5 Aralık 2014 Cuma

Aramızda Kalsın: Dupduru bir hüzün


Her türlü sorunun sevgiyle aşıldığı sıcacık bir aile dizisi... Aramızda Kalsın'ı tarif etmek için kurulabilecek en doğru cümle herhalde budur... Çok fazla hakkında yazı yazmasam bile, her zaman en çok sevdiğim diziler ligimde birinci sırasını korumuştur. Neden yazmadığıma gelince, bilmiyorum aslında... İstikrarı kendi içimde bir türlü tutturamadım sanırım ama şu var ki, bu bloğun ilk yazısı Aramızda Kalsın'dır... Benim bu yola çıkışımdaki iki mihenk taşından da birisidir. Diğer mihenk taşım geçen yıl bu zamanlarda bitirilmişti; şimdi ise Aramızda Kalsın bitiyor, bitiriliyor... Reyting canavarının son kurbanı olarak, kanal arşivinin tozlu raflarındaki yerini almaya hazırlanıyor...

Evet Aramızda Kalsın elli ikinci bölümüyle, yani beş hafta sonra ekranlara veda edecek... Hüsne'den, Bahattin'den, Yadigar'dan, Civan'dan, Arife'den, Mahir'den, Hatçik'den, Saliha'dan, Elmas'dan, Ceylan'dan, Ali'den, Yunus'dan, Battal'dan, Yaren'den, Cemal'den, Behiye'den ayrılacağız... Çok üzgünüm ama dizinin getirildiği noktayla buna davetiye çıkarıldığını düşünmekteyim... 


Halil senaryoya yeniden dahil edilmemeliydi... Şimdi karakter ayrılmış olsa bile arkasında büyük bir yıkıntı bıraktığı ortada... Olaylar bu kadar uçlarda yaşanmamalıydı... Ceylan ve Ali sırf Behiye yüzünden, herkesi arkasında bırakıp evlenmemeliydi... Behiye, Ceylan'ın değiştiğini kabullenmemekte kendince haklı olsa bile, oğlunun ve onun bir araya geldiğini gördüğünde değişmiş olabileceğine inanmalıydı... Gidip de Bahattin'lerde yemek masasının tam ortasında, "Ceylan ve Ali sevgililer ve kaçıyorlar" dememeliydi... Yadigar ve Civan aşkı geçen sezon daha şahane ekrana geliyordu. Normalde araya giren bir mihrak gibi gözükse de, Şahin karakteri de diziye büyük bir renk katıyordu. O birden çekip gitmemeliydi... Onun üzerinden işlenen birçok konu, dizinin en çok güldüren ve eğlendiren sahnelerine tanıklık etmemizi sağlıyordu ve Yadigar-Civan aşkını harlı bir ateş gibi ısıtıyordu... Yaren bu kadar uyumsuz bir kız olmamalıydı... Babasının annesine neler yaptığını en iyi bilen oyken, babasını bu kadar savunmamalı ve annesine cephe alacak kadar hırçınlaşmamalıydı... Evet, belki Civan noktasında kendince o da haklıydı diyelim. Zira babası varken, başka baba istememesini normal şartlarda anlardım da ama birkaç ay önce annesini Şahin'le evlendirmek isteyen kimdi?.. Annesinin ağzından Şahin'e mesajlar atan peki?.. O kız ne oldu da birden babacı oluverdi?.. Son model bir akıllı telefon muydu, tüm kızgınlığının bedeli?.


Geçtiğimiz sezon yapılan büyük bir hata mesela; o restoran arazisi Yadigar'ın çıkmamalıydı... Hüsne ve Bahattin kendilerini bu kadar ezik ve aşağılanmış hissetmemeliydi. Onun üzerinden dram yazmak, hele hele iki tane zihni sinir abi figürü yaratmak atılabilecek en yanlış adımlardan birisiydi... İzleyici isyan bayrağını açınca abiler postalandı ama konunun üzeri hiçbir zaman örtülmedi... Bu sezonda da artık en son, Halil'in kozu olarak kullanıldı ve Bahattin daha fazla dayanamayarak restoranı bıraktı... Madem başından kurgu bu şekilde yapılmıştı, en azından Yadigar'la durum tatlıya bağlandıktan sonra konu bu kadar uzatılmamalıydı...


