8 Şubat 2015 Pazar

Kiraz Mevsimi: Akıl unutabilir tamam, peki ya kalp?..


Aşk herkesin elde edebileceği, etse de kıymetini bilebileceği bir duygu olmamıştır hiçbir zaman. O yüzdendir ki kusursuz bir aşk gördüğümüzde gözlerimiz dolar, heyecanlanırız ve ister istemez o çiftten birisinin yerine kendimizi koyarız... Bir de, aşk öyle çetrefilli bir yola sahiptir ki attığın her adım daha da fazla tökezletir, yorulursun ama yine de pes etmezsin; çünkü apayrı bir duygu ve bambaşka bir histir... Kiraz Mevsimi'nin 31. bölümünde de bize bunlar resmedildi işte. Aşkın gücü, sonsuzluğu ve yılmadan verilen mücadelesi...

Ayaz'ın aşkına, sevdiği kadına kavuşmak için verdiği mücadele göz yaşartıcı cinstendi. Aslında gerçek hayatta bu kadar ince eleyip sık dokuyacak birisini bulmamız imkansız ve biz bu imkansız içerisindeki portreye bakmayı çok sevdik. Öykü ile görünürde kopan bağları, aslında hiç kopmamacasına birbirine bağlıydı. Zaten günün sonunda da verilen mesaj bu olmuş, Ayaz'ın mücadelesi başarıyla sonuçlanmıştı... 

31. bölüm

Bölüm hastane yatağında ani bir şekilde uyanan Öykü'nün, bilinmezliğe açtığı gözlerle başladı. Nerede olduğunu ve oraya nasıl geldiğinden haberi yoktu. Bu görünürde normal bir tepkiydi elbette ve altından başka bir şey çıkacağını tahmin etmeleri imkansızdı... Aynı şekilde sağlık durumu iyi olan Ayaz ise delicesine onu merak ediyordu ve ayakta tedavisinin sona ermesinin ardından, hemen Öykü'nün yanına gitti. Öykü'nün verdiği ilk tepki, gitmesi için izin verecek olan doktoru selamlamak olmuştu tabi. O doktor ise onun için Ayaz'dan başkası değildi ve bölümün devamı bu çıkmazı fırsata çevirmek için çaba sarf edecek Mete ile sona erdirme mücadelesi verecek Ayaz'ın kıran kırana savaşına dönüşecekti...


Meral, Burcu, Sibel ve Ayaz bu hatırlamamanın bir oyun olma ihtimali üzerinde durdu önce ama baktılar ki bizim kız ciddi, herkes telaşa kapılıverdi. En büyük telaşı yaşayanlarsa, kim olduklarını hatırlamadığı Ayaz ve Sibel ikilisiydi... Doktor bunu yaşadığı şoka bağladı ve aradan birkaç zaman geçtikten sonra, hafızasının geri geleceğini telkin etti ama bu geniş zamanlar ölçeğinde gelmesi beklenebilecek bir kayıp değildi. Zira o geniş zamanı fırsata çevirmeyi aklına koyan Mete faktörü vardı artık önümüzde. Özellikle son dönemde Öykü'ye karşı hisleri ayyuka çıkan Mete, onun Ayaz'ı hatırlamamasını bir fırsat olarak gördü ve daha karşısına ilk çıktığı anda da aralarındaki olası birlikteliği eşelemeye başladı. Öykü'nün bu eşelemelere vereceği karşılık ise çocukluğundan beri içerisinde yeşerttiği ama daha sonra derin dehlizlere hapsettiği aşkı, o kilitli kapılar ardından yeniden ortaya çıkartmak olacak gibi duruyordu. Zira onu gördüğü ilk anda bile bizimkini bir ateş dalgası sardı. Ah gereksiz Mete, ah!..


