15 Ocak 2015 Perşembe

Ütopya: Hürrem stratejisi


Sanırım bu tarzda hiçbir yarışta, böylesine çok fikir değişiklikleri yaşamamışımdır. Her yarışmacı geldiğinden çok farklı bir yerde ve bu sefer eleştirilerim tek bir taraf için geçerli olmayacak... Daha önce "Çalışkanlar" ve "Miskinler" diye kendimce adlandırmıştım ayrılan grupları ancak artık aralarında hiçbir fark görmüyorum ne yazık ki...

Yarışmacılar, "bana bir şey olmasın da başkasına ne olursa olsun" kafasında. Tek bir kişi hariç... Tarih dersinden bilmezseniz, yakın tarihli Muhteşem Yüzyıl'dan bilirsiniz Hürrem'in nasıl bir karakter olduğunu ve Kanuni'yi nasıl parmağında oynattığını. İşte Ütopya'da da yaklaşık bir aydır bunu izliyoruz... Semih, yarışmanın beyni kesinlikle. Çok iyi bir strateji yaparak gelmiş ve uyguladığı bu strateji yalnızca bir kez falso verdi. Onlarcasının yanında onun da lafı olmaz haliyle ama bir yerden sonra o da kendi kazanının altına odunları yığmaya başladı. O odunları tutuşturacak ateş ise Kurretülayn'dan başkası değil... Semih'in başlarda, Kurretülayn ile ilgilenmesi ve "sevgilim var" dediği halde onu, dışarıda bekleyen çocuğu üzecek şekilde hareketleriyle yanına çekmeye çalışması oldukça sinir bozucuydu. Tabi ne zaman ki dışarıdan misafirler gelmeye başladı, Semih'e gösterilen sevgi tavan yaptı; işte o zaman Kurretülayn da değişmeye başladı. Hoşnutsuzluklarını dile getirmeyi sonlandırdı önce. Zaten dışarıdaki sevgilisi, çok ağır cümlelerin yazılı olduğu bir mektupla ilişkilerine noktayı koymuştu. Onun ardından Semih'in ilgisine karşılık vermeye ve en sonunda da çıkmaya başladılar. Bin bir parodi ve nişanlılık oyunları o, bu derken; çok sıkmaya başlayan bu birliktelik Semih'in başını yiyecek bir raddeye geldi dayandı. 


Çünkü artık karşımızda ilk zamanlardaki o naif, kırılgan ve herkese yardıma koşan kız yok. Artık önüne gelene atar yapan, ne arzu ediyorsa dışarıdan ayağına getirten ve küçük Hürrem olma yolunda emin adımlarla yürüyen birisi var. Semih'i resmen parmağında oynatıyor Kurretülayn ve o grupta bugüne kadar çıkan huzursuzlukların temel sebeplerinden birisi, tam da bu ilişki. Semih resmen Kurretülayn önderliğinde kendi kuyusunu kazıyor ve her geçen gün bu birliktelik, onu daha şiddetli bir şekilde o kuyuya çekiyor. Ben açık söyleyeyim, ikilinin birlikteliklerini hiç gerçekçi ve samimi bulmuyorum. Yan yana geldikleri her an kanalı değiştirme güdüsü beliriyor içimde ve çoğu zaman da bunu yapıyorum... Uzun lafın kısası, Kurretülayn'ın Semih'le olan birlikteliğini elenmemek için uyguladığı bir strateji olarak değerlendiriyorum.

