9 Şubat 2015 Pazartesi

O Hayat Benim: Suçsuzken suçlu...


Nuran ve Efsun için her şeyin yeniden arapsaçına döndüğü bir bölümle ekrana geldi dün akşam, O Hayat Benim. Bölümün başından beri enselerinde bir bela kokusu zaten vardı ve günün sonunda, başladıkları yere, hatta daha da trajik bir yere dönmüştü ikisi de... Gelincik Yokuşu'nda, en azından bir şekilde güvenli yerde olan Yusuf'un cenazesi, şimdi hiç olmaması gereken bir yerde gömülüydü...

Diziyi geçtiğimiz bölüm, annesinin yanına gelen Efsun'un kapı dışarı edildikten sonraki çaresizliğinde bırakmıştık. Yanına gelen İsmail'in söyledikleriyse, yeni bir maceranın fitilini ateşler cinstendi...

41. bölüm

İsmail dedesine dair bir gelişmenin olduğunu söylediğinde, Efsun bir dondu kaldı ama en azından evin bahçesi sebep bir gelişme olmadığından çok da deşmedi konuyu. Pisi pisi kedi misali, hemen İsmail'in arabaya bindi ve Nuran'la, İlyas'ı beklemeye koyuldu. Çalan kapıyı onca kini ve nefretiyle birlikte açan Nuran ise karşısında Efsun değil de, İsmail'i gördüğü için şaşkındı. Tabi "karakola gelmeniz gerekiyor" dedikten sonra, yine bir telaş aldı İlyas'la ikisini... Bir suç işlemek tamam da, her gün her gün bu suç sebebiyle kıstırılmış bir hayat yaşamak ne zor... Tabi, "beter olsunlar!" demeden de edemiyor insan... Evden çıkıp arabanın yanına geldiklerinde ise "dakika bir gol bir" misali komedi sahneleri peydah oluverdi... Arabanın içerisinde oturan Efsun'u gören Nuran, yine azimli bir çıldırma performansı sergiledi ve arabanın penceresinden içeri sarkıp sarkıp Efsun'a vurma mücadelesi eşsizdi. "Kötü karaktersiniz siz ya! az biraz kendinizden nefret ettirin" derken ben, Hasret'i çağırmaya giden İsmail dönmüş ve birlikte merkeze gitmeye koyulmuşlardı bile. İki arada bir derede, Nuran yine Efsun'a geçiriyordu sevgi yumruklarını sessizce... 


Merkeze geldiklerinde, bir sorgu izleme odasına alındılar ve içerideki adamın "kim olduğunu tanıyıp tanımadıklarını" sordu İsmail bizimkilere... Tanımadıklarını söylediler ama Nuran'ın gözü bir yerden ısırıyordu adamı, tabi kim olduğunu anlaması çok da uzun sürmeyecekti... Sorgu odasına geçen İsmail, adama Yusuf'la ilgili bildiklerini anlatmasını söylediğinde "öldürüldü" diyince, bizimkileri bir telaş aldı ki sormayın. O sırada orada bulunan Hasret'i ise büyük bir hüzün bulutu kaplamıştı... Adamın, "kim öldürdü?" sorusuna cevabının Mehmet Emir olması ise büyük bir tezatı resmesiyordu. Beklemediğim bir cevaptı bu açıkçası ve bundan sonrası için başka başka olaylara gebe olacağı belliydi. Tüm bunların sonucunda, en suçsuzun suçlanması ise "yuh!" dedirtti... 


Merkezden ayrıldıktan sonra didişe didişe eve dönen Efsun ve Nuran ikilisinin dikkatini, evden koştura koştura çıkan Mücella çekti. Seslenmelerine bile karşılık vermeyen Mücella'nın bu puslu gidişinin sebebini merak edip, peşine takılmaları ise sürpriz olmadı tabi ki. Bu sahneler ise yeniden olaydı... Nuran ve Efsun, açıkça dizinin en nefret edilmesi gereken iki karakteri ama o kadar komik ve sempatikler ki, arada onlarla aynı safta gibi dahi hissediyorum kendimi... Hem koştur koştur Mücella'yı takip etmeleri, hem de dolmuştaki sahneleri tam bir efsaneydi. Tabi asıl efsane, Mücella'yı polis merkezindeki adamla yan yana gördükleri anda baş gösterdi... 