Ayaz'ın durumu aydıktan sonra yapması gereken şey, kendisini en kısa sürede Öykü'ye yeniden hatırlatmak olmalıydı ve o bunun mücadelesine hemen başladı. Tabi ondan önce bu mücadelenin ön hazırlığını Burcu yapmıştı... Abisini gerçekten seven bir karakter olarak, hataları ve yanlışlarını görüp düzeltmesi için dikte etmesi, hatta bu durumda olduğu gibi doğrudan kendisinin düzeltmeye çalışması onu mükemmel bir karakter yapıyor gözümde. İnsan ne kadar severse sevsin, ortada o kişinin yaptığı bir yanlış varsa "dur" diyebilmeli. Burcu da bu yolu seçti ve bir mantar pano önünde, Öykü'ye unuttuğu her şeyi hatırlatmaya çalıştı. 


Bu tabloda en çok güldüğüm şeyse, Şeyma'nın bir şeytan olarak tasvir edilmesi oldu. Kabul edilmeli ki, bugüne kadar yaptığı iyilikler bir elin parmağını geçmeyen Şeyma, bu tasviri en çok hak eden isimdi. Öykü tabi onu da geçmişteki tüm saflığıyla, melek gibi hatırlıyordu ama Burcu o konuyu da halletti. Zaten bölüm boyunca da, Şeyma ile Öykü hiç yan yana gelmedi...


Hem Burcu'nun yaptığı ön hazırlık hem de gönderdiği güller, Ayaz geldiğinde Öykü'nün aşırı tepki vermesinin önüne geçmişti. Zira hastanede Mete'yi yumrukladığı için ona karşı biraz bilenmiş olarak görmüştük en son... Ayaz geldiği andan itibarense kendisini hatırlatmak için elinden geleni yaptı. Geçmişte yaşadıkları ıslanma anısını anlattıktan sonra da, tam Öykü'yü öpecekti-ki kızımız bir atar sergileyip onu evden gönderdi... Pişman olması uzun sürmeyen Öykü, hemen sonrasında o parka gitti ve tam da ıslandıkları çimenliğin karşısındaki bankta oturan Ayaz'ın yanına geldi. Ayaz olanlar sebep beslediği hüznü dışarı vuruyordu, Öykü ise bunu gördüğünde yaptığına daha da pişman oldu... 


Kendini affettirmesi üzün sürmedi tabi, daha sonra da kalkıp çimenliğin üzerine geldiler ve ta ta, biraz sonra yeniden üzerilerine su yağıyordu... Ayaz'ın montunu siper edip korumaya çalıştığı Öykü'de bu sıra bir hatırlama süreci bekledim ben ama bir tık ilerleme bile kaydedemedik. Bir de üzerine gazladı gitti. "Nereye kaçıyon Öykü, nereye kaçıyon!" diye dövünmekle meşgulken ben, yeniden ikilimizi bir arada gördük. Bir hediyelik eşya dükkanının önünde duruyorlardı ve tam da geçtiğimiz bölüm, Öykü'nün yere düşüp kırılan cam küresinin benzeri vardı karşılarında. Öykü onu gördüğü an hafiften bir şeyler hissetti derken, eline aldığı taşla camı kıran Ayaz küreyi alıp ona hediye etti... 


"Bunu normal şartlarda yapmak pek sağlıklı değil ya işte, hadi olsun bakalım böyle" derken evin önüne geldiler ve vedalaşıp ayrıldılar. Ayaz'ın gidişini fırsat bilen Mete ise birden ortada bitip, onu kahve içmeye davet etti. Tabi bizimki de ikiletmeden teklifi kabul edip, peşinden gitti!.. Ayaz mı?.. Gitmemişti ve onları takip ederek, gittikleri mekana geldi. Mete bey mekanda kendisinden hoşlandığını alenen dile getirince(!), kızaran Öykü hemen tuvalete gitti ve ne yapacağını düşünmeye başladı. Tam bu sırada tuvaletin önüne gelen Mete de içeriye daldı. Ben, "yuhunuz!" derken şimdi de onu sevdiğini söylüyordu. Tam o sevdiğini söylerken, çekilen sifon ise aslında her şeye nokta koyan kısım oldu. Ni ha! Kızarmaktan bozarmaya geçiş yapan Öykü tuvaleti ve ardından da mekanı terk ederken, onun peşinden bakakalan Ayaz Mete'ye yaptığının hiç de adaletli olmadığını söylemekle yetindi-ki şahsen bir yumruk daha indirmesini isterdim-.


