19 Ocak 2015 Pazartesi

O Hayat Benim: Güzel torunum Bahar



Haklı ya da haksız fark etmez; çoğu zaman insan kendi doğruları, bildikleriyle yaşar ve ölür. Bazen de uzun yıllar sonra tüm yaptıklarından pişman olur, düzeltmeye çalışır ama düzeltemeden yine ölür... Yusuf'un düştüğü durum da ikincisi oldu. Kızını, müstakbel damadını ve torununu birbirinden kopartacak hamlelerde bulundu ve geriye dönüp baktığında gördüğü manzaradan memnun olmayarak, bozduğunu düzeltmeye çalıştı. Tabi her şey olacağına vardı o da para ve hırs uğruna gözü dönen Nuran yüzünden öldü gitti...

Uzun zamandır onunla ilgili hiçbir gelişme yoktu. Öldü mü, kaldı mı belirsiz hala. Yani, onu arayanlar için belirsiz. Ve uzun zaman sonra ondan bir mektup çıktı ortaya... Tam da torununun nişanının olduğu gece de ve yine tam da gerçek torununa ithafen yazılmış satırlarla bezeli... Buraya kadar her şey gerçeğin ortaya çıkabileceği ihtimalini resmediyor ama ilk bölümlerde önlemi alınan bir gelişme sebebiyle, sadece küçük bir heyecan dalgası hissettik o kadar.


Dizinin dün akşam yayınlanan 38. bölümünde, bölüm -aslında- bu gerçek ile başladı. Efsun'a oldukça kızgın olan Nuran, tüm gerçeği anlatmakla tehdit ederken onu Hülya her şeyi duydu... Ne kadar büyük bir şok yaşamış olursa olsun, duyduğu gerçeği teyit edemedi tabi. Nuran da ne kadar büyük bir kızgınlık besliyor olursa olsun, Efsun'a kıyamadı. Aslında biraz da kendisine kıyamadı bence. Malum, Efsun'un ailenin gerçek kızı olmadığının ortaya çıkmasının ucu hapishaneye kadar uzanacak gelişmelerin fitilini ateşler. O konu böylece kapanmışken, başka bir konuya değinmek gerek hafiften...


Uzun zamandır birlikte olmanın mücadelesini veren ve bir türlü bunu elde edemeyen çiftimiz Bahar ile Ateş ise artık olduğunca mutlular. Geçtiğimiz bölümün sonunda, kocasından kurtardıkları Sinem'in azgın halleri sebebiyle büyük bir gümbürtü kopar sanmıştım ama durum öyle olmadı. Bölümün başında her şeyi görmüş olan Bahar, durumu olabildiğince sakin karşıladı. Bundan cesaret alan Sinem ise haliyle gemiyi azığa aldı!.. İnsanın en karaktersizi de, onursuz olanıdır. Seni daha birkaç saat önce lanet kocandan kurtardı bu çift. Şimdi onların arasına girmeye çalışıyorsun. Kusura bakma da aşüfte(!), sen başına gelen her şeyi hak etmişsin. Keşke seni o adamın elinden kurtarmasalardı da çekseydin gazabını!. Bir de arsız arsız Bahar'ın karşısına geçip konuşmalarına inanamadım. Bir insan arsız olur da, bu kadar olmaz. Alenen Ateş'e göz koyduğunu anlattı, rahatsız. Ateş'in olanlardan sonra onu kovmasının faturasını Bahar'a kesen Sinem'e en güzel ayarı da, elbette Efsun verdi. Efsun her ne kadar Bahar'la çıkarları söz konusu olduğunda hiç anlaşamasa da, kimseye hakkını yedirmiyor. Yani, "ben istediğimi yaparım, benden başka kimse bir şey yapamaz" kafasında. Tabi durum böyle olunca, insan bir yere kadar sevinebiliyor yaptıklarına... 

Hanın ortağı olan babası aracılığıyla, Mehmet Emir'i her ne kadar Ateş'in karşısına çıkartmış olsa da, Sinem'in bu hamleyle elde edebileceği hiçbir şey yoktu. Mehmet Emir dizinin aşk acısını en iyi bilen ismi ve Sinem'in yaptığını anlatan Ateş'e baskı yapması söz konusu olamazdı. Öyle de oldu zaten. Tabi tüm bunların üzerine Sinem'in duracağını da pek sanmıyorum. Azmış zira kendisi!..

