladı. Daha ilk dakikasında insanı içine çekmeye başlayan hikayesi ve oyunculuklarıyla dizi, bunca zaman beklediğimize kesinlikle değdi... Her şey bir kenara, Şeçkin Özdemir'in bir bölüm içerisinde yaşadığı evrim şahaneydi... Yuvarlak çerçeve gözlüklü sevimli doktor adayının, seri katil bakışlı bir serseriye dönüşümünü çok başarılı bir şekilde yansıttı...

Uyarlama ama tanıdık bir hikaye
Günahkar, Nice Guy isimli bir Kore dizisinden uyarlama olsa da, sunduğu hikaye bakımından aslında klasik bir çizgide sayılabilir. Eski Yeşilçam filmlerinde izlediğimiz, sevdiği kadının suçunu üstlenen cefakar aşık modunun ilk bakışta sıradan gelmesi bu yüzden oldukça normal. Tabi sonrasında o cefakar aşığın yaşadığı büyük dönüşüm de, bunun bir parçası. Ama burada asıl etken, hikayenin üzerine oturduğu yapı taşından ziyade oyunculukların uyarlanan senaryo içeriğine kattığı enerji bana göre... Senarist-ler-in uyarlamadaki başarısı, oyuncuların oldukça özverili çalışmalarıyla birleşince, bu klasik hikaye oldukça etkileyici bir iş olarak karşımıza çıkmış oldu.

Oyuncular ve karakterleri
Dizinin kemik kadrosu; Seçkin Özdemir (Ali Yusuf), Gülcan Arslan (Saliha), Hazal Filiz Küçükköse (Aslıhan), Korel Cezayirli (Kara Sado), Zuhal Gencer (Hacer), Çağrı Şensoy (Gökhan), Caner Tanrıverdi (Tuna), Alper Kut (Fikret), Esra İşgüzar (Ela) ve Efe Tuncer'den (Halil) oluşmakta... 

Oyunculuklarda göze çarpan bir sorun kesinlikle yoktu. Özellikle Seçkin Özdemir ve Gülcan Arslan'ın karakterlerini çok iyi giydikleri ortada. Kısacası, birbirinden atarlı bu iki karakterin üstesinden gelmeyi rahatlıkla başardıklarını söylemek hiç de yanlış olmaz. Hazal Filiz Küçükköse de keza, oldukça başarılı bir iş çıkartıyor. Ağlama ve duygu yoğunluğunun tavan olduğu sahnelerde biraz sallansa da, asla başarısız denemez... Tabi bir de Korel Cezayirli var... Ondan şimdilik pek bahsedecek bir şey yok ortada ama rolüne çok yakışmış. Karizması, ağır bir mafya babasını rahatlıkla kaldırıyor...

Senaryo ve Yönetmen
Senaryosu, Makbule Kosif, Nalan Merter Savaş, Gülsev Karagöz ve Zafer Çetinel tarafından uyarlanan yapımın yönetmen koltuğunda, Berat Özdoğan oturuyor. Daha önce, Babalar ve Evlatlar, Mazi Kalbimde Yaradır, Firar, Çakıl Taşları... gibi birçok dizi ve sinema filminde yardımcı yönetmen olarak görev alan Özdoğan, Günahkar'la birlikte artık mutfağın başındaki isim oldu. İlk bölümden bir çıkarım yapmak ne kadar doğru olur bilemiyorum ama genel itibariyle başarılı bir iş çıkarttığını söyleyebilirim. Tek sorun, bölümün sonunda yer alan yağmur sahneleriydi... Bardaktan boşalırcasına tabirinin hayat bulduğu sahnelerde, kesinlikle yağmur hissi/efekti yoktu. Bu aslında daha çok görüntü yönetmeninin halletmesi gerek bir iş ama sonuçta yönetmen koltuğunda oturan olarak, eksiğe müdahale etmek de onun görevi...

Müzikler
Müzikler ise Alp Yenier'in elinden çıkma. Kendisini, yine Seçkin Özdemir'in başrolünde olduğu Bir Aşk Hikayesi'ndeki başarılı müziklerinden tanıyorum. Orada çıkarttığı iyi işin devamı olarak, Günahkar'da da başarısını sürdürmüş. Bu konuda dile getirebileceğim tek sorun ise müzik kullanımının bölüm boyunca çok yoğun olmasıydı. Evet, müzikler şahane ama sahnelerin önüne geçmemesi gerekir. Hele hele konsantre olup, hikayeye derin bir şekilde yoğunlaştığım anlarda müzik beni biraz sarstı. Tabi bu da Alp Yenier'in değil, kurgu ve montaj ekibinin işi. Onlar da umarım, diğer bölümlerde müzik kullanımını daha sarsmayan bir hale getirebilirler...

