10 Şubat 2015 Salı

Ulan İstanbul: Güle güle ve hoş geldin...


Tam tamına 33 bölüm oldu Ulan İstanbul'la tanışalı... Her türlü duyguyu bir arada yaşadığımız nadir dizilerden birisi oldu. Yeri geldi güldüğümüz kadar çok üzüldük, yeri geldi eğlendiğimiz andan çok duygulandık. Bazen tesadüflerin çokluğundan sıkıldık, bazen de her tesadüfün bir şekilde alt ediliyor olmasından usandık. Çoğu zaman Ceyhun'u her olayın göbeğinde görmekten rahatsızlık duyduk, çoğu zaman da gözlerimiz Ceyhun'u arar oldu. Biz her duyguyla birlikte, onunla her türlü kargaşayı da yaşadık içimizde. Ve dün akşam, Ulan İstanbul'un televizyon macerasının son perdesini izledik. Evet, bir yerde bitiyordu ama aynı zamanda başka bir yerde yeniden doğmaya hazırlanıyordu...

Bu bir veda yazısı değil yani... Ulan İstanbul, televizyon macerasına koyduğu son noktanın altına bir virgül atıp; internet macerasına atıldı... Artık kanald.com.tr üzerinden, daha kısa-45 dk.- ve sansürsüz olarak bilgisayar ekranına gelecek.* Tabi açıyı daraltmayalım, her türlü mobil uygulamayla da izlenebilir olacak... Türkiye'de denenmemiş bir şeyi deniyorlar ve amaçlarına ulaşmalarını canı gönülden diliyorum. Tabi, kendi içimde birçok soru işareti ve endişeyi de taşıyorum... Malum ülkemizde bu tür bir girişime destek verecek çok olur ama iş başa düştüğünde, herkes 'pırrr' kaybolur. Ben dizinin bunu yaşamasını istemiyorum işte... Evet daha kısa, RTÜK gibi akla zarar birçok şeyi yasaklayan zihniyetten ve zorunlu sansüründen de uzak olacak ama tüm bunlar izlenmesi için, daha doğrusu çok düşük bir miktar olsa da bölüm başı 1.99 lira verilmesi için yetecek mi?.. Hiç bilmiyorum... 

Koca koca dijital platformların dahi önüne geçemediği bir korsan yayın düzeninden bahsediyoruz neticede. İnsanlar bedava elde edebilecekleri her şeyi, parayla elde edebileceklerine tercih ediyorlar. Öncelik her zaman cep yakmayanından yana oluyor ve buna ulaşmak da günümüzde hiç zor değil. İşte benim endişemde burada başlıyor... Dedim ya, Ulan İstanbul'un hak ettiği gibi izlenmesi ve takip edilmesini canı gönülden diliyorum ve umarım bu gerçekleşebilir. Zira eğer gerçekleşirse, bir miladın yaşanmasına önayak olur ve bundan sonra reyting denen canavarın ensesinden tutan biz oluruz. Televizyon düzeninin her geçen gün biraz daha bozulduğu ve her yeni başlayan dizinin tek kabusunun reyting olduğu bir düzendense, sadece hikayenin gelişimine odaklanan, daha fazla reyting almak için senaryonun bozulmadığı ve karakterleriyle büyümek için elinden geleni yapan yapımlar izlemek, ne kadar hoş; işte bu da gerçek bir milat olur ve bunun önünü açan iş olarak Ulan İstanbul, tarihin unutulmayacak dizileri listesinde en baştaki yerini alır... 

Bununla birlikte tam tamına 30 bölümünün analizini yaptığım bir diziye, nasıl bağlandığımı tahmin edebilirsiniz sanıyorum. Bu blogda da, benim gönlümde de Ulan İstanbul'un yeri çok ayrıdır ve sadece ilk üç bölümünün analizini yapmadığım dizinin, ondan sonraki analizlerini kaçırmadan yapmış olmaktan, iftihar duyuyorum. Ama ben bırakın telefonu, tableti; bilgisayar ekranından dahi bir şey izlerken çok sıkılıyorum. İzlediğim şeye kesinlikle konsantre olamıyorum ve bu sebeple, Ulan İstanbul'un bugün son analizini yazıyor olabilirim... Kesin konuşmuyorum tabi, bağlılığımın getirdiği maneviyat duygusunun beni nereye götüreceği de belli olmaz. Sadece, bu satırlarla erkenden günah çıkartıyorum diyelim... Bunu da zaman gösterecek elbette... 