Sırf Kurretülayn'ı eletmemek için, "birleşelim" oyunu tasarlayan ve uygulayan, işler arap saçına döndükten sonra da kendi tasarladığı bu düzmece birleşme oyununu rafa kaldıran Semih'in başını yiyecek tek isim orada Kurretülayn. Ya daldığı o derin uykudan uyanacak ya da şu ana kadar ki tüm stratejileri elinde patlayacak. Onu da, izleyip göreceğiz... Bu arada belirtmeden geçemeyeceğim, Kurretülayn'ın yarıştaki tüm erkeklerin kendinden hoşlandığı düşüncesine hastayım. Biri yüzüne gülse, hoşlandı zannediyor!.. İlk geldiği günlerde Noyan kolunu tutmuş, o bile ondan hoşlanıyormuş!.. Koca bir YUH! diyor, kendisini biraz daha az önemli görmesini öneriyorum. Çok komik oluyor çünkü...


Hayvanseverlere karşı özel bir sevgi beslemişimdir her zaman. Türkan'a olan yaklaşımım da, en başından beri bu sevgisi üzerinden şekillenmekteydi. İnekler için verdiği mücadele ve biri gittikten sonra diğeriyle daha yakından ilgilenmesi vs. her zaman takdirimi kazanmasına sebep oldu. Bunun yanında orada gerçekten en fazla çalışan da o. Yaptığı yemekler, açtığı hamurlar ve her türlü ev işiyle uğraşması kesinlikle onu Ütopya'nın vazgeçilmezlerinden birisi yaptı. Ama Türkan'da öyle bir özellik var ki, bu özelliği sebebiyle aslında şuanda hiçbir grup içerisinde yer almıyor biraz da... Övülmeyi oldukça fazla seviyor Türkan, -belki de haklı olarak- yaptıklarının sürekli dillendirilmesi ve diğer yarışmacıların da kendisi gibi olmasını istiyor. Hele dışarıdan gelen misafirler, "sen çok çalışıyorsun, diğerleri sen gibi değil" dediyse bitti. Türkan alıyor eline sazı, "ben şunu yapıyorum, ben bunu yapıyorum ama kimse bir şey yapmıyor" demelere başlıyor. İnsanlar da sürekli bu muhabbeti dinlemekten çok sıkılıyor. Tabi onun bir de sürekli, "ben tek takılıyorum" muhabbeti var. Dışarıdan gelen misafirler doldurdukça tek takılmaya başlıyor. Ama aradan birkaç saat geçtikten sonra tek takılma fikrinden derhal vazgeçip, yeniden Semih'lerin grubuna dahil oluyor. 

4 gün önceki yeni, "ben tek takılıyorum" sözü ise diğerlerinden farklı bir şekilde karşılandı. Şuan gerçekten tek takılıyor, çünkü bu sefer tekrar yumuşayıp da gruba yeniden dönmek için restorana gittiğinde, Semih'in "madem tek takılıyorsun, kasadaki parayı bölüştürelim" lafı bu kısır döngünün son bulmasına sebep oldu. Türkan kendisinde duran parayı dağıttı ve pişman olarak döndüğü restorandan, artık bir yabancı olarak ayrıldı. Her zaman olduğu gibi Kurretülayn tarafından beyni yıkanan Semih attığı bu adıma gelecekte çok pişman olacakken, her an Türkan da elenme potasına girebilir. Şunu ise unutmamak gerekir; eğer oradan Türkan giderse, her şey birbirinin içerisine giriverir...


Altar hakkındaki fikirlerim de oldukça değişti benim. Daha önce, "bu çocuktan ne istiyorlar" diye düşünmekten kendimi alamıyordum. Sessiz, efendi ve sakin bir kimseydi. Tek vukuatı, ilk zamanlarda bir tencere nohut yemeğini dışarı dökmesiydi. Zaten ona karşı alınan cephenin ateşleyici sebebi de bu olmuştu. Daha sonrasında onda da bir takım değişiklikler meydana gelmeye başladı. Semih'in sağkolu olarak öne çıkmaya başladıktan sonraysa, bambaşka birisi oldu çıktı. İlk tanıdığımız gibi birisi değil, artık Altar. Semih'in yanından hiç ayrılmayan, ne derse aynen onu yapan ve bundan gurur duyan birisi durumunda... Altar'a gerçekten bu durumu hiç yakıştıramıyorum. Yüksek ego barındıran sözler, kalem kırmalar, saygı sınırını aşan ifadeleriyle bana daha önce elenen Arda'yı hatırlatmaya başladı. O da özellikle son dönemlerinde böyle bir halet-i ruhiyeye bürünmüştü ve onun sonunu hazırlayan da bu olmuştu. Altar da aman kendisine dikkat etsin. Kaş yapayım da yaranayım derken, göz yapıp kendisini Ütopya'nın dışında bulmasın...