Tüm bu olanlardan sonra Öykü'nün kafasının iyice karışması oldukça sıradandı tabi. Ama yine de sabah ilk konuştuğu kişi Ayaz oldu... Malum son birkaç gündür #BeniSeviyorsan etiketiyle müsemma, ödüllü bir kampanya var Kiraz Mevsimi ile ilgili. Bir otomobil firmasına-asla beleşe reklam yapmam!- ait bu kampanyanın gerekli reklamını izledik bu sahnelerde ve detaylandırmıyorum o yüzden. 


Bu arada bir MacBook karşılığında suyunu çıkartacak kadar detaya girebileceğimi, ilgili firmaya belirtmek isterim buradan. Arabanızı istemiyorum bakın, ucuza kapatacaksınız hadi!.. Bu sahnelerin ardından da Ayaz'ın onu nasıl sevdiğini gösterdiği sahneler silsilesi vardı karşımızda. Yol üstünde, moda evinde nereye gittiyse orada "Seni Seviyorum" yazılı balonlar karşıladı Öykü'yü ve kızımızın bu pek hoşuna gitti. "Ah ne romantik sahneler bunlar" diye biz iç geçirirken, Mete'nin hain bir planını öğrenmemiz sinir katsayısını ona katladı. Fragmanda duyduğunda herkes bir atarlanmıştı zaten bu duruma ve sırası gelince, ne iltifatlar(!) ne iltifatlar(!) Mete'ye!.. Yurtdışına gitmeye karar verip, Öykü'yü de peşinden sürükleyerek kendine daha da bağlama girişimi ise elinde patlayacaktı, kaçarı yok!.. Tabi bu planı açtığı Öykü, sıcak bakınca açıkçası deli olmadım değil. En azından biraz ayak diretse iyi olacaktı ama neyse... 


Daha sonra Ayaz'ın evine giden Öykü, "onunla ilk danslarını tekrar etmeye başladığında nasıl da etkilendim anlatamam" diyeceğim yalan olacak!. Be kızım biraz anımsasaydın ya, yapışaydın ya şu adamın dudaklarına!. Yok, kaçamak kaçamak haller, edalar. Yetmedi adam 11. bölümde, kendisinin ona yaptığı "Uyuz Ayaz" serenadını sergiledi ama ııh, bizim kız hatırlamıyorum diye ağlamaya başladı şimdi de... Onun üzülmesine dayanamayan Ayaz ise hatırlaması için gerekirse, gökyüzündeki yıldızları yere indireceğinin sözünü verdi... Öykü oradan ayrılırken, bir şeyler hatırlar gibi oldu ama çok da üzerinde durmadı. Derhal çıkıp, gitti!..


Ayaz söz verdi vermesine ama şimdi de, "Öykü evde bavulunu mu topluyor?.. Delirdi mi bu kız?.. Yok yok, şaka herhalde bu?" sinirli iç geçirmeleri eşliğinde izlediğimiz sahneler peydah oldu birden!.. Öykü bavulunu hazırlamış, Mete ile gitmeye hazırdı. Meral bu gidişi hiç tasvip etmiyordu ama bizim kız Mete'nin ekmeğine yağ sürmeye kararlı görünüyordu. Nitekim hemen sonrasında elinde bavulu evden ayrılıp da taksiye bindiğinde, büyük bir hayal kırıklığı yayılmaya başladı ekrandan... Geleceğini öğrenen Mete sevinçten dört köşeydi ve tam onun sevincinin ardından Ayaz'ın, Öykü'yü aradığını gördük. Söz verdiği gibi yıldızları yere indirmiş, onu bekliyordu... Öykü ise iç hesaplaşmasını hala bitirememiş, onu bir türlü hatırlayamadığı için üzgün olduğunu dillendirip; beklememesini söyledi. Ayaz bu duyduklarından sonra "ondan aklının değil, kalbinin pusulasını takip etmesini" isteyip bir umut telefonu kapattı ve beklemeye başladı. 