Nuran ve Sakine penceresinde de durum genelde hep karışık. Son bölümlerde birbirlerine iyice tutunan ikilimizin her şeyi birlikte yapması görülmeye değer birçok sahnenin doğmasına sebep oluyor. Sakine'nin saf halleri, Nuran'ın ise bir o kadar çakal oluşu onları "inanılmaz ikili" haline getirdi,,. Bu bölümde, Beyza'nın Hülya'dan aldığı ültimatomla ayarladığı bir eve temizliğe gittiklerinde yine başlarına gelmeyen kalmadı. Ev sahibi kadın zaten şirretin önde gideniyken üzerine Hülya'nın gelip Sakine'yi yeniden hırsızlıkla itham etmesi, bardağı taşıran son damla oldu. Sakine'ye izlediğim ilk bölümlerde açık ara sinir oluyordum ben ama şu sıra gerçekten seviyorum ve kadının üzerine oynuyor resmen herkes. Nuran'ın -bilerek- kırdığı bir vazonun akabinde, yevmiyelerini de istemeden evi terk etmelerini izlemek pek keyifliydi. Bu sırada Sakine'nin çıldırışı ve Hülya'nın o vakur duruşunu bozmayışı arasındaki tezatlığa ise şapka çıkartılır...


Efsun'un yaptıklarından sonra Nuran tamamen değişti diyebiliriz... Kadının resmen gözleri açıldı ve bugüne kadar haksızlık yapmaktan hiç geri kalmadığı Bahar'ın, nasıl bir karaktere sahip olduğu gerçeğiyle yüzleşti. O da yetmedi, bu bölümde bir de Mücella ile yüzleşti ve bir pişmanlık daha kapladı içerisini. İkilinin husumeti yıllar yıllar öncesine dayanıyormuş meğersem... Nuran'ın her zamanki para hırsı, Mücella'nın hayatının devamına sebep olmuş. Evlendiklerinde har vurup harman savurmasınlar diye takılan altınları saklamak isteyen Mücella'yı, altınlarını geri almak için verdiği mücadelede resmen bir kazan kaynar suyla haşlamış. Nuran'da da öyle bir çotluk var ki, ellerinin arasına aldığını ya haşlıyor ya da öldürüyor. Ortası yok kadının!.. Ateşi düşsün diye Mücella'yı yıkamaya banyoya götürdüğünde gördüğü manzara karşısında gerçekten büyük pişmanlık yaşadı. Öyle ki, içeri gidip sobanın üzerinden aldığı kaynamış bir demlik suyu kendisine dökmesi için teklifte dahi bulundu. Tabi demliğin sapını öyle bir tutuyordu ki, vermeye zerre niyeti yoktu!.. Ah Nuran Ah! Sen de ayrı bir şapka çıkartmalıksın...


Hikayenin ve bölümlerin genelinde varlığını hissettiğimiz Efsun ise her zamanki hallerinde. Babasının handa kendisine ayarladığı işe bir türlü adapte olamayışı-ki olması zaten beklenemez-, bir asistanı onun için gerekli(!) kıldı. O asistan da, Bahar'ın platoniği Onur'dan başkası değildi. Onur'un grantuvalet hana geldiğinde, Bahar ve Ateş'e karşı hali tavrı ise görülmeye değerdi!. Tabi onu dizginleyen yine Efsun oldu. "Onları ben bile ayıramadım" diyişi ise resmen efsaneydi. İsmail sayesinde bizim kız kolay unuttu Ateş'i. Bu saatten sonra da tekrar depreşeceğini pek sanmıyorum aşkının. Depreşirse de artık yuh derim zaten!. Bahar ve Ateş aşkının karşısında duran insan görmekten bıktım ben yahu...

Tabi bu ilişkiyi-doğrudan üçüncü kişiler müdahil olmasa bile-, sekteye uğratacak bir süreç daha bekliyor bence. Bu süreçteki etken isim ise Ateş olacak... Malum Ateş, Mehmet Emir'i bir numaraları düşmanı olarak görüyor ve Bahar'ın onun öz kızı olduğunu öğrendiğinde, vereceği ilk tepkinin onu terk etmek olması oldukça olası. Biz bu gelişmeyi sezon sonuna kadar görür müyüz bilmiyorum ama yazının başında bahsettiğim gelişme, şimdilik suyu normal akışında seyrettirse de muhtemelen ilerleyen zaman için büyük şüphelere sebep olacaktır... 

Nişanlanacakları akşam Cengiz'in elinde Yusuf'un ölmeden önce yazdığı son mektupla çıkıp gelmesi, fragman dahil izlediğimiz bölümü "gerçekler bir ihtimal de olsa ortaya çıkabilir mı?" diye oldukça heyecanlı kıldı ama durumun ortaya çıkması şuan için imkansız bana göre. Dizinin başlarında bu yaşanan gelişmenin zemini hazırlanmıştı zira. Mehmet Emin, Efsun ismini ilk duyduğunda kızının adının Bahar olması gerektiğini söylemiş ve Nuran'la, İlyas nüfus memurunun isimlerini karıştırdığı yalanını savurmuştu. Bu durumda da, Yusuf'un yazdığı mektup içeriğinde Bahar'a hitap etmesinin kısa vadede hiçbir yansıması olmayacağına eminim. Uzun vadede ise bütünü bir araya getiren en değerli parça olması muhtemel. Elbette bunu da, bekleyip göreceğiz...

Beklenen Kral

1 yorum :

  1. ben öylesine açtım pislojimi bozuyorsunuz

    YanıtlaSil