Gelelim bir başka olmaması gereken konuya... Aile sürekli zor durumda gösterilip, paraya sıkışık lanse edilip; hep kral sofralarına oturtulmamalıydı. Madem öyle masada her zaman elli çeşit-mübalağa- yemek olmamalıydı... Hele hele bu sahneleri izlemek izleyici için bu kadar önemliyken, böyle bir ironiye imza atılmamalıydı...

O evi sattıracak raddeye getirilmemeliydi Bahattin... Hem de kendi suçu olmadığı halde... Normal şartlarda o yemekleri-diziyi sıkı izleyenler konuyu hatırlayacaktır- götürecek kişi Bahattin'ken, ortaya sıradan bir nakil aracı çıkartıp onu yolda bozdurmak ve sözleşme yapılan yere yemekler ulaşamayınca da tüm suçun Bahattin'e kalması zorlamadan da öte bir durumdu bana göre... Bahattin her işini sağlama alan bir adam ve bu yüzden o nakil aracının sözleşme yapılan yere ait olması gerekirdi, onun dışında hiçbir alternatif de bizim tanıdığımız Bahattin'in o yemekleri kendisinin birinci elden ulaştırmasına engel olamazdı. Hele hele böylesine devasa bir sözleşme(!) varken ortada... Ev satılmışken, evden çıkmamak nedir peki?.. Sırf bu bile, o konunun ne kadar da zorlama üretildiğinin kanıtı gibi... Zaten daha sonra ondan da pişman olundu ve bu pişmanlık üzerinden yeni karakterler ve konular peydah olundu...


Böylesine bir durumda, oturup da içimdekileri kusmadan rahat edemezdim... Dizinin senaristi Selin Tunç'tan da alınırsa eğer özür dilerim ama yani, tüm bu felaketler artık geliyorum demişti... O senaryoyu yazıyor tamam da tek başına konuların karar mercisi değil ki... Yapımcı bu olayların tümünün içerisinde olması gerektiğinden, dizi böylesine sürüklenirken müdahale etmeyerek o da sandalın küreklerini denize bırakmış olmuyor mu?.. İzleyicinin diziden uzaklaşmasında onun da parmağı yok mu?.. Bu final kararı, sadece perşembe günü oldukça güçlü rakiplere sahip olmasına bağlanamaz işte tam da bu sebeplerle... Ortada iyi şeyler kadar, izleyiciyi diziden uzaklaştıran şeyler de var. Ben uzaklaşmadım, benim gibi bağımlısı olan hiç kimse de uzaklaşmadı ama bizim evimizde reyting ölçüm cihazı yok. İki bin deneğin beğenisinde tüm ekran ve biz değil izlemek, ekrana yapışsak da hiçbir şeye çözüm değiliz... Öyle olsa kaydedip de sonra izlemek şöyle dursun, kumandayı elleyeni ppıçaklardım! zaten...

Aramızda Kalsın'ı yazmak için geçen haftadan planımı yapmıştım. Bu bölüm Yadigar ve Civan ilişkisi ailede nasıl karşılanacak gördükten sonra, keyifle oturup dizinin birinci bölümünden beri süregelen bu aşk üzerinden genel bir analiz kaleme alacaktım. Ama dün sabah final haberini öğrendikten sonra, bu satırları yazmak zorunda hissettim kendimi... Böylesine sıcacık bir aile dizisi kesinlikle bitirilmemeli... Ama ne yazık ki günümüz reyting düzeni, iki bin deneğin keyfine göre şekillenmekte ve atılan yanlış adımlarla da, bu durum körüklenmekte... Son iki bölümdür her şey olması gerektiği gibi ilerliyor ama giden çoktan gitti... Ben bile kayıttan izler oldum, hiç kaçırmasam da... Çünkü tahammül edemediğim sahnelerde, kaydırarak geçmek en dinginlik veren şey benim için...

Son birkaç haftasında diziyi severek ama buruklukla ve iç acısıyla izlemeye devam edeceğim... En son İkinci Bahar'ın finalinde dolmuştu bu gözler, dupduru bir hüzünle aynı dozda olan Aramızda Kalsın'da da dolacaktır muhtemelen... Ama bu bir veda yazısı olmayacak benim için, onunla ilgili yazmaya devam edeceğim... Ve Aramızda Kalsın ekranlara veda ettiğinde, hatıralarımdaki en güzel ve en sıcak yere onu yerleştireceğim...

