11 Ocak 2015 Pazar

Kiraz Mevsimi: Biraz sabır...


On sekizinci bölümünden sonra izlemeyi bırakmıştım Kiraz Mevsimi'ni... Artık o kadar sıkıcı bir hale getirilmişti ki dizi, katlanamıyordum. Severek yaptığım bölüm analizleri işkenceye dönüşmüştü ve insanın zevk almadığı bir şeyi yapmasının ne kadar zor olduğunu yeniden görmüştüm...

Olmayınca olmuyor işte. Bazen tüm sıyrılma çabası, tam da düştüğün o dar boğazın içerisindeki çırpınışlara dönüşüyor... İşte, Kiraz Mevsimi'nde sergilenen çabalar da bunu resmediyordu. Ara ara bakmadım mı baktım ama bir kere kopmuştum işte, doku da bir türlü yeniden tutmadı. Çok sevdiğim bir senarist Engin Elgün'ün değerli ekibi -Ferhat Ergün, Irmak Bahçeci ve Melisa Kesmez- geldi, yazdıkları ilk bölüme çok az bakabildim. Daha sonra da sadece ne olmuş ne bitmiş diye göz gezdirmek için baktım yalnızca. Dün ise yeniden değişen senaryo ekibinin yazdığı bölümü izlemek için oturdum ekran karşısına ve çoğunuzun aksine, bozulmuş bir hikayenin düzeltilmeye çalışıldığı izlenimini aldım yalnızca...

Evet, sonu trajikti. Böyle yazılmayabilirdi, böyle resmedilmesi kimilerine sakıncalı da gelebilir ama bunun bir dizi olduğunu unutmadan, hikayenin bu öpücük üzerinden gerçekleştireceği manevraları da düşünmek gerekir. Siz yeni bölüm-28- fragmanında, Öykü ve Ayaz arasında bu öpücükten arta kalan bir sorun gördünüz mü?.. Aksine, ikilinin birbirine kavuşmak için verdiği mücadeleye göz kırpılmış. E öyle de olmalı. Drama yazan senaristler geldi diye dizi, Yalan Rüzgarı'na dönecek değil. Onların öyle bir arzularının olmadığına da eminim. Zaten en başta hikayesi romantik komedi olan bir dizinin, beslendiği nokta bugün drama kaydıysa bunda şimdiki ekibin hiçbir suçu yok; bunu da herkes böyle bilmeli...


Diziyi dün akşam yayınlanan bölümden-27- itibaren, Makbule Kosif, Gülsev Karagöz ve Ömer Zafer Çetinel yazmakta. Önceki ekibin beş bölümde diziyi neden bıraktığını bilmiyorum ama 'son ana' kadar birçok izleyenin sevdiği sahneler yazdığını biliyorum. Tabi Gökhan Horzum ve ekibi giderayak diziye nasıl bir deli karakter dahil etti, Ferhat Ergün, Irmak Bahçeci ve Melisa Kesmez de gider ayak bir evlilikle hikayeye imzalarını attılar. Hoş mu oldu? Kesinlikle hayır. Peki kabak kimin başına patladı?. Tabi ki yeni senaryo ekibine... Bu son paragrafı okuduysanız, şimdi tekrar düşünün; bir suçlu aramak gerekirse, bu yeni senaristler mi olmalı?.. Hemen konuyu öpüşmeye getirme işte!. Herkes de oraya takılmış, Mete'nin kendi totosunu kurtarması için sergilediği bir hareketti o. Yersizdi ama o an da, gazeteciler başka nasıl savılabilir ki?.. Gazeteciler olaya dahil edilmeseydi o zaman değil mi?.. Peki Önem, ya daha beter bir adım atsaydı?.. En azından Öykü ve Ayaz'ın duş sahnesi olmasaydı diyorsun?.. Kendince haklısın ama dur da bir dinle beni!..

Çatışma hali olmadan bir dizi ilgi ve çekiciliğini kaybeder ama tam tersi çatışma hali sürekli bir hal alırsa da, artık izlemenin işkence olduğu bir süreç başlar. İşte bu ikisi arasındaki denge çok iyi kurulmalıydı dizide, en başta... Şeyma'nın, yalnızca kötü olduğu zamanlarda aktif bir karakter haline dönüştürülmesi ve tam tersi iyi biri olmaya çabaladığında, senaryonun en silik karakteri olması atılan en yersiz adımdı mesela. İzleyiciye verilen mesaj, "ya bu karakter kötü olur ya da unutulur"du. Yani en kötüsüne mecbur bırakılmıştık. Şeyma dizinin en sivri ve en kendini bilmez karakteri olmalıydı ki ancak varlığı hissedilebilsin. Bunun son aşaması da Öykü'nün çizimlerini sahiplenip, çöp adam bile çizemezken modacı olması olmuştu.