Evet, Mücella'nın tüm acelesinin sebebi meğersem Salih adındaki bu adamın yanına gelmek içinmiş... Asıl bombaysa daha sonra patladı; meğersem Yusuf'u bahçeden çıkartan ve alıp götüren kişi de oymuş!.. Mücella kızıyordu, "neden suçsuz birisine iftira atıyorsun?" diye ama adamın zerre umurunda değildi ne dediği. Aslında bir yerde totolarını kurtardığı için haklıydı da, gelip kazıp cesedi çıkarmasa İsmail'ler baskına geldiği sırada her şey bitecek, daha büyük sorunlar yaşayacaklardı. Bu yüzden çok da üzerine gidemeden, şimdi ne olacağının endişesiyle oradan ayrılıp eve geldi...


Evde, Salih'le yan yana gördükten sonra kim olduğunu çözdüğü adamın siniriyle yanıp kavrulan Nuran bekliyordu onu. İlk defa bu kadar fazla diş gösterdiğini gördük Nuran'ın, Mücella'ya ve "bugün Mehmet Emir'e iftira atan, yarın Nuran yaptı, İlyas yaptı, hatta kızar tepesi atarsa Mücella yaptı bile der" diye haykırırken, haklıydı. Mücella günlük olarak her şeyi çözmüştü ama tam bir bilinmezliğin içerisine düşmüş ve ev ahalisini de peşinden sürüklemişti... Dövünmeye başladığında da çok üzüldüm ona. Hiçbir suçu günahı yok ve tek derdi, canından çok sevdiği kardeşini korumaktı. İlk öğrendiğinde onu polise gitmekten alıkoyan da oydu zaten. Nuran hemen İlyas üzerinden duygu sömürüsü yapmış, kadın da polise gitme fikrinden vazgeçmişti...


Tüm bunların üzerine ne olacağı belli değil gözükürken, bir de Atahanlı cephesine bakalım derim... Malum geçtiğimiz bölümde Ateş ve Bahar, hanın girişinde küçük bir kız bulmuş ve onunla baya bir ilgilenmişlerdi. Esma adındaki bu minik kızı bir ailesi olmadığından, Çocuk Esirgeme Kurumu'na bırakmak zorunda kaldıklarında da içleri dağlanmıştı. Evli olmadıkları için evlat edinemedikleri Esma'yı, evlat edinme fikrine tutunan ise Mehmet Emir oldu. Büyük bir bunalımın eşiğinden yeni geçmiş olan Fulya'yı, yeniden hayata bağlamanın sebebi olabilirdi Esma ve doğum günü hediyesi olarak, ona bu haberi vermişti. Bu habere Fulya ne kadar sevindiyse, Hülya bir o kadar bozulmuş ama şimdilik ses çıkartmıyordu tabi. Evde hiç tanımadıkları ve birden ortaya çıkan Efsun faktörü kol gezerken, bir başka tanımadık çocuk istememekte de haklıydı, kim ne derse desin... Kendimi onun yerine koyduğumda, bu fikre sıcak bakmaktan çok uzak olacağımı düşünüyorum. Ertesi gün Çocuk Esirgeme Kurumu'na, onunla tanışmak için gittiklerinde ise bir şok bekliyordu hepsini. Zira, -sözde- ailesi gelmiş ve onu yurttan almıştı... Bunun içinde bir bit yeniği olduğunu anlayan Ateş ve Mehmet Emir hemen nerede olabileceklerini düşünüp, peşine düştüler ve kısa sürede(!) bulup, küçük kızı dilendirmek için alan adamın yakasına yapıştılar. Esma ve dilendirilmek için kaçırılan diğer çocuklar kurtulmuş, kısa süre sonra da onu evlat edinme girişimlerine başlamayı planlıyorlardı...


Mehmet Emir yeniden Yusuf'u öldürdüğü iddialarının dolaşmasına artık aldırmıyordu. Zira daha önce de İlyas yüzünden bu iddialar ortaya atılmış ama hiçbir delil bulunamadığından, üzeri örtülmüştü. Şimdi Salih'in ortaya çıkıp da, onu suçlaması en başta büyük bir sürpriz ama altında yatan sebeple de tam bir çıkar durumuna işaret etmekteydi. Zira Salih'in asıl derdi, Mehmet Emir'den para koparmaktan başka bir şey değildi ve Esma'yı evlat edinecek oluşlarını kutlamak için gittikleri restorana, resmen baskın düzenleyip onca insanın içerisinde "katil" olduğunu haykırarak da ona göz dağı vermişti. Ertesi gün tamirhanesine geldiğinde de Mehmet Emir'e açık niyetini belli etti. Para istediğini söyleyen Salih, bunun karşılığında ancak üzerindeki ithamları çekeceğini söylüyor; "Ne pislik bir insansın sen Salih!" derken ben, şimdi bizi başka sahneler bekliyordu...


