23 Kasım 2014 Pazar

Urfalıyam Ezelden: Yeniden hoş geldin!


İlk defa farklı bir alışkanlık edinmiştim... İçerisinde ağır doğu hikayesi barınan bir diziye sevgi beslemek pek de yapacağım bir şey değildi zira ve bu sefer gerçekten etkilenmiştim. Urfalıyam Ezelden, daha ilk bölümünde farklı bir doğu hikayesi olacağını bize göstermiş; o bilindik ağa ve töre düzeninden farklı bir ivme yakalamaya çalışmıştı. Evet ailenin kalan en büyük oğlu, günün sonunda ölen abisinin karısıyla evlenmek zorunda kalmıştı ama bu bir töre gerekliliğinden çok, hamile bir kadını ortada bırakmamak için yapılmıştı... Aile İstanbul'a taşındığındaysa, o ölümün ardından meydana gelen ikinci perdeyi izleme imkanı bulmuş; Duran'ın zaten bir oğlunu öldürdüğü bu aileden, bir oğul canı daha istemesiyle hep birlikte çıldırmıştık... Her şey gayet yolundayken ise Kanal D daha önceki tutumları sebebiyle tahmin edilen o adımı atmış ve bu güzelim diziyi, daha hikayesi havadayken tozlu arşivine yollamıştı... 

Ne yayın günü ne de saatiyle bir kez bile oynamadan bir diziyi kaldırmak, açık bir şekilde o diziyi bitirmek için bahane aramaktı. Yalan Dünya'da olduğu gibi, Urfalıyam Ezelden'de de Kanal D kararı kendisi vermişti. Yapımlar ve oyuncular ise sadece bu karara uymak zorunda kalıyordu. Bizim bildiğimiz Kanal D önceden yapımlarla görüşür, reyting azsa gün değişir, hiç olmadı diziye ayrılan haftalık ödeneği kısar yine de birkaç bölüm daha kendisini göstermesi için şans tanırdı. Hani aldığı öyle çok düşük bir reyting grafiği de yoktu, "kanal tahammül edemedi de bitirdi" diyebileyim. Maksimumum en düşük onuncu olmuştu ve dördüncü bölümde aldığı reytingi beşinci bölümünde toparlamaya bile başlamıştı... Ama işte olmadı, Kanal D kendince haklı sebeplerle beşinci bölümü yayınlanan diziyi bitirme kararı aldı. Bu karar öyle aniydi ki, ekip çekimler sürerken sette öğrendi dizinin yayından kaldırıldığını. Set paydos yaptığında ise herkes için umutlar sönmüş gibiydi... Kanal D'nin ne kadar kendince haklı sebepleri de olsa, hiçbir alternatif yolu tüketmeden böyle bir karar alması kabul edilemezdi... 

Nitekim yapımcı Faruk Turgut da kabul etmedi. Dizinin yayından kaldırılması sonrasında, en büyük tepki veren isimlerden birisi de oydu ve sosyal medya üzerinden gelen tepkilerle onun tepkisinin oluşturduğu yumak, dizi yayından kalktıktan sonraki birkaç gün içerisinde mutlu haberler duymamıza vesile oldu. Önce Turgut'un diziyi heba etmeyeceğini öğrendik ve çekimler sona erdikten sadece dört gün sonra yeniden başladı. Daha sonra ise dizinin bundan sonra hangi kanalda yayınlanacağını öğrenmeye kalmıştı iş... O da kısa süre içerisinde netleşti... Urfalıyam Ezelden bundan böyle, Star TV ekranlarında olacaktı... Bir hafta içerisinde her şey olup bitmişti. Sadece diziye bir hafta ara vermiş olacaktık ve dün gece (22 Kasım) dizi altıncı bölümüyle yeniden merhaba dedi bizlere...