Şimdi gelelim televizyon finaline... Öyle uzun uzadıya bir analiz yazmayacağım. Genel itibariyle konuları toparlayıp, bundan sonrasına pas atarak yazımı sonlandırmak istiyorum... 

Dizi geçtiğimiz bölüm, Ceyhun'un yaklaşan zaferinde sona ermiş ve bundan sonra ne olacağı büyük bir merak konusu olmuştu. Zira o, artık her şeyi biliyordu... 

33. Bölüm

Kandemir'in masumluğuna yapılan göndermeyle açıldı bölüm... İlk bölümde olduğu gibi, yeniden İstanbul'la dertleşiyor ama daha çok da kin kusuyordu. Bu sırada yanına çağırdığı Firuz üzerinden de, neden bu yola girdiği açıklandı... Eski eşiyle evlendiklerinde çok mutlularmış ama ne zaman ki bir çocuk istemişler, işte o zaman her şey arapsaçı olmuş. Zira, Kandemir rahatsızmış ve sıradan maaşla bu rahatsızlığı giderecek parayı bulması da imkansızmış. İşte o zaman, eskiden tanıdığı ama uzun süredir görmediği Firuz'un yanına gidip; şimdiki adam olmuş. Onun benimsediği "kötülerden, ihtiyaçları kadarını alma" duruşunu, Firuz bozmaya çalıştığında da yolları ayrılmış ve birkaç bölüm önceki karşılaşmalarına kadar bir araya gelmemişler... Firuz tabi katıksız kötü ve bu sahnelerde sergilediği duruşuyla, bunu yeniden açıkça belli ediyordu. Zira Kandemir'den, öcünü karısını elde ederek almayı seçecek kadar alçalmış olmasından gurur duyuyordu!..


Ceyhun ise polis merkezinde, nasıl böylesine salak yerine konduğuna üzülmek ve daha çok da sinirlenmekle meşguldü. Tüm olanları anlattığı Esra bile, bu kadarı karşısında neredeyse küçük dilini yutacaktı. Evet, onlardan her zaman şüpheleniyordu ama bu kadar büyük bir çete olmalarına da bir türlü ihtimal veremiyordu. Ama böyle bir şey varsa ortaya çıkarmaya ve onları içeriye tıkmaya da kararlıydı... Bu anda da, ellerine çok güzel bir fırsat geçti; oldukça varlıklı bir ailenin evinde hizmetçilik yapan Aysel, evdeki kasayı açmaya çalıştığı sırada yakalanmış ve polise teslim edilmişti. İşte Ceyhun ve Esra ikilisi de, Aysel üzerinden çalıştığı evi oltalarına yem yapıp; çetemizi harlı bir ateşin içerisine çekmeyi seçti... Bunun ilk aşaması olarak da Aysel'i, Ceyhun kendi evlerine getirdi. Bir şekilde bizimkilerle aynı ortamda buluşturacak ve evle, kasa mevzusunu açarak onlara oltayı atacaktı. Nitekim bir akşam yemeğine davet ettiklerinde çetemizi, konuyu dönüp dolaştırıp bu mevzuya getirdiler ve gözlerine soka soka oltayı attılar. Karlos'un verdiği hafif açık dışında pek bir falso yoktu ortada ama daha sonra çıkacak bir sebep, her şeyi kaosa çevirecekti... 


