12 Ocak 2015 Pazartesi

O Hayat Benim: Büyük çıkmazlar


Daha bebekken başlasa kadersizliğin... Deden seni ellere verse, annen ise öldün bilse... Baban bırak seni, anneni bile uzun yıllar boyu öldü sansa... Sen büyüsen ve seni verdiği o ellerden almaya deden gelse... Senin zengin bir adamın kızı olduğunu söyleyip, babana götürmek istese...  O eller ise dedeni -kazayla dahi olsa- öldürüp, kendi öz kızlarını senin yerine geçirse... Bu da yetmezmiş gibi tüm mutlulukların onun, hüznün de senin olmasına zemin hazırlasa... İşte O Hayat Benim'de, Bahar'ın ilk bölümden beri yaşadığı sadece bu...

Hiç kolay değil bir insanın hayatının çalınması. Senin yaşaman, görmen, tatman, alman gereken şeylere, başkasının sahip olması. Hele de bunu yapanın 'annem, babam, kardeşim' dediğin insanlardan başkası olmaması... Resmen bir Külkedisi hayatı yaşamaya mecbur kalsan. Evin öz ve sevilen kızına karşılık, külfet gözüyle bakılan bir kimse olsan. Sevgi görsen ama bir o kadar da dışlansan... İlk bölümden beri Bahar'ın hayatı hiç kolay değil ve o hala saf bir şekilde, öz ailesi bildiği insanlara iyilik yapmanın derdinde...


Nuran'ın adamı öldürmek gibi bir niyeti olmadığını biliyoruz. Buna tanıklık eden İlyas'ın en başından beri savaşını verdiği, pişmanlıklarını da. Tamam her şey buraya kadar normal olsun, peki ya Bahar'ın hayatını neden karartmayı seçtiler?.. Neden şimdiye kadar bir hayrını görmedikleri kızları Efsun'u, onun hayatına monte etme derdine giriştiler?.. Hırs, güç, para cepte tamam ama bunca zahmete değer miydi?.. Bahar yahu, melekler meleği kızcağız; bir versen on alıp sana geri veriyor. Efsun gibi ketum birisine güvenmek neden?.. Nuran'ın sırf öz kızları diye, "bizi gül gibi yaşatır" mottosuna bağlanmasına inanamıyorum açıkçası. İnsan kendi kızını bilmez mi yahu?.. Daha ilk bölümdeki birkaç sahnesinde nasıl biri olduğu ortadaydı. Bizim birkaç dakikada çözdüğümüzü, Nuran nasıl onca yıl çözemedi anlayamıyorum ama en güzel cevabı, o şaşalı ve lüks konağın hanımı gibi yaşayacağını zannederken, kendisini müştemilatta bulduğu an da aldı... Tabi oturduğu gecekondunun yanında o bile saray yavrusu sayılırdı ama ne hayallerle geldiğinden, kendi cephesinde sadece avuçlarını yalayan bir kadın vardı... 

O Hayat Benim, dün akşam yayınlanan otuz yedinci bölümünde yukarıda anlattıklarımdan çok farklı bir yerde. Tabi sanmayın ki Bahar her şeyi öğrendi falan, yok o hala hiçbir şeyden haberi olmayan Pollyanna rolüne son sürat devam... Çok farklı bir yerde olan ise Nuran... Hanımı olacağını sandığı o konağın, müştemilatı bile bir süre sonra ona dar edildi. Efsun atı almış Üsküdar'ı geçmişken, onca ümitle Bahar'ın yerine geçirdiği kızının kendisine yaptıklarına içerleyen Nuran yeniden sıfır noktasında, gecekondu da... Aslını sorarsanız tam da hak ettiği yerde.


Böyle hararetli hararetli anlatıyorum ama sadece son üç bölümdür isteyerek izliyorum ben, O Hayat Benim'i. Daha öncesinden bildiklerimin hepsi, annemin zoruyla izlemekten geliyor... Ama son üç bölümdür büyük bir keyifle izlemeye başladım diziyi. Evet iç bayan birçok sahne yine mevcut ama özellikle başlardaki katıksız şirret Efsun o kadar sempatik bir hale getirildi ki, insan bir yerden sonra ister istemez diyaloglarının esiri oluyor. Hiçbir zaman doğru dürüst telaffuz edemediği terimleri ve dudağını büze büze konuşmalarına hayranım. Ceren Moray'ın döktürdüğü bu görgüsüz karakter, herhalde sevilen nadir katıksız kötülerden. Şimdi hoşumuza gidiyor falan ama kabul edelim ki, ilk bölümden bu yana onda değişen başka pek bir şey yok. O hala kötü, hala aç gözlü... Her şeyi bir kenara bırakın, kibri uğruna annesini yok sayacak kadar da gözü kara... 

Bahar'ın hayatının merkezinde, zevkini sefasını sürerken; üzerine bir de sevdiği adama göz koyması kimseyi şaşırtmamıştı. Kendisinden zerre hoşlanmayan Ateş'in sarhoşluğunu fırsat bilip, "birlikte olduk" yalanıyla bir de onu elde etmesine çok az kalmıştı ama tüm foyası ortaya çıktı. Tabi bir vazgeçip, bir yeniden tutulduğu bu aşkın şuan ne boyutta olduğu biraz muallak. Nuran, Bahar'ı ona verdi diye, bin bir hakaretle kapısından kovduğuna göre ya hala aşık ya da sadece kendini tatmin etme peşinde... Bu durumu çözemedik, çözemeyeceğiz... Efsun noktasında bildiğimiz tek bir şey var; o da, "Rab bana Rab bana HEP BANA" kafasında olduğu. Bakalım Rab, ona daha ne kadar iltimas geçecek...


