29 Mart 2015 Pazar

Kiraz Mevsimi: Ateş hattında!..


Sonuyla bomba etkisi yaratan, yeni karakteriyle de hop oturtup hop kaldıran bir bölümle ekrana geldi dün akşam, Kiraz Mevsimi. Necmiye halanın da gelişiyle şenlik tamamlandı ve karakterinin aşırı felaket tellalı olmasını saymazsak, sevdim ben kendisini. Tabi sadece bununla sınırlı değildi, hiçbir şey...
 
Diziyi geçtiğimiz bölüm, herkeste büyük bir merak etkisi uyandıran yangın sahnesinde bırakmıştık. Son kertede, Ayaz ve Mehmet'in nerede olduğu bulunmuş ama Emre tam onlara ulaşmalarına mani olan kapının kilidini kırmaya çalışırken, yaşanan patlama ardından çığlıklar eşliğinde bölümün perdesi aşağıya akmıştı. 

38. Bölüm

Patlamanın ardından Ayaz'ın kendisine geleceğinden emindik de, Mehmet'den bir şüphelenmedik değil. Tabi ertesi gün setten gelen fotoğrafların ardından ona da bir şey olmadığından emindik... Patlama sonrası Ayaz'ın kendine gelmesi ardından, dışarıda çaresizliğe kapılan Öykülere seslenişi umut ışığını yeşertti ve kurtuluşlarını izledik. Bu sahnelerde oldukça "ilgili" görünen Mete'nin, bir ardındaki hastane sahnesinde halen kirli bir tezgahın içerisinde olduğunu görmek -yine de- şaşırttı beni açıkçası. Önem'i, bildiği bu yangın gerçeği üzerinden ilerleyen bölümlerde çok fazla köşeye sıkıştıracaktır o ama bunun öğrenilmesi ardından kimsenin şaşıracağını sanmıyorum ben. Artık Önem'den gelen salvolara insanlar alıştı. Daha kötüsü ya da büyüğü algısı bir kenarda, kendisine sıra gelmediği için ağlıyor...


Mehmet'in yangının ertesi gününde düzeldiğini görmek güzeldi. Tabi bu sahnelerde daha önemli olan şeyse, Ayaz'la da aralarının düzeldiğini görmek oldu. Bu yangının olumlu ilk yönüyken, kısa süre sonra ikincisini de izledik... Yaşananların sorumlusu olarak Önem'in, yine de çok fazla acı çektiğini düşünmüyorum ben. Yaptıklarını ya da bugüne kadar beslediği yersiz kinini en azından bir tartmasını beklerdim ama öyle olmadı. Aksine, neredeyse çıkarttığı yangına sevineceği durumdaydı; zira Mehmet ile barıştı. Bu barışmaya kızdığımı söylersem yalan olur. Önem'in akıllanması yolunda bir adım bile olabilir. Mete akıllanmıyor, bari Önem biraz olsun akıllanmayı seçsin. Ayaz'ı tümden kaybetme riskiyle karşı karşıya çünkü...



Yangının olumlu yönleri oldu da, olumsuzu olmadı mı peki?. Elbette oldu. Hakkında destanlar yazılacak kadar büyük bir ömür törpüsü olan Mehmet'in kardeşi geldi çıkan yangını öğrendiğinde. Mehmet her ne kadar, "Gelme!" dediyse de dinlemedi ve daha ilk dakikadan sorun yaratmayı başardı... Necmiye her ne kadar bu giriş cümlemden anlaşılacağı üzere, negatif bir karakter olsa da aslında izlemesi oldukça keyifli kendisini. Geldiği ilk dakikadan, son sahnelerdeki horlamalarına kadar her sahnesini izlemek çok eğlenceliydi. Onun vurulduğum yönüyse, insanların yaşam enerjilerini emerken yaptığının çok normal bir şey olduğunu sanıyor görünmesi. Herkesi tek tek elden geçiren olarak, Önem ve Mete'ye de görünmesi temennim. Onların da yaşam enerjisini bir sömürsün bakalım. Bu arada Mete'yle karşılaştığında söyleme ihtimali olan şeyleri düşünüyorum da, için için gülüyorum olacaklara. Hadi Necmiye Ala, iyi karakterlerimizi tek tek belledin; kötüleri de yoklamayı unutma!.. -Zeynep Kankonde hoş geldi, iyi ki geldi. Resmen diziye ilk dakikadan bambaşka bir hava kattı ve onu izlemek gerçekten çok keyifliydi. Trakyalı Necmiye Ala'nın bir parça bile Şehriban izi taşımaması ise karakterin bambaşkalığının sadece bir yönü. Geri kalanı, onun mükemmel bir oyuncu olması. Tebrikler...- 


Necmiye'den bahsetmişken, kızından da bahsetmeden olmaz. Annesinin tam tersi sessiz, içine kapanık olan ve yüzünün yarısını birinin yemiş olduğundan, ta ki görene dek şüphe duyduğum kızcağızın nasıl bir çocukluk geçirdikten sonra böyle olmayı seçtiğini anlayabiliyorum ben. Düşünsene başında sürekli olumsuzluk saçan birisi var, insan değil hayattan kendinden bile bezer yahu. Yüzünün yarısını kapatmasını da buna bağlıyorum. Annesine, "Ben aslında yoğğuum" mesajı veriyor... Kız gitmiş Necmiye, uğraşma daha fazla!..