Birinci bölüm

Ali Yusuf, çocukluğundan beri üzerinde taşıdığı iyilik severliğin hiçbir zaman etkisini yitirmediği genç bir doktor adayıdır. Yine çocukluğundan beri arkadaş oldukları Aslıhan'la, ilerleyen yıllarda çıkmaya başlamış ve oldukça güzel bir ilişki yaşamaktadırlar. Üniversitede atılgan, her konuda bilgi sahibi olmaya çalışan ve bu yüzden hocalarıyla bile karşı karşıya gelmekten çekinmeyen Ali Yusuf, aşkı uğruna her şeyi; çok ama çok arzuladığı doktorluk mesleğini bile ardında bırakacak kadar da cefakardır... Nitekim, bir gün Aslıhan onu ağlayarak arayıp bir otele çağırdığında tüm düzeni, hayatı, arzuları ve istekleri büyük bir değişime uğrayacaktır... Aslıhan sükse yapıp, çok para kazanmak derdinde olan bir gazetecidir ve yine lüzumsuz gördüğü çekimlerden birine gönderilmişken, o da tüm hayatının yakında değişeceğinden habersizdir... 


Yanındaki kameramanla yaşadığı küçük atışma sonrası, basın toplantısına girmeyeceğini söyleyip onu göndermiş ve halinden kendi kendine dert yanmaktayken, yanına holding çalışanlarından olduğunu söyleyen bir adam gelmiştir. Ona yapılan kozmetik ürünlerde kanserojen madde barındıran kimyasallar kullanıldığını söyler ve telefonuna kaydettiği bir görüntüyü izletir. Görüntüde sadece bir kamyon kasasından taşınan koliler varken, Aslıhan ilk etapta adama inanmaz. Ama kısa yoldan sükse yapmanın arzusuyla da kayıtsız kalamaz... Adam, ona elindeki belgeleri göstermek için basın toplantısında bu konuyla ilgili bir soru sormasını şart koşar... Aslıhan da çekine çekine bu isteği gerçekleştirmek için, basın toplantısına katılır. Basın toplantısında çıkartılacak ürünler ilgili konuşmayı, holdingin genç veliahtı Saliha yapmaktadır. Konuşması bittikten sonra, gazetecilere soruları olup olmadığını sorar ve önce kimseden ses soluk çıkmazken; ardından Aslıhan el kaldırarak söz ister... Ayağa kalktığında da, "ürünlerinde kanserojen maddeler kullanıldığına dair şüpheler hakkında bir şey söyleyecek misiniz?" diye sorar. Haliyle bu söylem karşısında herkes şaşkındır, Saliha da bu konunun nerede gündeme geldiğini sorgulamaya başlar. Aslıhan donup kalmışken, basın toplantısı apar topar sonlandırılır ve beklenmedik gelişmelerin de fitili ateşlenir. Holdingin sahibi Fikret de, avukatına Aslıhan ile ilgili her şeyi öğrenmesini söyler...


Aslıhan başlamadan sona ereceğini düşündüğü gazeteciliği için üzülmeye başlamışken, adam tekrar yanına gelir ve bir otel ismiyle oda numarası söyleyip ortadan kaybolur... Akşam olduğunda ise onu ağlayarak Ali Yusuf'u ararken görürüz... Elinde yarısı kırılmış ve kanlı bir içki şişesi, Ali Yusuf'u otele çağırmaktadır. Kardeşinin hastalığı yeniden nükseden Ali Yusuf, kısa süre sonra geleceğini düşünüp evden ayrılır ve otele gider... Aslıhan hala elinde şişeyle oturmakta ve ağlamaktadır. Sabah görüştüğü adamı öldürmüş ve girdiği şokun etkisiyle-ki bence rol yapıyordu-, her şeyden habersiz gibi davranıyordu. Daha sonra da durumu acitasyona dökerek, hapse girmek istemediğini sayıklamaya başlar... Bizim cefakar Ali Yusuf ise tüm bu olanlardan sonra, onu otel odasından gönderir ve suçu üzerine almaya niyetlenir... Aslıhan'ı ise daha sonra, holdingin sahibi Fikret'le yan yana görürüz... Öldürdüğü adamdan aldığı dosyayı Fikret'e veren Aslıhan, arzuladığı hayatın kapılarından geçmeye hazırken, Ali Yusuf her şeyden vazgeçmiş; polisi aramıştır... Daha sonrasında ise sekiz yıllık bir zaman atlaması olur... O yuvarlak çerçeve gözlüklü şirin adam, hapishanede içine bulaştığı mafya düzeni sebebiyle tam bir sayko olarak karşımıza çıkmıştır...