Bu sırada Mete, Öykü ve Ayaz üçlüsüne gidip geliyorduk. Mete'nin heyecanlı bekleyişi, Ayaz'ın çaresizliği ve Öykü'nün kararsızlığına bakış attıktan sonra, Mete'nin duyduğu bir araç sesinin ardından dışarı koşmasını izledik. Gördüğü manzara karşısında ne mutlu ne de üzgün bir portre çiziyordu. Ben de tam, "Ahanda geldi Öykü!" diye dövünmeye başlayacaktım ki Ayaz'ın umudunun tükendiği ana gittik... Gelmeyeceğinden artık emindi ve hüzünle dolmaya hazırlanıyordu ki, taksiden inen Öykü ile göz göze geldi... 


Öykü, kalbinin pusulasını takip etmiş ve Ayaz'ın yanına gelmişti... Malum, "akıl unutabilir her şeyi ama kalp asla unutmaz, sevgi kaybolmaz"... Ayaz'ın mutluluğu görülmeye değerken, onu alıp hemen gökten inmiş yıldızlarla bezeli hissi veren bahçeye getirdi. Çardağın altındaki bu şahane sahnelerin ardından, Ayaz cebinden söz yüzüğünü çıkartmış ona yeniden takması için teklif ediyordu ki, şimdi de bölümün perdesi aşağıya akıyordu...

32. bölüm fragmanı

Aslında çoğu şeye değinmemiş olmama karşın bu kadar uzun bir yazı yazdıysam, bölümden ne kadar etkilendiğimi varın siz düşünün. Senaristlerimiz, Makbule Kosif, Gülsev Karagöz ve Özer Çetinel başta olmak üzere, tüm oyuncularımızı ve teknik ekibi en içten dileklerimle kutluyorum... 32. bölüme gelirsek, 14 Şubat gecesinde aşkları tavan ikilimizin romantik sahneleriyle bezeli bir Sevgililer Günü'ne hazır olun derim... Ben mi?.. Çoktan emniyet kemerimi taktım, beklemedeyim...

Beklenen Kral

2 yorum :

  1. Kral öncelikle yazınız muhteşem ellerinize sağlık , once dizileri izlerdik biterdi şimdi sizlerin yorumları ile pekisiyor daha anlamli oluyor iyiki varsiniz .Bölüm gercekten harikaydı cok zevkli akıcı kalplere zarardi.Tarihe geçecek bir bölümdü biz uzun süredir bu tadı arıyorduk bıkmadan sabır la bekledik deydi .Ayaz'ın bitmeyen sabri çabası öykünün hatirlamak için çırpınişlari vay be böyle aşk var mı dedirtti içine aldı bizi sürükledi hala etkisindeyim normalde heyecanlanmam yasak ama herşeye rağmen izledim iyiki bu dizi var iyiki sizler varsınız diyorum Makbule hanım a da cok tesekkur ediyorum Kral herzaman zirve de olman dileğiyle :-)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ne güzel bir yorum bu, çok teşekkür ederim. Dizi son dönemde o kadar güzelleşti ki, hakkında yazmak çok zevkli bir hal aldı. Okumaktan keyif alıyorsanız da, ne ala. :)

      Makbule hanım'a buradan ben de çok teşekkür ediyorum. :p.. İyi ki var...

      İyi dileklerin için ayrıca teşekkür eder, her zaman beklerim.

      Sevgiler.. :)

      Sil