3 Kasım 2014 Pazartesi

Kiraz Mevsimi: Büyük meydan okuma


Uzun zamandır ilk defa keyifli bir bölümle ekrana gelen Kiraz Mevsimi, bizi şaşırtmayacak adımların da atıldığı sahneleriyle en azından tutarlılığını sürdürdü. Fazla laf kalabalığı yapmadan, on yedinci bölümün analizine başlayalım derim...

Diziyi geçtiğimiz bölüm, reddettiği teklifini yeniden kabul etmek için Derin'in kapısına gitmiş Öykü'nün çaresizliğinde bırakmıştık... Bir sonraki bölüm bu sahneden devam etmiyor ve bir gelenek yaşatılıyordu...

On yedinci bölüm

O geleneği, dizinin sıkı takipçileri iyi bilir. Bölümlerin başlangıç sahnesi hep Öykü'nün odasından start alır... Ya uyuyordur, ya bunalımdadır ya da yanında olan Burcu ile bir şeyler karıştırıyorlardır. Yine o başlangıçlardan birinde, üçüncü alternatifteydik... Öykü ve Burcu sinir atmak için yoga yapmaktadırlar ama çare olmadığını anladıklarında, başlarlar Ayaz ve Emre'ye saydırmaya... Tabi bu fasıl Öykü'nün Derin'in yanına gitmesi gerektiğinden, fazla uzun sürmez. O hazırlanmaya koyulmuşken, Burcu'nun telefonuna Mete'den bir mesaj gelir... Dün gece hazırlanan masa ve kendilerini gören birinin varlığı Mete'yi yine sıkıntılara sürüklemektedir. Ama nasıl olduysa, Şeyma onu görebilirken o Şeyma'yı görememiştir... Sesin peşine düşmeyişi de ayrı bir ironi... Herhalde, "kedidir kedi" diyip geçiştirdiler sesin yaratması gereken etkiyi... Nitekim Burcu gittiğinde Mete'nin evine küçük bir çaplı sorgu, yakarış ve her zamanki klasik Mete isyanından sonra, her şeyi kendisinin hazırladığını söyleyen Burcu; konuyu geçiştirir... Şimdilik geçiştiriyor ama yakındır Şeyma'nın yemek olayını yumurtlaması. Burcu olanlar karşısında pek de masum değilken, Mete ile aralarına duvar örülmesi oldukça olası...


Geçtiğimiz bölüm Olcay'dan, Şeyma'yı modaevine getirmesini isteyen Önem; gelmediğini görünce kalkıp Olcay'ın evinin yoluna düşer... Buradan da bir şeylerin peşinde olduğu rahatlıkla anlaşılır bir hal alır ve Olcay'ın evine gittiğinde, beklemediği bir tepkiyle karşılaşır yeniden... Şeyma'ya, Öykü ve Meral'le uğraşmak noktasında işbirliği teklif eden Önem; Şeyma'nın güzel çıkışıyla neye uğradığını şaşırır. Kendini kullanmak istediğini anlayan Şeyma, teklifini kabul etmez ama kısa süre sonra eminim, o teklifi kabul edecektir... Hatta bölümün sonunda  yaşananlar da buna ışık tutmaktaydı...





Öykü, Burcu ve Sibel ayrı kafe, Ayaz, Emre, İlker ve Mete ayrı kafede oturmuş dertleşmektedirler... Elbette her konuda iki taraf da kendilerini haklı görmektedir. Birbirlerinin neden sebep küstüklerini anlatmakta ve sonra da kendi kendilerini gazlamaktadırlar. Erkeksiz ve kızsız bir kafa dinleme seansının kendilerine çok iyi geleceğini düşünen karakterlerimiz, biraz sonra yaşanacak komik olayların tam da göbeğine düşmeye hazırdırlar... Sibel kızlara dağ evinde bir hafta sonu teklif ederken, İlker de erkeklere aynı şeyi teklif etmiştir... Herkes bu tekliften gayet memnun ve birbirlerinden de habersiz bir şekilde -Mete hariç- yola düşmüştür. Dağ evine vardıklarında ise her iki tarafı da büyük bir sürpriz beklemektedir... Erkekler takımı tam evin önüne gelmiş, yapacaklarının planını hazırlamaya başlamışken; evin öbür tarafından kızlar, kendi yapacaklarının planlarıyla gelmektedir... Kapının önünde karşılaşan çiftlerimiz, büyük bir sinire gark olmuş gibi gözükürken; gözlerinden akan memnuniyet hissini anlatmak mümkün değil bana kalırsa... Ayaz ve Öykü içeri ilk girme yarışına tutuşmuş, kapıyı açmak için birbirleriyle mücadele ederlerken; Öykü'den beklenmedik bir salvo gelir ve dirseğini Ayaz'ın böğrüne geçirir... Neye uğradığını şaşıran Ayaz'ın kendini geri çekmesiyle de kapıyı açıp kızlar içeriye yerleşmiştir... 




