2 Aralık 2014 Salı

Ulan İstanbul: Gazanfer Nevizade'nin hazinesi


Geçtiğimiz bölüm diziyi darmaduman bıraktığımızdan, bu bölümün geçen bölümün arkasını kurtaracağını zannetmiştim ama jenerik öncesi gösterimde tüm sorunlar çoktan çözüme kavuşmuştu. Yani Uğraş Güneş'in oyununa geldik kısaca. Yeni bir ters köşenin ardından yeniden komedi ağırlıklı bir bölüm vardı karşımızda. Uzun lafın kısasına gelip, dizinin yirmi dördüncü bölümünün analizine başlayalım derim...

Ferdi'nin, Karlos, Yaren, Derya üçlüsünün, Bahadır, Tuncer ikilisinin ve en önemlisi de Kandemir'in başına gelenler, tam bir karamsarlıklar yumağıydı. Başlarına gelmeyen kalmayan çetemizin son durumları da darmadağınıktı. Geçtiğimiz bölüm böylesine karamsar bitmişken, bu bölüm beklenenin tam tersi bir olay örgüsü karşımızdaydı...

Yirmi dördüncü bölüm
Ferdi girdiği iş hanının güvenlik görevlisini silahına rağmen(!) bir yumrukla alt edip, elinden kurtulmayı başardı. Yaren'in durumu, sadece bir anlık beyin sarsıntısından mütevellitti. Bahadır ve Tuncer ise İtalya'ya gitmek isteyen tüm kaçak yolcuları ayartıp isyan çıkardı ve balıkçıların yardımıyla tekneyi daha fazla açılmadan yakalayan Ferdi de onları kurtardı... Kandemir'in ise meğersem bağışıklık sistemi çökmüştü. Hastanede bir gece dinlendikten sonra hiçbir şeyi kalmayacak kadar iyileşmeyi başardı(!).. Tabi görünen, her şeyin yolunda gittiğiydi ama bölümün sonu bin bir belaya davetiye çıkartır cinsten olacaktı...


En son Bahadır ve Tuncer'in de belanın içerisinden kurtulması sonrası ekip endişeli bir şekilde Kandemir'i görmeye gitti. Hastanede onları karşılayan cici anneleri(!) Maşuka bir de Kandemir'in sağlık durumu hakkında bilgi verdi. Yukarıda da yazdığım üzere meğersem bağışıklık sistemi çökmüştü ve bu tüm bu çıkmazların bir kısmına sebep olmuştu. Onu görmek için içeriye ilk giren Ferdi oldu ve kendine yavaş yavaş gelmeye başlayan Kandemir'den yaptıkları için özür dilemeye başladı. Tabi, hala Derya'yı ne kadar çok sevdiğinden bahsetmekten de geri durmuyordu. Ama Kandemir de artık onların aşkı konusunda eskisi gibi düşünmüyordu... Bu ikilinin ilk aşamada rahat bir aşk yaşayacağına delalet olsa da, ortada Ceyhun varken o iş biraz zor gibi... Kandemir'in iyice dinlenmesi ve çok iyi bir şekilde bakılması şarttı ve o hastaneden gelmeden önce Yaren ve Derya evi temizleye gittiler...

Kandemir'in sağlık durumu tüm mahalleye yayılmıştı ve Ceyhun da hastaneye görmeye gitmek niyetiyle, Yaren ile birlikte eve gelen Derya'yı aradı. Derya'nın hastanede olmadığını öğrendiğinde eve gelmeye niyetlenince Ceyhun, bu sefer de restoran için alışveriş yapıyorum diyerek atlatmaya çalıştı ama planı elinde patlayacaktı. Zira evde olduğunu öğrenmesi, Servet'in sayesinde sadece birkaç dakika sürmüştü. Şehriban ve Maşuka ile arabaya doğru giderlerken, gelenek olduğu üzere Servet'in radarına yakalandılar ve o da kızların evde olduğunu söyledi. Ceyhun duydukları karşısında oldukça bozulmuştu ama adamda nasıl bir aşk varsa, arsızca yine de annesiyle birlikte kalkıp oraya gitti. Niyeti aslında hesap sormaktı ama yine de bunu telefonla halledebilirdi kafasındayım ben. Zaten Şehriban'ların ayrıca gelişi, Derya'ya iyi bir ders olmaya yeterdi. Nitekim geldiklerinde Ceyhun önce biraz atar yaptı ama onu bu yalandan daha fazla yaralayan şey, aldığı kolyeyi takmamasıydı... 


