23 Ocak 2015 Cuma

Aramızda Kalsın: Elveda...


Sıcacık ve içten bir diziye daha veda vakti... Aramızda Kalsın, uzun yıllar sonrasında ekranın en sıcak ve samimi ailesini karşımıza getirdiğinde hepimiz büyük bir keyif yaşamıştık. Başladığı ilk bölümden beri, senaryosu nasıl dayatmalara maruz bırakılırsa bırakılsın her zaman seyircisini kendisine çekmeyi başarıyordu. Mükemmel oyuncuları, hayat verdikleri karakterler ve ekrandan geçen samimiyet; Aramızda Kalsın'ı "en sıcak aile dizisi" tahtına oturttu. Dün akşam yayınlanan final bölümüne kadar da bu asla değişmedi. Bundan sonrasında mı?.. Böylesi sıcaklığa sahip bir diziyi, yeniden uzun yıllar boyu beklemek zorunda kalabiliriz...

Hepsinin akıllarımıza kazınan isimleri, birkaç yıl sonra tekrar bölümleri yayınlandığında hala orada olacaklar. Sanki hiç bitmemiş, sanki araya hiç zaman girmemiş gibi. Bunu sağlayabilmek için, ne kadar büyük emekler verilmesi gerektiği ortada. Ve bu emeğin verildiği de... 

Dizinin ikinci sezonunun tam da ortasında bitirilmesi kararı alındığında, herkes büyük bir şok yaşadı. Şokun ardındansa, bünyelere yayılan büyük bir hüzün vardı sırada. Tahmin edilen ilk sebep, reytingler oldu. Zira özellikle ikinci sezonunda, dizi büyük bir düşüş yaşamaya başlamıştı. Hem senaryodaki sorunlar hem de perşembe günü Kurtlar Vadisi ve Kocamın Ailesi'nin reyting pastasını neredeyse tek başlarına yemesi, bu sonun en mantıklı gerekçesi olduğunu düşündürüyordu. Ancak, daha sonra öyle olmadığı açıklandı. Dizi aslında daha bile az bölümlü planlamıştı, en başında. Ama gelen yoğun talep ve ilgi, 52. bölüme kadar çekilmesi kararını getirdi. Tüm bunları geride bıraktığımızda, geçtiğimiz sezon aldığı reytingleri alabilseydi en azından sezon sonuna kadar devam edeceğini düşünüyorum ben. Doğrudan sebep reyting değildi ama dolaylı olarak etkisi vardı bana göre.


Olan oldu, verilen kararlar uygulandı ve dizi dün akşam yayınlanan 52. bölümüyle ekran macerasını sonlandırdı. Klasik olduğu üzere tam bir "mutlu son"lar silsilesi söz konusuydu. "Gökten üç elma düştü" derler ya, bir yerden sonra ben gökten düşen elmaları sayamadım ama bu sondan tatmin olduğumu söyleyebilirim. İzlerken şunu düşünmeden de edemedim; bu bölüm eğer 49. bölüme yazılsaydı ve daha sonrasındaki üç bölüm de bu kurgu üzerinden ekrana gelseydi, seyir keyfi kesinlikle katlanırdı. Hem herkesin aldığı yolu da izlemiş olurduk böylece...

Yadigar ve Cihan'ın restoranın üzerinde kurdukları yeni hayatları, Battal'ın iç güveysi olarak yerleştiği Bahattin'lerin evindeki maceraları ve aileyi nasıl çileden çıkarttığı, Ali ve Ceylan'ın, Behiye'den uzak yeni evleri ve hayatlarındaki maceraları ve son olarak Arife ve Mahir'in ilk defa korkusuzca bir araya gelmelerini izlemek nasıl da keyifli olurdu...