Murat için denecek çok bir şey yok aslında. Kendisinden ve yarışın başında biz izleyiciler için çok olumlu gözüken karakterinden fazlaca ödün verdi ve bugün kendisinden onca yaş küçük bir çocuğun ağzının içine bakıyor. Semih'in akıl oyunlarının uygulayıcısı konumundan bir an önce kurtulmalı. Bu şekilde devam ederse oradan elenmez tamam ama ya dışarıdan görünen izlenim?.. Onu ne yapacağız?..


İnci hakkında oldukça negatif düşündüğümü söyleyebilirim. Özellikle başlardaki sürekli olay çıkartma potansiyeli ve kışkırtılmasına gerek olmaksızın, herkesle takışma hali gerçekten sinir bozucuydu. Özellikle Türkan'la girdiği gözleme kavgası sebebiyle de iyice ona karşı bilenmiştim. Daha sonra ise bu özelliği resmen onun başına çoraplar örülmesine sebep oldu. Artık gerçekten olay çıkartması için kışkırtılıyor ve karşısında, "sen ne dersen de, bildiğimi okuyacağım" diyen bir karakter var... Kurretülayn'la girdiği bu mücadelelerde ise galip gelmesi imkansız. Çünkü Kurretülayn'ın arkasında kapı gibi(!) Semih var ve ona birisi ağzını açıp laf ettiğinde anında hakkından geliyor. İnci'nin çabuk gaza gelme huyunu çok iyi kullanan Semih, şu ana kadar ki tüm girişimlerinde başarılı oldu ama artık İnci bu duruma aymış görünüyor. Tabi hayvanseverlik noktasında kendisini biraz geliştirmesi şart. Özellikle dünkü bölümde, tavşanlarla uğraşmasına anlam veremedim...


Tuncay için, "ergenlikten bir türlü çıkamamış" diyebilir miyiz bilemiyorum... Oldukça farklı ve deli dolu bir karakter. Resme ve heykeltraşa oldukça meraklı ve yeteneği de yadsınamaz derecede. Yalnız ne zaman ki eline gitarı alıyor, işte o zaman ya sesi kısmak için kumandayı kapıyorum ya da zap yapıyorum. Evet, yaratıcılığı şahane ama gitar performansları için aynı şeyi söyleyemeyeceğim. Şu ana kadar hiç hedef tahtasında oturtulmadı. Herkesle mümkün mertebe iyi geçinmeye çalışmasını seviyorum ve içerisinde zerre kötülük olmadığına da eminim. Oradan asla elenmemesi gerekli isimlerden birisi olduğunu da düşünüyorum. Kolay kolay eleneceğine de pek ihtimal vermiyorum...


Serkan konusunda oldukça muallaktayım açıkçası. Çağdaş'ın diskalifiye edilmesinin ardından oynadığı liderlik rolü, iki ayrı grup oluştuktan sonra tamamen ortadan kalktı. Şimdilerde grupları bir araya getiren her türlü toplantıya moderatörlük yapıyor yalnızca. Bunun dışında pek aktif birisi olarak görmüyorum onu. Fazla da bir şey söyleyecek izlenimim yok. Ortayı bulan bir taraf olmayı daha düzenli olarak sağlarsa, alır yürür bence. Şuan topun ağzında olmasa da, orada her an ne olacağı hiç belli olmaz; kendisine biraz yatırım yapmalı...


