7 Şubat 2015 Cumartesi

Benzemez Kimse Sana: Seyfi Dursunoğlu hatırına


Taklidi komediyle harmanlayan ve bu harmanı da usta bir isim önderliğinde bize ulaştıran Benzemez Kimse Sana, son dönemde izlerken en çok güldüğüm yapım. Bazen taklitleri izlemek işkence oluyor, olmuyor değil ama o taklit bittiğinde, başarısız gösterinin hakkından gelecek biri olduğunu çok iyi biliyoruz. Yerse de, sevse de, bağırsa da, yerden yere çalsa da, ona sonsuz bir saygı besliyoruz...


Çocukluğumdan beri en çok güldüğüm isimdir şüphesiz, Seyfi Dursunoğlu. Onu izlemek bir lütuf ve her anın tadını çıkartmak istiyor insan ister istemez. Bu yüzden de Benzemez Kimse Sana'yı özellikle bu sezon izlememde ki tek etken o. Açık söylemek gerekirse, bu sezon pek de umduğumu bulamadım. Birkaç isim dışında, yarışmacıların da kesinlikle doğru isimlerden seçilmediğini düşünüyorum. Hele içlerinde bazıları var ki, ben ilk defa gördüm. Tabi tüm bunları bir kenara ittiğimizde, her hafta bir vakfa 10 bin lira bağışlanması bile hepsini büyük bir hayranlıkla izlememize yeter de artar.

Birinci sezon

Yarışmanın Star TV'de yayınlanan birinci sezonu tam bir efsaneydi. Ümit Erdim, Bay J, Uğur Aslan ve Cem Kılıç mükemmel performanslar sergilemişlerdi. Her ne kadar Seyfi Dursunoğlu hiç anlaşamıyor göründüyse de, alttan alan tavrıyla jürideki Hande Ataizi'ni de beğeniyordum. Genelde sert mizaçlı birisi ve negatif bir algı yaratıyor gibi ilk bakışta ama ben içinin öyle olmadığını düşünüyorum. Öyleyse de kimseyi ilgilendirmez zaten, başarılı bir kadın. İkinci sezonda olmadığını öğrendiğimde de üzülmüştüm. Erol Evgin'e ise diyecek söz yok. Seyfi Dursunoğlu o kadar çok uğraşıyordu ki bazen, "herhalde çok kızmıştır" demeden edemiyordum. Malum aynı dönemin isimleri ve yerinde başkası olsa, sırf şov için bile hakkında ağır söylemlerde bulunulmasından hoşlanmazdı bana göre. Malum Yeşilçam olarak adlandırılan dönemden gelen sanatçılarımız eleştiriye kapalı oluyorlar ve  bu türde söylemlerin çeyreğine bile tahammül edemezlerdi. Hem alttan alan tarafı hem de eleştirilerden çıkardığı apayrı mizahlarıyla o da bir efsaneye dönüştü, iki sezon boyunca. Birinci sezonun sonunda da, özellikle yaptığı Bülent Ersoy taklidiyle göz dolduran Ümit Erdim büyük ödülü kazanan ve vakfına veren isim oldu. Hak eden kazanmıştı ve daha sonra yarışmada bambaşka bir koltukta olacaktı.

İkinci sezon

Show TV'de yayınlandığı ikinci sezonu ise talihsiz bir döneme denk geldi. Malum kanalın Çukurova Grubu'nun borçlarına karşılık TMSF yönetimine geçmesi neticesinde, aniden yayından kaldırılmıştı... Bu sezonda ise öne çıkan iki isim vardı, Bahadır Efe ve Doğuş. Doğuş zaten ses sanatçısı ve o yönden bir sorunu yoktu. Üzerine bir de başarılı taklitleri eklenince, ortaya şahane performanslar çıkardı. En efsanesi Ebru Gündeş taklidiydi... Bahadır Efe'ye gelirsek, onu "Benimle Dans Eder misin?"den tanıyordum ve başarılı bir dansçı ve dans hocasından ibaretti benim için. Ama yarışın daha ilk haftasında, hem sesi hem de taklit yeteneğiyle ağzımı açık bırakmayı başardı. Özellikle Neşat Ertaş ve Justin Bieber performansları birer efsaneydi ve yarış sonuna kadar devam etseydi, birinciliği alması kesindi. Jüride ise değişen isim Hande Ataizi olmuş, yerine bir duayen olan Demet Akbağ gelmişti. Onun gelmesiyle birlikte en çok rahatlayan isimse Erol Evgin olmuştu. Yine arada laf yiyordu ama Akbağ'ın yediği lafların yanında onunkiler iltifat kalıyordu. Seyfi Dursunoğlu gibi birinden laf yemek bile bir onurken, şaka yollu takılmasını alttan almak kesinlikle elzem-bu kelimeyi de hep kullanmak istemiştim-... Bu sezonun sonucunu görememiştik, başında da belirttiğim gibi. TMSF'nin yönetimi ele alır almaz ilk icraatının programı sonlandırmak olması ise başka sebepleri akla getiriyordu ya, hadi ben deşmeyim şimdi onları.

Kanal Ciner Grubu'na satıldığında, kaldığı yerden devam etmesi için girişimde bulunmuştu ama özellikle olması istenen Seyfi Dursunoğlu, gözlerinde 'sarı leke' adı verilen bir hastalık baş gösterdiğinden katılamamış ve bu girişim de sonuçsuz kalmıştı...