Bir süre sonra o da yetmedi. Oldukça anlayışlı ve hak ettiğine, hak ettiği gibi davranan bir karakter olan Önem; Meral üzerinden bir cadı kazanına dönüştürüldü. Karakteri sağlam ve yaşadığı her zorluğa Ayaz'la birlikte göğüs germiş Önem gitti, yerine kıskançlıkta nirvana yaşayan ve bu kıskançlık üzerinden, hiç suçu olmayan bir kızla uğraşan kadın geldi. Peki bu kime yaradı?.. Önem'in böyle olmasının, zaten Öykü üzerinde bitmek tükenmek bilmeyen çatışma hali varken diziye bir faydası var mıydı?.. Öykü izleyici tarafından daha mı çok sevildi?.. Önem'e herkes kin güderken, dizinin enerjisi doruk noktasına mı ulaştı?.. Ya da bu hamleler, sırf kadroya yeni karakterler dahil edilebilmesi için mi yapıldı?.. Sebebi ne olursa olsun, olan bu olmamalıydı...

Ve Öykü... Bir insan saf olur da arkadaş, bu kadar mı saf olur!?.. Çevresindeki her türlü olumsuzluğu görürken, liseden beri kendisine yapmadığını bırakmamış Şeyma'yı nasıl göremez anlamıyorum. Göreceği tuttuğu zaman ise tam da hayatının dönüm noktasını mahvetmesine inanamıyorum!.. Sanki Şeyma'nın nasıl birisi olduğu gerçeğiyle, o defile gecesinde yüzleşti. Sanki o şahane çizimleri yapabilecek zekaya sahip kız, tüm başına gelen aksiliklere Şeyma'nın sebep olduğunu tahmin edemezdi. "Bu kadarını da yapmaz artık" diye düşünmesi bile başlı başına bir yersizlik abidesiydi... Şeyma ile bir saat geçiren, istediğini elde etmek için yapmayacağı hiçbir şey olmadığını da şıp diye anlar zaten. Peki ya Öykü'nün aklı neredeydi?.. Ben söyleyeyim, o bitmek tükenmek bilmeyen saflığı ve merhametindeydi. Bu kadarı yetmezdi, gurur eklendi. Üzerine bir de inat mı inat bir karakter... Al sana dörtlü combo. Çöz, dur bakalım şimdi!.. 

Eğer Öykü ve Ayaz arasında o çok arzu ettiğiniz birliktelik bugün yoksa, sebebi içinde aşkın bir tarafı olan Öykü'nün de olduğu bu üç karakterdir. Şeyma bir iyi bir kötü olur, sonunda da Mete ona beslediği aşkı askıya alır. Yetmez, Öykü'nün nasıl biri olduğu gerçeğini kendisine sürekli hatırlatmaya başlar ve ta ta!, "ben bugüne kadar Öykü'yü nasıl fark etmedim ki!?"... Bülent, zor durumda olan Meral'e yardım etme isteği duyar. Önem, daha önce üzerine hiç görmediğimiz büyük bir kibirle ona moda evinde çaycılık teklif eder. Bülent kızar ve Meral'e daha çok ilgi gösterir. Kibrinin yerini kıskançlık alan Önem, bu sefer de suçsuz Öykü'yü Şeyma'yı da kullanarak bitirmeye girişir. Ne uğruna?.. Sırf kibri uğruna... Bana kimse mahvolan defileden ya da çok sevimli ve anlayışlı Evren'in birden tam tersi karaktere dönüşmesinden bahsetmesin... Eğer o bir sebepse bile ancak atıl sebep olabilir. Asıl ağır basan sebep, Meral'i kıskanmasıdır!.. Öykü, Ayaz sevgili olmak için uğraşır geri çevirir. Çekinir ama yine de ister, Ayaz hamle yaptığında yeniden başa sarar. Ayaz vazgeçer, bu sefer o birlikte olmak için didinmeye başlar. Sevgili olurlar, evlenmeye karar verirler ama Ayaz geç kaldı diye Öykü, Mete ile evlenir...


Yani yirmi yedinci bölümün sonundaki öpüşmeye gelene kadar takılacak trilyon tane şey var sevgili Kirazcanlar. O çok kızdığınız öpücük, diğerlerinin yanında en masum olanı. Kibri, fesatı, kıskançlığı ve bitmek tükenmek bilmeyen oyunları, bir öpücüğe indirgemeyin rica ederim. Belki de bugün o çok kızdığınız -değersiz- öpücük, yarın çok sevineceğiniz sahnelerin doğmasına sebep olacak. Ve yine belki, bugün atarlandığınız senaristler, oldukça bozulan bu dizinin kurtarıcıları olacak... Sadece biraz sabredin de, ne olacak görelim...

Beklenen Kral

Hiç yorum yok :

Yorum Gönder