Abidin için de söyleyebileceğim çok bir şey yok. Oraya gelmesinin, kaybolan ününü geri kazanmak arzusundan beslendiğine inanıyorum. Ayrıca birçokları gibi Özlem'in elenmesinin sebebinin o olduğunu düşünüyorum. Özlem her ne kadar sivri bir karakter olsa da, Semih'lerden ayrılmadığı sürece oradan elenmezdi. Ne zaman ki Abidin'in gazına geldi, kendi sonunu da hazırladı. Özlem'in sonunu hazırlayan Abidin'i ise Semih'lerin kolay kolay eleyebileceğini hiç sanmıyorum...


Sonradan yarışa dahil olan yirmi yaşındaki Noyan'a gelirsek, "küçük dağları ben yarattım" tavrından bir an önce kurtulmalı. Hayrettin'le birlikte eve girip, yarışmacı adayı oldukları süreçte oldukça salim kafa bir çocuktu aslında. Hayrettin'i Semih'lerin desteğine karşın geçmesi, onda bu ego savaşına sebep oldu. Tabi bu en çok kendisine zarar verir. Unutmamalı ki Hayrettin'in elenmesinin sebebi, biraz da yarışa dahil olmadan önce orasıyla ilgili söyledikleri oldu. Her ne kadar orada uyumlu biri gibi görünüyorduysa da, muhtemelen elemeyi geçtikten sonrasına saklıyordu maharetlerini. Tabi bunu fark eden Semih'ciler, ona destek vermediler. Sonuç olarak Noyan orada kaldı evet ama sergilediği tavrın aksine, bırak küçük dağları herhangi bir tepe oluşmasına  dahi sebep henüz olamadı... 

Bu "yarışmacı adayı" olayını da çok saçma buluyorum ben. Ne yani, eski yarışmacılar VIP'mi?.. Onlara verilen bu güç zaten egoları tavanken, kendilerini daha da üstün görmelerine sebep olmuyor mu?.. "Bize gelirse kalır, gelmezse gider" tarzı muhabbetleri besleyen nokta da bu değil mi zaten?.. Bir yarışmacı gelecekse gelir, gelir gelmez de diğerleriyle aynı haklara sahip olur. İnsanları "kime yaransam da orada kalsam" hal ve tavrına sokmak büyük haksızlık. En başta sırf bu yüzden kendileri gibi olamazken, daha sonra Noyan örneğinde olduğu gibi gerçek kendilerini açtığında yargılamak da zorlaşıyor. Anlayacağınız Noyan hakkında daha çok şey yazardım da, o kadarı bu yüzden kafi geldi...


Şuan da iki yeni "yarışmacı adayı" var; Fide ve Pınar. İkisi de birbirine benzer karaktere sahip görünüyorlar. O yüzden kim hangi takımı seçer de, elenme potasında şanslı veya şanssızı oynar bilemiyorum ama ikisi de aynı takımı seçtiği durumda, o takımın nasıl bir tavır sergileyeceğini oldukça merak ediyorum. Kafa yapıları aynı görünen ikiliden, böyle bir hamle de beklenebilir bana göre. Onu da önümüzdeki günlerde göreceğiz... 

Ütopya, hiçbir zaman ismiyle müsamma bir yarış olamayacak. Yarışmacıları ve her birinin birbirinden farklı karakterleri, her telden insan davranışını izlememize vesile oluyor sadece. Şuanda görünen tablo açık ara Semih liderliğini gözler önüne sererken, onun da bahsettiğim birçok sebeple kendini yakması olası. Ayrıca "yarışmacı adayı" gibi eziklik duygusu uyandıran uygulama en kısa sürede sona erdirilmeli. Zira kimin gidip kalacağına karar veren as yarışmacılar(!) tarafından, "bizim sayemizde kaldın" yükü omzuna binecek adaylardan 'dişli' rakip falan olmaz...

Beklenen Kral

Hiç yorum yok :

Yorum Gönder