Üçüncü sezon

Seyfi Dursunoğlu'nun yaşadığı "sarı leke/sarı nokta" hastalığı, genelde belirli bir yaşın üzerindeki kişilerde ortaya çıkar ve ışığa karşı aşırı hassas olup, yoğun ışık altında kalmamaları önerilir. Çünkü son boyutu, körlüktür. Bu sebeple, onu bir daha izlemeyeceğiz diye büyük bir bencillikle kahrolmuştum. Ama ne zaman ki, üçüncü sezona dair bir tweet attı yerimde duramadım!.. O kadar çok ilgi ve ısrar vardı ki kendisine, kıramadığını yazmıştı. Yeniden Star TV'de, üçüncü sezon başladığında da hepimizi şoka sokacak bir başlangıçla, uzun bir aranın ardından merhaba dedi bizlere...


Sahneye çağrıldığında, önce tökezlemesi sonra da gerçekten yorgun bir edayla yaptığı hüzünlü konuşması beni benden aldı. Tam gözlerimden yaşlar akıyordu ki, estetik bir hareketle çıkarttığı ceketini fırlatıp kanto yapmaya başlaması beni fena halde afallattı. Böylesine mükemmel bir ters köşe ancak onun gibi birisinden beklenebilirdi zaten. Aradan geçen zamanda değişen tek şey, rahatsızlığı sebebiyle taktığı özel gözlüğü olmuştu. Onun dışında, sanki dün kaldığı yerden programa devam ediyordu... Jürinin geri kalanı ise tamamen değişmişti. İlk başlarda birinci sezonda jüride yer alan Hande Ataizi'nin yeniden geleceği söyleniyordu ama daha sonra Nükhet Duru'nun ismi açıklandı. Erol Evgin'in yerine de birinci sezonun birincisi, Ümit Erdim gelmişti. Yine açıkça konuşacağım, iki seçimden de memnun kalmadım. Nükhet Duru benim için görünüm ve duruş açısından Hande Ataizi'nden pek farklı değil. O da soğuk ve mesafeli bir görüntüye sahip. "Veliaht" yarışmasında izlediğim süre boyunca da, sadece öyle görünmediğini ortaya koymuştu. O yüzden ona biraz mesafeliydim ve halen de öyleyim... Seyfi Dursunoğlu ile uzun yıllara dayanan dostlukları sebebiyle, aralarındaki diyaloglar güldürse de her an ayağa kalkıp stüdyoyu terk edecekmiş hissini üzerimden bir türlü atamıyorum. Ümit Erdim'in, Seyfi Dursunoğlu kontenjanından seçildiğini biliyoruz. İyi bir yarışmacıydı evet ama jüri koltuğuna uygun olup olmadığı tartışılır benim için...

Yarışmacılara gelirsek, bu sezon sadece 'Aşk doktoru' olarak tanıdığımız Mehmet Coşkundeniz iyi bana göre. Diğerleri sonradan açılır mı bilmem ama çoğunun sadece performansı değil, konuşmalarını dinlemek bile işkence. Komik olma ve şımarıklık arasındaki ince çizgiden içlerindeki bazılarının haberi yok sanırım... Bu sezon dedim ya, sadece Seyfi Dursunoğlu hatırına bakıyorum...


Değinmeden geçemeyeceğim birkaç isim daha var elbette... Sunucu Murat Başoğlu, üç sezondur en çok helak olan isim. Dursunoğlu'nun sokmadığı şekil, etmediği laf yok ama o tüm şirinliğiyle bunların hepsini maskeliyor. Benimle Dans Eder misin? döneminde de bu misyonu üstlenen kişi Yiğit Alıcı'ydı ama açık konuşmak gerekirse, Başoğlu'nun yarısı kadarına bile maruz kalmıyordu. Tüm bu yaşananlar komedi dozunu oldukça yükseltirken, Başoğlu karakteriyle büyük takdir topluyor. Tabi arada o da fena giydiriyor Dursunoğlu'na, çok laf sokmasın buradan rica ediyorum ona!..

Bir diğer isim yarışmanın müzik direktörü olan Atilla Özdemiroğlu... Ciddi bir rahatsızlığın büyük aşamasını alt etti ve diğer sezonlarda olduğu gibi görevine devam ediyor. Onunla ilgili söylenebilecek çok bir şey yok. Herkes zaten nasıl yetenekli ve başarılı olduğunu çok iyi biliyor... Yaptığı makyajlarla, yarışmacıları taklidini yaptıkları insanların kopyasına dönüştüren Derya Ergün ise inanılmaz yetenekli bir isim. Bu sezonda da ortaya çok iyi işler koyduğu açık ve kendisini ayrıca tebrik ederim. Ve son olarak, dramaturg Süeda Çil... Yarışmacıları ses ve görüntüden sonra en çok ilgilendiren konuya etki ediyor, canlandıracakları sanatçıların ruhunu onlara aktarıyor ve onun tornasından çıkan yarışmacılar-en azından bir kısmı-, öğrendikleriyle yeteneklerini birleştirince sahnede resmen devleşiyor. Onu da içtenlikle kutluyorum...

Çok büyük bir emek var ortada ve her ne kadar bu sezondan pek memnun olmasam da, bir şekilde izlemeyi asla atlamıyorum. Seyfi Dursunoğlu'nun önderliğinde, yaptıkları yardımlar ve verilen emekler nezdinde hepsini içten dileklerimle kutluyorum...

Beklenen Kral

Hiç yorum yok :

Yorum Gönder