Diziye öyle bir sahnede veda etmiştik ki, çoğunluğumuz Ceylan ve Cemal'in el ele tutuştuğu bu sahne sonrası artık bir aşk yaşayacaklarını düşünüyorduk ama altıncı bölümüyle birlikte, senaristlerin ters köşe yaptığını görmüştük. Ceylan, Cemal'in düştüğü durum ve yaptığı fedakarlık sebebiyle oldukça etkilenmişti. Sırf abisine sevgisi yüzünden evlenmişti Seval'le ama sonuçta evliydi işte... Sebebi ne olursa olsun bu gerçeği hiçbir şey değiştiremezdi. Her ne kadar aralarında hiçbir şey yaşanmamış ve yaşanmayacak da olsa bir aileyi yıkamazdı... Tüm bu olanların sorumlusu ise Selva'dan başkası değildi elbette... Halil'e deliler gibi aşık olan ve uğruna kaçmayı göze alan o Selva, aradan geçen beş yılın sonrasında artık Cemal'e tutulmuştu. Öyle bir tutulma ki, Cemal'le aralarında bir şey olduğunu düşündüğü Ceylan'ın kapısına gidip hesap soracak kadar da amaçsızlaşmıştı... Selva'nın aradan geçen zamanda kalbinde dengeler tamamen değişmişti ama Cemal'den de aynısını beklemesi büyük bir haksızlık. Tamam anlıyorum, bir süre sonra gönlü Cemal'e kaymış olabilir. Bu asla olmaması gereken bir aşk durumu değil ama yine de, Cemal'in de onu sevmesini beklemesi oldukça yersiz. Hele hele, sırf düşünceleri sebebiyle gidip de Ceylan'a evli bir adamı ayıran o biçim bir kadın muamelesi yapması iki kere yersizdi. Günün sonunda, Ceylan ve Cemal'i el ele görüp bizim gibi her şeyi yanlış yorumladığında; bavulunu toplayıp kendisine zerre değer vermeyen babasının evine dahi dönmeye niyetlenmiş, Cemal, Ceylan ile aralarında hiçbir şey olmayacağını ve artık görüşmeyeceklerini söylediğinde ise keyfi yerine gelmişti. Ta ki, onunla da abisi sanki hayattaymış gibi yaşayacağını ve asla gerçek bir karı-koca olmayacaklarını söylediği ana kadar... Selva şimdilik Ceylan'dan kurtulmuş olabilir ama hiçbir zaman Cemal'in gerçekten sevdiği bir kadın olamayacağı artık kesin...


Ceylan ise gelen vurdu giden vurdu misali, bahtsız bir kadın profili çiziyor dizinin başından beri. Sonunda gerçekten bir adamdan etkilenmeye başladığı sırada, evli olduğunu öğrenmesiyle yine kendi dünyasına çekilmişti. Ünlü bir şarkıcı olmak en büyük hayali ve onun bu hayalinde, yanında duracak birisi var artık hayatında... Ev arkadaşı İnci'nin teyzesi Türkan, önce biraz despot bir karakter gibi gösterilmiş ve Ceylan'ın varlığından pek de hoşlanmayan bir tavır sergilemişti ama bir bölüm sonra, üçüncü bölümle birlikte-diziye karakter 2. bölümde dahil oldu- Ceylan'a kızı gibi davranan bir kadına evrilmişti. Sadece bu da değil, karakter resmen kendisini bulmuştu... Hafif yırtık, korumacı ve sevimli mi sevimli bir insan kişisi, Türkan... 



Sadece Ceylan'a kucak açan bir kadın olarak da yer almıyor hikayede. Dördüncü bölümde hafif bir şekilde hissetmeye başladığımız gibi, Mehmet'le aralarında bir şey olma ihtimali bu bölümde artık ayyuka çıktı. Birbirlerinin isimlerini duyunca kalpleri ağzında atan ve hareketleri bile oldukça değişen bu sevimli ikili, karşı karşıya geldikleri her an ise resmen çocuk gibi oluyorlar. Onların aşkı dillere destan olacakken, şimdilik sadece kaçamak bakışmalar ve gülüşmeler bu aşkı meydana vermekte... Kızı yerine koyduğu Ceylan'ın kaynanası olma yolunda hızla ilerleyen(!) Türkan, Tırşik sebebiyle düştükleri bir batakhane sonrasında Ceylan'ın menajerliğine de soyundu ve onun başarılı menajerliğiyle oldukça kaliteli bir mekanda solistliğe bile başladı. Hatta o mekanda sahne aldığı ilk geceki konukları arasında Cemal de vardı...