Tabi erkeklerin de, öyle hemen pes etmeye niyeti yoktur. İçeriye onlar da girer ve asıl komedi de bundan sonra başlar... İlk önce bir televizyon kavgası izledik... Kumanda kapma yarışını ilk kazanan Öykü'yken, daha sonra onun elinden kumandayı kapan Ayaz'ın başına gelen; ısırılmış kaslı bir koldur... Tabi bu ısırığın hemen ardından Sibel ve Burcu da girişir İlker ve Emre ile güreşmeye... Güreşmeye diyorum, zira ortada olan Amerikan güreşlerinden halliceydi... En sonunda Öykü, alanı ikiye bölmeyi teklif etti ve aralarına bir iple şerit çekti... Bu durumdan memnun kalan ve teklifi kabul eden erkekler ise Öykü'nün oyununu çözdüklerinde, ne kadar dişli rakiplerle karşı karşıya geldiklerini hatırlamaları çok da uzun sürmedi. Öykü iki taraf arasına çektiği şeritle birlikte, televizyonu kendi taraflarına almıştı... Onlar keyifle dizi izlemeye oturmuş, erkekler bir fireyle ne yapacaklarını planlamaktadırlar... O firenin sahibi ise İlker'den başkası değildir... Zira oturmuş o da diziyi izlemekte, üstüne bir de karakterleri analiz etmeye çalışmaktadır. Tabi analiz ettiği dizinin Kocamın Ailesi oluşu ve alakasız analizlerini saymıyorum. En azından duruma göre, dizinin konusu üzerinden bir analiz beklerdim ben... İlla senaristin yazdığı cümleyi kurmak nedendir?.. Sana birisi o sahneyi anlatsın, sen de senaristin yazdığı cümleyi değil de; dizinin durumuna dair bir cümle kur değil mi?.. Ayrıntılarda boğulmak benim işim, evet...





Kızların dizi hamlesinden sonra, erkeklerin maç hamlesine gideriz... Televizyonda izleyemezler ama giydikleri atletlerle, tabletten maçı açar ve oldukça tiksinç bir şekilde abur cubur tüketip kızları pes ettirmeye çalışırlar... Kızlar gördükleri manzara karşısında nasıl erkeklerle birlikte olduklarını sorgularken, biraz sonra maçtaki bir pozisyona sinirlenen bizimkiler etrafa küfürler savurmaya başladığında; sanırım ekran karşısındaki herkes kendini gülmekten alamamıştır... Hemen sonrasında gelen golle birlikte tüm çerezler yere savrulur ve tiksinçliğin dibine vurma arzusuyla, yerden aldıkları cipsleri yemeye başlarlar... Kızların iyice içleri dışlarına çıkmışken, bir sonraki hamle Sibel'den gelir...


Sibel, yan evlerinde oturan iri yarı ormancıyı çağırır ve hep birlikte adama gösterdikleri ilgiyle erkekleri çileden çıkartırlar... Tabi adama hiçbirisinin bir şey yapabilecek cesareti olmadığından ancak uzaktan hindi gibi kabarıp durur, bizim erkekler... Altta da kalamazlar... Sıradaki hamle, Ayaz'ın elinden öper...



Eline telefonu aldığı gibi, Ayaz eve bir dansöz çağırır... Dansöz ortada kıvırtıyor, bizimkiler de etrafında para saçıyordur... Kızlar bu manzara karşısında önce birbirlerini dizginlemeye çalışır ama hemen sonrasında, müdahaleye başlarlar... Onlar birbirleriyle ateşli bir tartışmaya tutulmuşken, yanda çağırdıkları ormancı ile dansöz işi pişirmiş ve evden ayrılmışlardır... Kendi kendilerine kalan bizimkiler ise hafif yumuşamış ama yine sözde hiddetli bir şekilde, uyumaya çekilirler... Her biri de gece birbirleriyle yakınlaşır ve sabah olduğunda, verilmiş dört fire vardır...