Bu aşkların hepsi sınandılar. Hiçbirisi başladığı gibi devam etmedi. Hep tökezlediler, hep kaybettiler ve tüm bunların sonrasında ancak mutluluğu yakalayabildiler. Hele Arife ve Mahir... İçlerinde en sıcak, samimi, sevecen ve "koskocaman bir aşkı" resmeden ilişki onlarındı. Aynı zevkler, düşünceler, istekler ve en büyük tutku; eşofmanlar... Özel günlerde, birbirlerini mutlu etmek istediklerinde ya da aşkları depreştiğinde birbirlerine aldıkları yegane şey eşofmandı. Bu öylesine bir tutkuydu ki, Arife'ye almak istediği özel üretim bir eşofmandan kalan tek bir tanenin satıldığını öğrendiğinde Mahir, saatlerce eşofmanı alan kıza dil dökmüştü. Yetmediğinde arabasının arkasındaki terliklerden vaat etmiş, en sonunda da o sarı eşofmanı Arife'ye almayı başarmıştı...


Mahir'in lakabı, "Torik kafa"... Aslına bakarsanız, bu tabiri hak edecek kadar sakar birisi. İçerisine dahil olduğu her şeyi önce mahvetmeden rahat edemiyor ama daha sonra bozduğu her şeyi düzeltmek için elinden geleni yapıyor. Mesela, Bahattin'lerin evi... Evin geri kazanılması noktasında yapılacak tek şey, yanlarındaki parayı ev sahibine ulaştırmaktı. Yolda bin bir engellemelere ve trafiğe takıldıktan sonra yaşanan şeyse, paranın büyükçe bir bölümünün ortadan kaybolmuş oluşuydu... Mahir, kendisine verilen parayı güvende olsun diye arabada bırakmış ama tam da oradan çalınmıştı. Bunun karşılığında Bahattin'in onu silmekten başka bir çaresi yok gibiydi. Bu son noktaydı çünkü... Mahir yine içerisinde olduğu bir şeyi bozmuştu. Yeniden torik kafalığı tutmuştu ama yine yeniden her şeyi düzeltti... Pizzadürüm sattıkları piyangocunun para yerine verdiği bilete büyük ikramiye çıktı ve Mahir, hiç düşünmeden evi satın aldı. Bahattin'in tepkisinden korktuğu için uzunca bir süre evi alanın kendisi olduğunu saklamayı düşünüyordu ama bir şekilde gerçek öğrenildi. Günün sonunda, yine bir sürü cefa çekmesi gerekmişti ama Bahattin'den Arife'yi istemek için izin kopartmayı başardı...


Arife... Erkek gibi yetişmiş, büyümüş ve hep öyle düşünmüş... Hayalleri, istekleri, beğenileri, yaptıkları her zaman bir kızınkinden çok farklıydı başlarda ama ne zamanki karşısına Mahir çıktı, işte o zaman o da kendisini bulmayı başardı. Ailenin en büyük çocuğu, en sıradanı ve en merhametlisi... Düğün gününde bile herkes kuaförde süslenirken, Mahir olamadığından yanında onun için özel olan hiçbir şey yoktu ve eve dönerek hazırlıklara yardım etmeye gitti... Ama ne oldu?.. Mahir ona düğünde giymesi için yeni bir eşofman takımı aldı ve süslenmesi de kendisine düştü. Saçlarını iki yandan kafasına yapıştırarak-tabiri ne bilmiyorum-, kendince süslenmişti bile... Akşam olup da Mahir'i babası affettiğinde bir ruj sürmesi vardı, o ruja ne kadar da yabancı olduğu ancak böyle resmedilebilirdi... Artık mutlu ve yakında evlenecek; bunu hiçbir zaman göremeyeceğiz ama anılarımızdaki yeri her zaman korunacak...

Benim için Aramızda Kalsın'ın en özel iki karakteri onlar. Sadece aşkları ve yaşadıkları değil; ayrı ayrı her özellikleri onları benim favorim yapmakta.

Herkes kusursuz evlilikler ister; her zaman bu evliliğin gölgesinde huzurla yaşamak... Hüsne ve Bahattin'in de yaşadığı böyle bir evlilik... Yaşadıkları her zorluğa göğüs germesini bilmiş, hepsini aşmayı başarmışlardı. Son kertede, evleri için aynı mücadeleyi verdiler ve onu da kurtarmayı başardılar... Hüsne'nin "top bende"leri, Bahattin'in şefkati ve her ikisinin sonsuz sevgisi, izlerken insanın kalbini katmer katmer yapıyordu ve ben en çok da onlardan ayrıldığıma üzülüyorum... Hele de Hüsne'den... Onu çok özleyeceğim...