Esma, aile yaşamlarını izleyip raporlayacak bir gözetmen eşliğinde Atahanlar'ın köşküne geldiğinde; ilk bakışta her şey dört dörtlük görünüyordu. Gözetmen dahi, "onun için bu evin ve ortamın eşsiz olduğunu" dile getiriyordu ki, bambaşka olayların patlak verişini izledik... 


Zira polise Mehmet Emir'lerin yazlıklarında, öldürüldüğü iddia edilen Yusuf'a dair deliller olduğunu ihbar edilmişti. Mehmet Emir ise çok sık uğramadığı bu yazlık ile ilgili İsmail kendisine ulaştığında, şaşırmış ancak yine üstünde durmamıştı ama yazlığa giden İsmail'lerin, evin altındaki atıl bölümlerden birinde Yusuf'a ait cüzdanı bulmaları her şeyi değiştirdi. Cüzdanın içerisinde ayrıca Yusuf'un nüfuz cüzdanı da vardı ve tüm bu olanların ardındansa Esma için evde yapılan parti, Mehmet Emir'i cinayet şüphesiyle gözaltına almaya gelen İsmail'lerin varlığında zehre bulandı... 


Gözetmen kadın da yaşananların üzerine kızı alıp, yurda geri götürmüştü... Evdeki herkesi büyük bir hüzün bulutu sarmışken, şaşırdığım üzere bu hüzün bulutlarından birine Efsun da kapılmıştı. Adı gibi biliyordu Mehmet Emir'in suçsuz olduğunu ve bu şekilde gözaltına alınmasına içerlemişti. Hemen Nuran'a haber verdi ve onlar da büyük bir hüzünle, bu süreç geçene kadar müştemilata yerleşmeye karar verdi... Seviliyormuşlar gibi aldıkları bu karara şaşırırken ben, birazdan senaristin hamlesini görmek büyük bir şaşkınlık yarattı tabi... 


Mehmet Emir deliller ışığında şimdilik göz altında tutulup, salınmazken; köşkte Efsun'un yaşadığı duygu hali o kadar yoğundu ki, Hülya'nın yanına oturmuş ona destek bile oluyordu. Hülya ve evin geri kalanı bu gördükleri manzara karşısında şaşkındı ama Efsun da uzun zamandır hiç olmadığı kadar samimiydi bu sahnelerde. Her ne kadar Hülya, bir tepki vermemiş olsa da içten içe bu desteğin ona iyi geldiği belli oluyordu... Efsun'un anlayışlı hali tavandı ve şimdi de daha fazla varlığıyla rahatsız etmemek için Nuran'la birlikte köşkten ayrılıp, müştemilata gidiyordu... Yolda Mücella ile karşılaştıktan sonra ise bu yaptıklarının hesabını sormak için Salih'in yanına gitmeye karar verdiler. Mahşerin Üç Atlısı misali, büyük bir kararlılık ve korkusuzca attıkları adımları, birazdan öğrenecekleriyle onları daha büyük bir çıkmazın içerisine çekti... 


Salih'in tamircisine geldiklerinde, önce köşeye sıkıştırıp hesap sormaya niyetlendiler ona ama Salih, atarlı bir hamle yapınca hepsi köşeye sindi. Onları gerçeklerle köşeye sıkıştırmaya çalışıyordu ki bunu da çok güzel başarıyordu. O olmasa şimdi hepsi hapisteydi malum ve bundan sonrasında da her an hapis korkusu enselerinde olacak. Zira Salih, Yusuf'u müştemilatın hemen yanındaki ağacın altına gizlice gömmüştü... Mücella, Efsun ve Nuran'ın bunu duyduktan sonraki büyük şok ifadelerinin ardındansa, bölümün perdesi aşağıya indi... 

"Salih karakterine gerek var mıydı?" diye düşündüm aslında ilk başta. Bu işi dizideki herhangi bir karakterin de üzerine yazabilirlerdi bana göre. Şimdi birden gelip, hem adamı gömüldüğü yerden çıkarıp hem de ilk hedef olarak kendisine Mehmet Emir'i seçmesi biraz sırıttı gözümde. İlk aşama olarak bunun paraya bağlanması en doğru adım olarak gözükürken, daha sonra bu tehditlerin nasıl bir boyut alacağı merak konusu. Tabi şimdi bir de bu gömülme olayından sonra Nuran'lar, müştemilatta mahkum kalacak ve ben Nuran'ın Gelincik Yokuşu'nda o sendeleye sendeleye yürüyüşlerini özlerim şahsen... Bakalım bu iki konu, nasıl şekillenecekler ve biz sinir krizleri geçirmemiz gerekirken daha ne kadar katıla katıla güleceğiz; bekleyelim, görelim...

Beklenen Kral

Hiç yorum yok :

Yorum Gönder