O kızgınlıkla çekip gittiğinde de, haftanın dolambacının patlak vermesine ramak kalmıştı... Şehriban ve Maşuka mutfakta yemek hazırlarken, Derya ile Yaren de etrafı temizliyordu. Sıra vitrinin üzerinde duran Gazanfer Nevizade'nin portresine geldiğinde, Yaren dengesini ayarlayamadı ve löp diye çerçeve kayıp elinden masaya uçtu. Tam alıp da çerçeveyi yerine koyacağı sırada ise tablonun arkasında duran bir notu fark etti. Notta, "Evlatlarım darda kalırsanız küçük odayı kazın" yazıyordu. Hayati bu zamana kadar gerçekten haklı olabilir miydi?.. Yaren oldukça heyecanlanmış görünüyordu, hemen yanına gelen Derya'ya da notu göstererek bu haftanın dolabına göz kırpmıştı... 

Kandemir hastaneden geldiğinde bu hazine meselesi Maşuka yüzünden hemen açılamadı tabi. Kandemir'i elleriyle besleyen Maşuka, bir an olsun dibinden ayrılmamaya yemin etmiş gibiydi. Bizimkiler doktorun yatıp iyice dinlenmesini söylediğini dillerdirince, Şehriban zar zor onu oradan koparıp evden ayrıldı ve hazine mevzu artık gündemin tam ortasındaydı... Seksen küsür yaşındaki adamın günümüz -modern- el yazısıyla kaleme aldığı bu not(!), Hayati'yi haklı çıkarabilirdi. Ve notta yazdığı üzere hemen aşağıya küçük odayı kazmaya gittiler.

Bu sahnede ise başrolde yine Ferdi vardı. Odada kazıya başladığında Bahadır, "oradan su tesisatının geçtiğini çok dikkatli olmasını" söylemesine karşın bizim oğlan yine bildiği tarzda hareket etmeye devam eti ve ta ta... Bir kaç kazma vuruşunun ardından, su borusu patlamıştı. Suyu kapattıklarında ise birbirleriyle bağlantılı olduğundan Hayati ve Şehriban'ların da suları kesilivermişti(!). Hayati boynunda asılı gözlüğü(!) banyo yaparken, Şehriban ise bulaşıkları yıkarken giden suların bunalımına girmişken çareleri, onları bu bunalıma sürükleyen Nevizadeler'den başkası olmayacaktı. Evlerinde su deposu olduğundan rahatça çalışmaya devam eden çetemizin misafirleri elbette gecikmedi... Önce Cemile ve Hayati, ardından da Şehriban ve Maşuka... Tabi eve geldiğinde çuvalları gören Hayati önce bir irkildi, arkasından da kuşkuları göklere erişti ama çok da düşünmeye fırsat bulamadan banyoya girmesi gerekmişti. Şehriban ve Maşuka geldiğinde ise curcuna yaşanıyordu. Evden çıkarken tek derdi bulaşıklar olan Şehriban, köşke geldiğinde Maşuka'dan daha beter bir vaziyette çişi gelmişti(!)... Bu arada, Ceyhun'un evi ne oldu?.. Anlaşılan Servet'in evi hariç tüm mahallenin suyu, Nevizadeler'in evinden yol buluyor... 


Hayati tuvaletten zar zor çıkartılıp da eve geçtiğinde, elinde dürbünü kuşkularından emin olmaya çalışıyordu. Tabi evden çıkan çuval sayısı her geçen saat daha da artarken, Hayati de altınları aradıklarından emin olmanın eşiğine yaklaşıyordu. Bizimkiler ise o kadar derin kazmalarına rağmen bir şey bulamadıklarından, altından ümidi kesmişlerdi-ki bir tahta sesi geldi... Ama ona gelmeden önce, evde yaşanan bir başka maceraya değinmek isterim... Suları olmadığından yıkanamayıp, iyice kendilerine kokmaya başlayan Şehriban ve Maşuka ikilisi şimdi de duş almak için Nevizadeler'in yolunu tutmuştu ama tam evden çıkmışken Hayati ve Cemile'nin de aynı niyetle oraya gittiğini fark ettiler... 