Hayırsız bir koca, baba, üvey anne ve abiler... Yadigar her zaman en zorunu yaşadı ama daha sonra yaşadıklarına dayanamadı ve İstanbul'a geldi; annesinin en yakın arkadaşı Hüsne'nin yanına, annesinin emanetini almaya... Burada şimdiye kadar yaşamadığı, tatmadığı, görmediği duyguları sınırsızca yaşadı. Sevildi, sayıldı, korundu, gözetildi, her zaman ama her zaman el üstünde tutuldu ve bir de çocukluk aşkına kavuştu... Birbirlerini çocukluklarından beri deliler gibi seven Yadigar ve Civan, tesadüflerle yeniden bir araya geldiğinde o aşkın harlanmasından daha doğal bir şey yoktu. Birçok zorluğa göğüs gerdiler ve en sonunda da evlendiler. Yaren ve Yunus da tüm sevgi ve kabullenmişlikleriyle yanlarında. Yaren için bu süreç sancılıydı ama atlatmayı başardı. Öz babasından binlerce kat karakterli bir üvey babası oldu. Aslında en başında, öz olması gereken de oydu...

Ceylan ve Ali, yine çocukluktan beslenen bir tutkunun eseri. Bu tutku uzun yıllar platonik olarak Ali'nin kalbine gömülmüştü ve daha sonra Ceylan'ın kalbine de kondu... Aralarındaki sihrin bozulacağından korktular, gizlice evlendiler. Yetmedi kaçmaya kalktılar... En sonunda da o sihri kendileri bozmaya giriştiler... Özellikle de Ali, birkaç bölüm boyunca o ana kadar izlediğimiz kendi karakterine ihanet ettirildi ama sonunda durum düzeltildi. Yeniden bir araya geldiler, herkes birlikteliklerini kabul etti. En son evli olduklarını açıklamaları kalmıştı, o da bir başka konunun arasında ortaya çıktı. Bahattin başta olmak üzere yeni öğrenen herkes şoktaydı ve günün sonunda hiç ortada yokken düğüne dahil olacak bir başka mutlu çift oldular...

Hatçik ve Battal... İki deli dolu karakter ve iki deli dolu aşık... Dizide başkalarının gözüne soka soka yaşanan tek aşk onların yaşadığı oldu. Bir ara koptular, sınandılar ama sonra onlarda yeniden bir araya geldiler ve düğüne onlar da dahil oldu. Battal şimdi Bahattin'in kafasını şişirmekle meşguldür kesin... İçgüveysi olarak katıldığı evi tam bir türkü bara çevirdiğinden de eminim... Hatçik durumundan memnundur da, Hüsne, Bahattin, Saliha ve Elmas'a çok üzülüyorum...


Artık göremediğimiz farklı bir evrende hepsi... Hayatlarına kaldıkları yerden devam ediyorlar... Mutlu, huzurlu ve her daim sevecen bir yapıyla, iyi örnek olmayı sürdürüyorlar... O şahane ötesi evin merdivenlerinde aceleyle koşturuyorlar, mutfakta döşeğe kurulup hem yemek hazırlayıp hem de abur cubur yiyorlar. Restoranda yemek yaparken, aynı anda birbirlerine aşkla bakıyorlar. Yeni evlerinde mutlu ve huzurlu yeni bir hayatı kutluyorlar... Evet, bizden artık çok uzaktalar ama her zaman aklımızda olacaklar...

Elveda Aramızda Kalsın, elveda Hüsne, Bahattin, Yadigar, Civan, Saliha, Elmas, Arife, Mahir, Ceylan, Ali, Cemal, Behiye, Hatçik, Battal, Yaren, Yunus ve Nida... Hepinize elveda...

Beklenen Kral

Hiç yorum yok :

Yorum Gönder