Cemal evli olsalar bile, yengesi olarak gördüğü Selva ile Ceylan arasında kaldığı günden beri oldukça dertli malum. Selva ile evlenmeyi bu kadar kolay kabul etmesinin bir sebebi de, o yaşına kadar aşık olacağı bir kadının karşısına nasılsa çıkmamasıydı. Ama aradan geçen beş yılın sonrasında, onun kalbinde de dengeler değişmişti. Ceylan'la karşılaştıkları ilk andan beri aslında ona karşı bir şeyler hissetmeye başlayan Cemal'in, bu beklenmedik aşkla birlikte tüm düşünceleri de değişecekti... Düşünceler değişiyor ama gerçeklerden de kaçılmıyor işte... Cemal'in yaşadığı da bu... Ne kadar aşık olursa olsun, abisinin emanetine hıyanet edecek birisi değil. Zamanla Ceylan'la aşklarını sonuna kadar yaşayacaklardır ancak, Selva bu sıralarda halinden memnun olmalı. Gerekirse Tırşik düzgün bir adam kalıbına sokulsun ve ikili bir ömür mutlu olsun ama Ceylan ve Cemal'in mutluluğu, Selva'nın mutsuzluğuna sebep olmasın. Ne kadar kızarsak kızalım, o da sevdiği adamı kaybeden ve kalbine söz geçiremeyip onun kardeşine tutulan saf bir aşık sonuçta...


Durup da hareket edemeyesice Duran... Bu adama irrite olmamak ne mümkün... Menderes Samancılar'ı daha önce böyle bir rolde hiç izlemediğimden, bana bu karakter onun üzerinde oldukça yabancı geliyor öncelikle. Menderes Samancılar ise malum olduğu üzere döktürmekte ve daha ilk bölümden Duran'a nefretimiz doruk noktasına ulaşmıştı zaten. Ama adam gittikçe daha da acımasız ve cani bir karakter oluverdi. Allahtan çoğu işi ters gidiyor da, öyle çok büyük fenalıklar göremiyoruz ondan. Tabi Halil'i öldürtmekten daha fena ne yapabilirdı ki? sorusu da gelebilir gündeme... Mesela öldürdüğü adamın oğluna deli gibi bağlanıp, onu Mehmet'lerden koparmak isteyebilir ki, istiyor da!.. Selva gelmese de olur ama gelirse de "ite yemek çıktığı gibi ona da çıkar", ona göre!.. İşte böyle mükemmel bir baba figürü Duran... Yancıları bir halt beceremez olduğundan önce Çetin'i öldürme planı elinde patlayan Duran'ın, küçük Halil'i yanına alma planı da dilerim yüzünde patlar!..


Yanık Mehmet... Bu adam bir harika dostum!.. Duran bir babanın nasıl olmaması gerektiğinin canlı kanıtıysa, Mehmet de bir o kadar bir babanın nasıl olması gerektiğinin canlı kanıtı. Bu kadar sevgi dolu, merhametli ve ailesini her şeyin önünde tutan bir baba figürü yarattıkları için öncelikle kutluyorum senaristlerimizi... Mehmet'in bir oğlunu kaybetmesi zaten acıyken, bir başka oğlunu daha kaybetme ihtimali oldukça üzücüydü ama o tehlike, malum Çetin'in cin aklı sayesinde savuşturulmuş oldu. Daha sonra onun hapisten çıkmasıyla da tehlike son buldu... Mehmet'in aşiret büyükleri tarafından sevilen bir isim olması karakterine gönderme yapar nitelikle... Düşünsene elli adamla dolaşan koca aşiret ağaları, sırf kan parası çıksın diye evlerine sıra gecesine geliyor... E biliyorlar öylesine çıkartıp verseler almayacak Mehmet-ki, Çetin'in hapisten çıkmasıyla birlikte paraya artık gerek olmadığından geri vermek için de çok direndi. Ama söz konusu o büyük ağa sonunda onu parayı kalması yönünde ikna etmeyi başardı... Tabi şimdi de paranın peşinde Çetin'in tipi tip arkadaşı var... 