Polyyanna olma gayretine son sürat devam eden Bahar'ın cephesinde ise her şey, her zaman karmakarışık. İyi tarafta olan onun hayatı, her an çeşitli çıkmazlarla örülü durumda. O hayatının çalındığından habersiz ama Ateş'in elinden alınmak istediğinin farkına sonunda vardı. Efsun'dan kurtulduktan sonra Ateş de, yeniden Bahar eşi olsun diye didinmekte zaten. Bunun ilk yansıması da onu adetlere göre istemek oldu... Nuran her ne kadar bu istemeden habersiz Efsun'un görüşü ya da bilgisi olmadan Bahar'ı vermeye niyetli değildiyse de, Mücella sağolsun halletti o konuyu. Allah gibi korktuğu Mücella'nın karşısında süt dökmüş kedi gibi davranan Nuran, vermek zorunda kaldı Bahar'ı. Tabi bunu duyan Efsun da çıldırdı. Kadına demediği, saymadığı kalmadı. En sonunda da resmen kapıyı gösterdi ve onca emek verdiği, uğruna cinayet işlediği kızının bu yaptıkları ona bile çok fazla geldi. Dün geceki bölümde de sonunda ağzından o sözcükler döküldü, "Efsun'un yerine Bahar'ı mı vereydik? Pamuklara sararmış bizi"... Ne sanıyordun ki Nuran?.. Sen bugüne kadar Efsun'dan ne hayır gördün ki zaten?.. Bu rüzgarın her an tersten esebileceğini de atlamamalı. Nuran'ın birkaç bölüme kalmaz eski formuna dönmesi oldukça olası. Yani şimdilik yersiz bir şekilde kendimizi avutuyoruz...


Laptadanak hayatımızın merkezine birisi otursa ve her şeye burnunu soksa, herhalde Hülya'dan farklı düşünmez ve davranmayız. Her ne kadar Efsun'dan arta kalan bir yanı olmasa da, Hülya'nın yaşadığı buhranları çok iyi anlıyorum. Hele de karşısında Efsun gibi biri olanı anlamamak, büyük haksızlık olur... En başından beri Efsun'un yeğeni olma ihtimaline inanmadı. En sonunda sahte DNA testi eline ulaştığında ise çaresiz, bu destura uymak zorunda kalmıştı. Verdiği onca savaş, çevirdiği onca dümen elinde patlayan Hülya aslında dün geceki bölümde tüm gerçeği öğrendi. Her ne kadar bu konunun üstü Nuran ve Efsun ikilisi tarafından kapatılacak olsa da, Hülya'nın peşini bırakmayacağına eminim. Ki zaten bırakmasın da!..


Hasret'in öldüğünü düşünen Mehmet Emir'in, ondan olan kızını böylesine sarıp kucaklaması çok normaldi. Her ne kadar Fulya ile mutlu bir evlilikleri olsa da, o her zaman Hasret'i arzuluyordu. Bitmek tükenmek bilmeyen bu aşk, Hasret'in ölmediği ortaya çıkınca yeniden harlandı ve olan da aslında Fulya'ya oldu. Mehmet Emir'in bulanan aklına, bir de Fulya'nın onun yaşadığını en başından beri bildiği gerçeği eklenince her şey çığırından çıktı. Kadının girmediği stres kalmadı, sonunda da intihar etti. Hasret her ne kadar en başından beri aralarında bir şey olmamasının mücadelesini verse de, o da duygularına çok fazla karşı gelemiyor. Mehmet Emin onunla birlikte olmak konusunda oldukça kararlıyken, Hasret'in yaşadığı tek çıkmaz bu da değil. Kızı ona hiç de kızı gibi gelmiyor... Annelik içgüdüsü işte, her ne kadar büyük bir sevgiyle yaklaşmaya çalışsa da, gerçek kızı olan Bahar'a baktığı gibi bakamıyor Efsun'a... Hatta bir ara kuşkulandı da ama o bin bir dümenle elde edilen DNA testi, kuşkuya mahal bırakmıyordu kimse için... Hem Mehmet Emir, hem Fulya, hem de Efsun çıkmazlarını açması şimdilik zor Hasret'in; tabi biz yine de sabırla(!) bekleyelim...


Bir tarafta hayatı çalınan Bahar ve dün akşamki bölümle birlikte anladığımız üzere bitmeyen, bitecek gibi de görünmeyen aşk mücadelesi. Bir tarafta onun hayatını çalan Efsun'un tükenmek bilmez aç gözlülüğü ve hayatına giren İsmail'le birlikte kendisiyle çelişmeye başlaması. Bir tarafta öz kızı kendisini kraliçeler gibi yaşatır düşüncesiyle, elinden geleni ardına koymayan Nuran'ın hayal kırıklıkları ve pişmanlıkları. Bir tarafta öz kızıyla Bahar arasında gel-git yaşayan Hasret'in, yetmezmiş gibi kendisini bir aşk üçgeninin tam ortasında bulması. Bir tarafta da, hiç istemediği bir kızın yeğeni olmasına katlanamayan ve ne dolap çevirirse çevirsin, onu konaktan uzaklaştıramayan Hülya'nın çaresiz mücadelesi... Bakalım tüm bu çıkmazlar, ne zaman aşılacaklar... 

Beklenen Kral

Hiç yorum yok :

Yorum Gönder