Bir yarış halinde önce yıkanmak için koşturup eve vardıklarında ise bölümün komedisi başlamak üzereydi... Zira Cemile, yanında getirdiği leğenle Hayati'yi yıkamaya girişti!.. Salonun ortasında bildiğin adamı yıkamaya başladı!.. Hayati altında uzun donu, üstünde fanilası, boynunda da gözlüğüyle banyo yaparken ne de şirindi size anlatamam... Artık ne kadar güldüğümü bile hatırlamıyorum bu sahnelerde... Beyti Engin gerçekten büyük bir oyuncu, tebrik ediyorum kendisini... 

Yukarıda tüm bunlar yaşanırken altta çetemiz küçük bir tahta kutuya ulaştılar. Kutu küçük olmasına karşın içinden değerli bir şey çıkacağı hayaliyle içini açtıklarında, eski bir harita çıktı karşılarına. Anlayacağınız Gazanfer altınları başka bir yere, haritayı da bu kutuyla yerin yedi kat altına gömmüştü. İş yine Bahadır'daydı. O arabada bilgisayar üzerinden eski haritayı çözüyor, Karlos ve Yaren'de o güzergahta -GPS'le- gezerek onun yeri tam tespit etmesini sağlıyordu. Ve sonunda Bahadır hazinenin nerede olduğunu tespit etmeyi başarmıştı... Bahadır'ın tüm meziyetlerine bir de hazine haritası çözme yeteneği eklendi bu bölümde... 


Hazine oldukça lüks bir evin bahçesinde gömülüydü. Bu evin sahibi ise Aytop isminde evde kalmış, erkek düşkünü bir kadındı. Kadını evin su borularında sorun olduğu yalanıyla kandırmaktı niyetleri ama onu evden uzaklaştırmak için bir erkeğin varlığı yeter de atardı bile... Sabah olup da Aytop'un evine gitmek için dışarı çıktıklarında, karşılarında rapboy(!) Hayati duruyordu... Yanına da almış Cemile ile Gıyasettin'i, Kandemir'e yazdığı rap şarkısını söylemeye başladı... Bu sahneler anlatılmaz da yaşanır cinsten, o yüzden aşağıdan izlemenizi öneririm...



Onun şovu bittiğinde, bizimkiler de Aytop'a doğru yola koyulmaya başladı ve ellerinde gördüğü haritadan durumu çakan Hayati de, muhtarın arabasını alıp peşlerine takıldı. Bahadır üzerine giydiği tulumla birlikte Aytop'un evinin önündeydi şimdi de... Hayati ise onların bir iş karıştırdığından artık iyice emindi, şimdilik sessizce arabanın içerisinde olan biteni izliyordu.


Garip Bahadır, azgın Aytop'un ellerindeydi... -Bu arada Aytop karakterine, Esra Dermancıoğlu hayat verdi- Bahadır'a fena halde tav olan Aytop, aslında çetemizin ekmeğine yağ sürerek Bahadır'la birlikte dışarıya çıktı. Aytop'un tüm azgınlığıyla üzerine geldiği Bahadır bir bankın üzerinde iyice soğuk terler dökerken, çetemizin geri kalanı eve girip bahçedeki altını bulmaya girişmişti... 


Tabi yine bir pürüz olmazsa olmazdı ve bahçeyi gören bir evden, Aytop'un komşusu polisleri arayıp, "hırsızlar bahçe kazıyor" diye ihbarda bulundu. Bizimkiler polisler gelmeden işlerini halledip evden ayrıldığında ise Hayati işin içine dahil oldu ve onları hala evde zannederek içeriye girdi. O da tam evde gezinmeye başlamıştı ki eve Aytop'la, Bahadır geldi ve Hayati bir köşeye saklanmak zorunda kaldı. Aytop, Bahadır'a bir şeyler hazırlamak için mutfağa gittiğinde ise Karlos'un aradığı Bahadır hemen evden topukladı. Hayati ise evde öylece saklanıyordu... Tabi ona üzülmek biraz zor ama hıncını alması yakındı... Zira biraz sonra eve gelen polislerin elinde şüpheli olarak sadece o vardı ve bu işi kimin tezgahladığını soran polislere Hayati, meşhur söylemiyle cevap vermeyi seçti; "Kandemir, Kandemir"... 

Bu sefer doğrudan polislerin elinde bir ihbar var ama ben işin içinden nasıl sıyrılacaklar hiç merak etmiyorum. Zira aklımızın almayacağı bir olay örgüsü kurgulanmıştır kesin. Bakalım çetemiz bu dertten nasıl kurtulacaklar...

Sevgilerimle...
Beklenen Kral

Hiç yorum yok :

Yorum Gönder