Para uçacak mı oldukça merak ederken, Mehmet'in Türkan'la olan cilveleşmelerine gitti bak şimdi aklım... İlk defa bir çiftin fanı olacağım ben sanırım... Ben MehTür demiştim bu çifte ama sevgili Ranini, doğru kısaltmanın TürMed olacağını söyledi... Ne kadar uzaksam bu kısaltmalara, anla... Tabi bir de "TürMed aşkının, ZeyKer aşkına tur bindireceğini" söylediğini not düşeyim... Ranini bu, diyorsa doğrudur efenim...


Çetin'in hapis macerasının kısa sürdüğüne oldukça sevindim. Çetin'e antipati beslediğim bir dönem oldu ama düşününce adam bir yerde haklı. Hele Duran onu öldürmeye niyetlendiğinde, iyice hak verip sevmeye başladım Çetin'i... Kendini kurtarması için, yine kendine zarar vermesi gerekiyordu ama bu sayede ölümden kurtulmuş oldu. Zira koğuşta onunla en çok ilgilenen adamın aslında Duran'ın adamı olduğunu öğrenmiştik. O bu hamleyi gerçekleştirmese, adam onu halledecekti. Şimdi çıktı ve karakter oldukça yumuşatılmış. Daha sevecen oluşu, özellikle de Selva'dan hakkını helal etmesini istemesi oldukça etkileyici sahneler doğurdu. 


Kadir ve Selahattin ikilisine ise ayrı tavım. İkisi birbirine çok benziyor ve onların ayrıca aşk maceralarını izlemek çok keyifli. Selahattin'in lokantada çalışan kızla birkaç bölümdür yakınlaşmalarını izliyorduk zaten ama bu bölüm bir de Kadir'in, Selva'ların evinde çalışan kardeşi olarak gördüğü Kevser'le o minik aşk kıvılcımları çok komikti. Kevser yıllardır adını dahi unutmamış Kadir'in ve süslenip püslenip oraya geldiğinde altında başka bir sebep olduğu belliydi zaten... Kadir'in de onda gönlü olması ayrı bir hoşluk doğurdu. Bakalım hem Selahattin hem de Kadir'in aşkları nasıl bir komedi ekseninde ilerleyecek...


Son olarak Recep... Ben bu karakteri çözemedim... İyi mi, kötü mü, saf mı yoksa oynuyor mu anlayamıyorum. Bir acıyorum, bir "rezil katil" diye saydırıyorum... Acaba Halil'i o vurmadı mı diye de arada içimden geçirmiyor değilim hani... Bu konuda ben oldukça muallaktayım. Recep'de bizim bilmediğimiz ve zamanla ortaya çıkacak bir giz kesinlikle var. Umarım bu karakter gözüktüğü gibidir. Babasına benziyorsa, aman aman evlerden ırak!.. 

Urfalıyam Ezelden, şahane bir geri dönüşle ekrana geldi diyebilirim. Hem akıcılığı hem de her sahnenin ayrı bir izleme keyfi sunmasıyla, "iyi ki bu dizi heba olmadı" düşüncesini en ağır ve şiddetli biçimiyle yaşıyorum. Dizi umarım hak ettiği reytingleri yeni günü-cumartesi- ve yeni kanalında yakalayabilir. Ve yine umarım, senaryosu hep böyle akıcı ve keyifli bir şekilde yazılmaya devam eder...

Sevgilerimle...
Beklenen Kral

Hiç yorum yok :

Yorum Gönder