Hayatın garip tesadüfleri, yıllar sonra Aslıhan ve Ali Yusuf'u tekrar bir araya getirir... Yaptıkları uçak yolculuğu sırasında, tuvalete gitmek için kalkan Ali Yusuf, tuvaletin kapısı açıldığında üzerine yığılan kadının önce farklı bir niyette olduğunu zanneder ama aslında kadın baygınlık geçirmiştir... O kadın ise Saliha'dan başkası değildir... Önce doktorluk eğitimini gizleyip yerine otursa da, daha sonra birlikte yolculuk ettiği mafya babasının hosteslere onu doktor olarak tanıtmasıyla; yeniden Saliha'nın başına gider... Tam bu sırada da, Aslıhan gelir ve ikili karşılaşırlar... Ne yazık ki bu karşılaşmadan hiç ama hiç etkilenmedim. Aradan geçen onca yılın ardından, hele de çok nahoş bir ayrılık varken ortada karşılaştıklarında bu kadar az heyecan hissetmek beni üzdü. Daha etkileyici bir sahne yazılabilirdi... Neise Ali Yusuf, Saliha'nın hayatını kurtarmışken; kendini ona borçlu hisseden Aslıhan bankadan çektiği 250 bin lirayı ağlaya sızlaya evlerine getirir... Saliha da, ondan kurtulmanın planları içerisinde peşine taktığı adamdan tüm bunları öğrenir ve Aslıhan eve geldiğinde onu köşeye sıkıştırır... Ama zeki olduğunu zanneden Aslıhan, ona Amerika'da uyuşturucu komasına girdiği ve tutukladığını Ali Yusuf'un bildiğini ve bununla tehdit ettiğini, parayı da o yüzden verdiğini söyler... 


Saliha önce korkup geri adım atmış gibi görünür ama bu söylem sonrasında, Ali Yusuf'u tehdit ve şantajdan polise ihbar eder... Aslıhan beklemediği bu gelişme karşısında şoktayken, Ali Yusuf'un evine baskın yapan polislerin yana yakıla hem parayı hem de onu aradığını görürüz... Bu çok yağmurlu(!) sahne de ise sırılsıklam vaziyette korkmuş bir halde kardeşi Ali Yusuf'u arar ve eve geldiğinde de polisler tarafından tutuklanıp, göz altına alınır... O bu tutuklamanın, içine bulaştığı mafya düzeni sebebiyle olduğunu zannederken karakola gittiğinde, karşısında tanık sıfatıyla orada olan Aslıhan'ı görmesiyle, durum onun için daha da karmaşık bir hal alır... Bölümün perdesi de burada aşağıya iner...

---

Oldukça heyecanlı ve sürükleyici bir başlangıcın ardından, kendisine bir müdavim kazandırmış oldu Günahkar... Bundan böyle dizinin nasıl bir süreç üzerinden yürüyeceği büyük bir merak konusuyken, Ali Yusuf'un içerisine girdiği mafya düzeninde nasıl yükseleceğini izlemek de ayrıca çok keyifli olacak. Tabi Saliha ile yaşanacak ilişkinin nasıl başlayacağı ve gerçek bir aşka dönüşümü de ayrıca ilgi uyandıran farklı bir konu. Bu sorular ilerleyen bölümlerde cevap bulacakken, bize hiç kaçırmadan diziyi izlemek düşüyor...

Yazıyı sonlandırırken, dizinin çarşamba akşamları saat 20:00'de ekrana geldiğini not düşeyim... Herkese iyi seyirler, Günahkar'a da bol reytingler!..

Sevgilerimle...
Beklenen Kral

twitter.com/BeklenenKral
BeklenenKral@gmail.com

Hiç yorum yok :

Yorum Gönder