İlk bölümlerden bu yana, Şeyma ile empati kurmak her zaman imkansızdı. Onun yaptığı her iyiliğin ya da düştüğü her bataklığın sonunda eski formuna döneceğini biliyorduk. Bunu bildiğimiz için de, empati kurmak bir yana; "oh olsun!" bile dediğimiz çok olmuştur ama bu bölüm gerçekten haline üzüldüm. Bir anne olarak nasıl çaresiz olunacağını çok güzel yansıttı. Önce bebeğini aldırmakla/aldırmamak arasındaki kararsızlığında, sonra da aldırması durumunda bir daha çocuğunun olma ihtimalinin çok düşük olması anlarında onu izlemek ilk defa iç yakıyordu... Şeyma'nın iyiliğe tutunmasının var olabilecek tek sebebi karnındaki bebeğiyken, Mete'nin onu istememesi şaşırtmadı elbette kimseyi... Onun karaktersizlikte her bölüm biraz daha level atladığını düşündüğümde, Şeyma'nın merdivenlerden düşüp de "beni o itti" demesine ise kızamadım. Bebeğe ne oldu bilemiyoruz şimdilik ama o düşüş sonrası, kurtulmamış olması olası. Şeyma'nın bu olanlardan sonra Mete'nin safında asla yer almayacağı da... 

O ilerleyen bölümlerde iyi bir karakter olur mu bilemiyorum ancak, Emre'nin kardeşi Deniz her hâlukârda onun tahtını sallayacak gibi duruyor. Hele de şimdi kafasını İlker'e takmış görünürken, çevirdiği dolaplarla garip şeylere imza atması olası. Emre'ye de gerçekten yazık. İyi biri sandığı kardeşi yüzünden belli ki başı çok ağrıyacak. Tabi bu başı ağrıyacaklar kervanına Ayaz ve Öykü'nün de dahil olma ihtimali atlanmamalı. Şu ana kadar hiç görmediği Ayaz'ı, ilk gördüğü anda vereceği enerji, Deniz'in gelecek planlarının da ışığı olacak. Öykü ve Ayaz arasında bir böylesi eksik kalmışken, ona da kendimi hazırladım ben...


Malum, evcilik oyununu zor şartlar altında sürdürüyor ikilimiz. Ayaz'ın girdiği iddia sebebiyle başları zaten yeterince ağrımışken, Sakız ve Salih'in varlığı üzerine tuz biber ekiyordu. Gittiklerinde ise gelen Necmiye, onları bile mumla aratacak cinsten çıktı. Tabi tüm bunlar ikilimizin arasına da mesafe girmesine sebep oldu. Öykü'nün sürekli kendini geri çekme hali sona erip de, üzerine evlenirlerse tadından yenmez. Tabi Necmiye ve kızını da Mehmet'e yollamak gerekiyor bu süreçte... 



Her bölümün sonunda bir olay kaçınılmaz gibi son haftalarda ve bu bölümün sonu da büyük bir muallaklıkla karşımızdaydı... İlker'in "eğlence" fikrinin, uç noktalara kadar varacağı barizdi ama böylesine büyük soru işaretlerine sebep olacağını beklemiyordum. Hele de bu anları, Sibellerin evinde kızlar, Sakızların koyduğu gizli kameradan izliyorken...


İlker'in kendi kafasındaki organizatör arkadaşı aracılığıyla ayarladığı kadınların, birbirinden alakasız tarzları ve yersiz danslarını izleyip yeterince şehla olmuşken ben, birden içeceklere toz katılması ve çıkartılan silahın İlker'in göğsünde patlaması afallattı açıkçası. En azından bir soygun izleriz zannediyordum ama bildiğin cinayet izliyorduk. Bilinmezlik temasının hakim olduğu, "şimdi ne olacak?" sorusunun daima sorulduğu o anlardayken, bölümün perdesinin kapanması ve ardından bir el silah sesi daha duyulması kafalarda iyice soru işareti bıraktı. Senaristlerimiz işini iyi biliyor... Tabi benim kendime göre, Kirazcanlarla da konuştuğumuz bir teorim var...

Öncelikle organizatörün vaadi cepte. Ardından da, kızların İlker'in içeceğine tozdan katmayıp da sadece Ayaz ve Emre'nin içeceğine kattığı gerçeği var. Bir de o tozların uyutmayı değil de sersemletmeyi amaçladığı izlenimi var tabi.. Tüm bunlar bir araya geldiğinde, söz konusu sahnelerin İlker'in şakası gibi göründüğünü söyleyebilirim. Ama bu anları Sakız ve Salih'in koyduğu gizli kameradan izleyen bizim kızların yaşadığı şok ve üzerine Sibel'in erken doğum riski göz önüne alınırsa; söz konusu şakanın tam bir eşek şakası olduğu da ortada... O kedi kızın da, çiftlerimizin birbirlerinin yerine geçtiği bölümde Öykü'nün ayarlayıp da güzel olduğunu görünce kovaladığı kız çıkması olası. Tüm bu varsayımlar olur da elimde patlarsa, kendimi nerelere vuracağım ise şimdilik sır kalsın... Ve yazımı Kirazcanların ortak istekleriyle noktalayayım; GEL FRAGMAN GEL!..

Beklenen Kral

---
Sevgili Kirazcanlar bazen eleştirirken kantarın topuzunu kaçırıyoruz. Hakarete varan söylemler, bazen doğrudan hakaretler ediyoruz. Bunlar kimse için kabul edilebilir değilken, izlediğimizin bir dizi olduğundan soyutlanıp; böylesine büyük bir sinir harbi yaşamanızı anlamıyorum ben. Herkesi elbette kastetmiyorum ama daha anlayışlı ve izlediğimizin dizi olduğunun farkında olmanızı rica ediyorum. Ve senaristlerimizden Eda Tezcan'ın birkaç gün önce bu konuyla ilgili paylaştığı yazısını bir de ben paylaşmak istiyorum. Okumayanlarınız varsa okusun ve biraz olsun empati kurmaya çalışsın. Hepinize sevgilerimle...



Hiç yorum yok :

Yorum Gönder