Sevgilerimle...
Beklenen Kral

3 yorum :

  1. Size müjdeli bir haberim var, dizi "şimdilik" olmak kaydıyla devam edecekmiş. Uçankuş'un haberine göre dizi 650 bin TL'lik (bu kadar olduğunu sanmıyorum) maliyetini karşılayamamasına rağmen Star devam etme kararı almış. Nisan'a kadar devam edecekmiş meğer, ama Oya Aydoğan (o nereden biliyorsa) dizinin Ocak'ta biteceğini söylemişti. Neyse, umarım Haziran'da olmasa da Mart-Nisan'a kadar devam eder... :)

    Bence Urfalıyam Ezelden'e göre hareket edecekler. Dizi yeni yılda da öyle devam ederse yeni bir dizi koyarlar muhtemelen. Onun da bitmesini istemem, ama Hüsne'min yeri bambaşka. En azından 60. bölüme kadar devam etmesi temennim... :)

    Dizinin reytinglerinin düşmesinin bir diğer nedeni de arkasına ikide bir bir şeyler konulması. Ne güzel 23.15'te bitiyordu. Sonra Kurt Seyit'i koydular, şimdi de Reaksiyon geldi, sonra da Eyvah Düşüyorum'un 4 bölümü falan yayınlanacakmış. Dizi sürekli 22.40 gibi biterse ne ara yükselecek ki? Senaryodaki pürüzler kısmına da katılıyorum, ama en önemli nedeni bu bence. Arkasına Kardeş Payı geldiği zaman (en azından 23.00 civarında başlayabilir) hem onunla çok daha iyi bir ikili olurlar, hem de Star AB'sini kurtarmış olur. KYG, Paramparça gibi birbirine çok benzer yapımların peş peşe yayına girmesi yerine bir komedinin kalması daha doğru olur.

    Bu arada HŞT de dönüyor. Gerçi biliyorsunuz, ama ben yazıda geçince yine de söyleyeyim dedim. Yazınız da yine çok iyi olmuş. Düşüncelerinizi bekliyorum... :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ne kadar sevindim anlatamam... Uçankuş'a da hiç bakmam. Onu da almalıyım sanırım, listeme. :) Ama dediğiniz gibi ben de 650 binlik bir maliyet olduğunu sanmıyorum. Yani sırça bir köşkte geçmiyor ki ya da altlarında son model arabalar yok ki kiraları uçuk olsun. Diğer standart dizilerden bu kadar yüksek bir maliyete sahip olacak nesi var anlamadım. Ah tabi o kurulan kral sofralarının maliyeti olabilir bu... Bak onu atlamamalı... :)

      Sizde işin kanal boyutunda haklısınız bu arada. Ben kanal boyutuna girmek istemedim, çünkü bana göre kanalın yanlış taktiklerini ancak senarist örtebilirdi. Ama son iki haftaya kadar bu sezon başarılı olamadı. Tabi AB'de dün 3. olmuş dizi ama reytingi 5 civarlarında. Kanalların 7 ve üzeri reytingleri önemsediğini biliyorum AB için o yüzden pek sevinemiyorum onun durumuna da. Yine de şans tanınmasından nasıl mutluyum nasıl mutluyum.Nisan konusunu nereden öğrendiniz bu arada?. Ya da sizin twitter hesabınız var mı?. Sitenizde ben bulamadım varsa. :)

      HŞT konusunda da ayrı bir sevinç yaşıyorum. Jess büyük bir eksiklik olacak ama o da 3 programına bir dördüncüsünü ekleyecek değil. Zaten aynı format ve aynı saatlerde. Bakalım merakla beklemedeyim onu da.

      Beğeninize de ayrıca çok teşekkür ederim.

      Sevgilerimle...

      Sil
  2. Mantık hataları bitirdi bence diziyi; Civan restorandan biraz avans alıp Fiat 500L alıveriyor, on günlüğüne İtalya'ya gidiyor, döndüğünde araba olmuş Fluence (ama logonun üstü siyah çıkartmalı olduğundan biz anlamıyoruz). Bir de kızımın farkettiği, on günlük İtalya sonrası okullar açılıyor! Hem de ilkokul birlerle ortaokullar aynı gün. Yadigar'ın okula yeni başlamış Yunus'un yanında durduğunu da görmedik. Herhalde başka bir ülkede yaşıyorlar.
    Bu arada iple çürümüş azı dişini çıkarabilen varsa beri gelsin, bana da öğretsin.
    Senaristlere izleyicinin enayi olmadığını birileri öğretsin.

    YanıtlaSil