Öykü ve Ayaz dışında herkes birbiriyle sarmaş dolaş olmuştur. Onların bu küslüğünün, 'çaresizlikle' bitmesi gerektiğini düşünen diğer çiftlerimiz ise onlara haber vermeden dağ evinden ayrılırlar. Evde tek başına kalan Öykü ve Ayaz önce biraz didişir ama gecenin sonunda, uykudan uyandırdığı Öykü'ye hazırladığı romantik mekanla Ayaz, onun gönlünü alır... İkilimiz çifte kumrular misali takılmaktayken, Öykü'nün telefonu çalar ve arayan Derin'dir...


Şeyma, Olcay'ın "eski formuna dönsün" diye kapıya koyması sonrası Gizem'in evine çıkmak zorunda kalmıştır ve orada da olanlar olur... Mete'nin oraya geleceğini öğrenen Şeyma, önce evden gitmek ister ama tam bu sırada Mete gelir... Daha sonra da banyoya saklanır ve oradan çıkamaz... Tabi bu sırada yanına -bilmeyerek- kendisinin değil Gizem'in telefonunu almıştır ve telefona gelen mesaj, Şeyma'nın yeni bir oyununa ışık tutar... Gizem'in aslında şehir dışında çalışan bir sevgilisi vardır ve Mete, "kız benim varlığımdan rahat hareket edemiyordur, yarın akşam yine gelirim" diye kalkıp gittiğinde; Şeyma büyük bir mutlulukla içeriye gelir. Telefonları değişir ve evden ayrılır. Hemen ertesi gün bir plan kurar ve Gizem'in sevgilisini arayıp, "Gizem seni çok özledi, bir gün bile olsa gel" diye drama bağlar.




Akşam olduğunda da perde!.. Mete önden gelmiş ve Gizem'le konuşmaya başlamak üzeredir. Tam bu sırada da kızın sevgilisi gelir, kapıyı çalar... Gizem kapıyı açtığında büyük bir şok yaşar ve adam da Gizem'in peşinden kapıya gelen Mete'nin kim olduğunu sorgulamaya başlar... Arkadan ise kendisini bulmuş ve yüzüne renk gelmiş Şeyma çıkagelir, Mete'yi "sevgilim yine beni evde bulamadın Gizem'e gitmek zorunda kaldın" diye çekip alır. Adam durumdan kuşkulanmazken; Mete'nin gözlerinden ateş çıkıyor, Gizem'in gözlerinden de "basıldık" korkusu akıyordur... Olcay'ın evine indiklerinde de kavga kıyamet... Mete içinde ne varsa kusar ve Şeyma'da "hayatından tamamen çıkıyorum" diyip evden çekip gider... Onun hayatından çıkmak için Olcay'ın evinden hiçbir şeyini almadan neden çıktığını sorgulamadan(!), sonraki olaya gelelim... Olcay, Mete'ye karşı bekleneceği üzere Şeyma'yı savunur ve Öykü'lerin evini onun kurtardığını söyler... Mete yeniden pişman, Mete yeniden hiçbir şey olmamış gibi aşık bakışlarına dönmüş... Peeh!..



Önem'in modaevine çağırıp, Öykü'yü kovmasını istediği ama yine yeni yeniden ağzının payını aldığı Derin'e, son anda büyük getirili bir iş teklifi gelmiş, o da Öykü'yü aramış ve Ayaz'la romantik anlarına etmiştir... İkilimiz ise bu telefon sonrasında, el ele Derin'in homeoffice'ine giderler... Kapıyı açan Derin, Ayaz'ı gördüğünde -amaçsız bir şekilde- gerilir ve Öykü içeriye girdiğinde, gerilim dolu bir konuşma izleriz... Ayaz'a göre, Derin'in göründüğünden farklı bir yüzü vardır ve onu ortaya çıkartacaktır... Bunun altından bir bit yeniği çıkacağı kesinken, bu meydan okuma sırasında bölümün perdesi aşağıya iner...

Şeyma'yı sanırım kötü olarak kabul etmemiz gerekiyor. Zira karakter normal moddayken, oldukça sönük ve tek başına diziye kattığı hiçbir şey yok. Tam tersi durumda da ipi çok iyi göğüslüyor... Bunu diyeceğim aklıma gelmezdi ama Şeyma'yı şeytani haliyle izlemek, itiraf etmeliyim ki daha keyifli... Bunun yanında Önem'in iyice karakter değiştirdiği ortadayken, kimse tarafından iplenilmemesine çok gülüyorum. Tabi Önem'in güçlü bir karakter gibi gözükürken, böyle olmasına ise bir anlam veremiyorum. Umarım senaristler, bu konudaki tutarsızlığı görür ve karakteri, yine karakterin ihtirasları uğruna harcamazlar...

Sevgilerimle...
Beklenen Kral

twitter.com/BeklenenKral
BeklenenKral@gmail.com

2 yorum :