Çetemiz başlarındaki Ceyhun derdinden habersiz, bir başka dertleri olan Firuz'dan kurtulmanın planlarını yapıyorlardı. Tabi bunun için ilk olarak ofisinin nerede olduğunu bulmaları şarttı. Önce telefon sinyalleri üzerinden adresini bulmayı denediler ama Karlos'un yaptığı konuşma pek etkili olmayınca Firuz, adresi belirleyemeden telefonu suratına kapattı. İkinci sırada ise arabasının altına GPS cihazı koyma fikri vardı ve onu bu sefer bir yemeğe ikna etmiş, mekana geldiğinde de Bahadır sayesinde cihazı araca yerleştirmeyi başarmışlardı. Firuz'un gün boyu en sık ziyaret ettiği mekansa, bir huzurevi oldu. Yani Firuz kirli işlerini, günahsız yaşlı insanların masumiyet zırhı üzerinden yürütüyordu... Hemen planın ikinci aşamasına geçtiler ve "Dede" lakaplı dostlarını huzurevine yerleştirme bahanesiyle, Firuz'un ofisini bulup görüntülerin olduğu CD'yi almayı başardılar. Günün sonunda tüm dertleri bitmişti ama ertesi sabah Aysel'in çocuğunun hasta olduğunu ve gerekli parayı bulamadığını yaptığı telefon konuşmasına kulak misafiri olup dinlediklerinde, sorunlar da başlamak üzereydi... 


Zira çetemiz Firuz yüzünden yaptıkları felsefelerine ters hırsızlıkları temizleme düşüncesiyle, Ceyhun'ların ballandıra ballandıra anlattığı eve girip kasayı soyma fikrine sıcak bakıyorlardı. Hemen sonrasında, böcek ilaçlama şirketinden gelmiş kılığında eve girdiler ve kasadan gerekli olan kadarını alıp çıktılar. Bu sırada Esra ve Ceyhun da, araba içerisinde eve yerleştirdikleri kameradan bu hırsızlığı izliyordu. Artık alenen suç işlerken çekindikleri bir görüntü daha vardı ve bu sefer direkt polisin elindeydi. Tabi Ceyhun bunun zevkini çıkartmak için, akşam mahallelinin dolduracağı Karlos Yaren düetinin yapılacağı mekana saklıyordu her şeyi...


Firuz belasından kurtulan çetemiz, Aysel'in oğlunun hastalığına da deva olduktan sonra; şimdi sırada Karlos ve Yaren düeti vardı... Uğraş Güneş'in olağanca komik bir şiveyle canlandırdığı Ebabil'in türkü bardan, rock bara döndürdüğü mekanında gerçekleşecekti düet ve akşam olup, herkes geldiğinde de Yaren ve Karlos kulaklarımızın pasını silmeye başlamıştı... Düet sona erdiğindeyse, Kandemir kızıyla mekana giriş yaptı ve bir kutlama pastası kesmek için herkes sahnedeki yerini aldı. Her şey olağanca eğlenceli geçerken, mekandan içeriye giren Ceyhun, olağanca şiddetiyle bağırarak çalan müziği kapattırdı ve "Nevizadeler şov sona erdi" dedikten sonra, herkesin şaşkın bakışları arasında bölümün perdesi aşağıya aktı... 

Firuz'un huzurevinde, yaşayan gerçek bir Nevizade'ye dair oda yazısı gösterildiğine göre; muhtemelen çetemizin foyası tümden ortaya çıkacak. Ama bu ortaya çıkışın, nasıl gelişmelere sebep olacağı ya da çıkmasa da o gerçek Nevizade'nin, çetemizle ne yapacağı büyük bir merak konusu. Ceyhun'un zafer gecesinin ardından, çetemiz bakalım hangi mücadeleleri verecekler... Onların televizyon üzerinde son bulan mücadelelerine, internet üzerinden devam etmek isteyenlere tekrar kanald.com.tr'de dizinin bundan sonraki bölümlerini 1.99 liralık bedel karşılığında izleyeceklerini hatırlatır, gelecek haftaki ilk bölümün 'ücretsiz' olacağını da belirtmek isterim. Bunca zamandır yazdığım Ulan İstanbul analizleriyle bir hatam ya da kusurum olduysa da, herkesten ayrıca affımı dilerim. Güle güle televizyonun asi çocuğu, hoş geldin dijital dünyanın umut ışığı; Ulan İstanbul... 

Beklenen Kral
-------------------- 
* Dizinin bundan sonrasına dair, daha detaylı bilgiyi aşağıdaki görselde bulabilirsiniz...

1 yorum :

  1. Çok üzüldüm keşke televizyonda başka kanal da ya da gününü değiştirselermiş.

    YanıtlaSil