15 Mart 2015 Pazar

Kiraz Mevsimi: Bir dolu gerginlik


Aşkın, tutkunun ve şiddetin en tatlısıyla ekrana geldi bu hafta Kiraz Mevsimi... Geçtiğimiz bölümün sonunda olanlar kabul edelim ki herkes için sıkıntılıydı. Önce evlendiler sanıp evlenmediklerini öğrenmek, ardında da Önem'in gönderdiği mesajla Öykü'nün düellodan haberdar olması resmen bomba üzerine bomba etkisi yaratmıştı. Bölüm sona erdiğindeyse, birçok kişi için bölüm boyunca izlediğimiz güzellikler unutulmuş; geriye sadece son sahnelere olan nefret kalmıştı...

Bunu sürekli yazıyorum, yazmaya da devam edeceğim... Aşk denilen şey, kesinlikle kusursuz değildir. Yeri geldiğinde sınandığın, acı çektiğin ama -eğer gerçek bir aşksa- her zaman da sevginin galip geldiği bir kalp oyunudur; aşk. Kiraz Mevsimi'nde de işte bunu izliyoruz... Sürekli mutluluk pozları veren, her daim sorundan uzak olan ve karşılarına çıkan her engeli, "eheyt" diye aşan bir çifti izleme fikri; şuan size çok iyi gibi gelse de aslında durum öyle değil. Bu sıradanlık bir süre sonra boğar biz izleyiciyi ve artık tat almamaya başlarız. Şimdi oradan bana, "hiç de bile!" deme sevgili Kirazcan; emin ol öyle...

Geçtiğimiz bölümün sonunda Ayaz'ın girdiği iddia meselesini öğrenen Öykü'nün ruh hali kapkaranlıktı. Tutunacağı ya da ardına saklanacağı hiçbir sebep de yok gibiydi. O hafızasından Ayaz'la yaşadığı mutlu anları geçirirken, aslında ona kendi içinde inanmak için bir sebep arıyordu... 

36. Bölüm
İlk yumruğu burada bekledim ben şahsen...

Ayaz'ın ona olan aşkından şüpheye düşmesi, Öykü için verilebilecek en doğal tepkiydi bana göre. Yerinde kim olsa, öyle bir kaydın ardından aynı tepkiyi verirdi kesinlikle. Tabi ona konuşma hakkı vermeden otelden çekip gitmesi biraz yersizdi... Ayaz yukarı çıkarken, ona görünmeden nasıl aşağıya indiği ise muallak. Belki bir köşeye saklanmış, belki de o an yaşadığı yalnızlıkla görünmez olmuştur bilemeyeceğim ama bildiğim bir şey var ki; o da yaşadığı şokta haklı olduğu. Ayaz onun yokluğunu fark edip de otobüs durağına yanına geldiğinde, bir ayak diretir ve gitmez diye düşünmüştüm ama öyle yapmaması yerinde oldu. Eve geldiklerindeyse, bu sükunetinin altında yatan dişi kaplanı gördük...

Çocuk neye uğradığını şaşırdı!.

Açıkçası Ayaz'ın sabah uyandıklarında ki "tasasız" haline şaşırdım ben. Biraz daha çırpınırken görürüz onu diye düşünmüştüm. Sonuçta o 'romantik prens' ve Öykü'nün kendisini affetmediği ortadayken, öylesine umursuz bir tavır takınması normal değildi. Bu normal dışı durum içinse Öykü'nün çözümü çok yerinde oldu... Ayaz yediği yumrukla neye uğradığını şaşırırken; bölüm boyunca da nişanını sol gözünün altında taşıdı. Tabi akıllandı mı? Elbette hayır... İkili bir ara Bay ve Bayan Smith'e kayıyordu ki, kımkımcı Sakız yetişti de ortalık filmdeki gibi harabeye dönmeden durumu kurtardı... 

Yumruğu kutlamaya mı gelmiştiniz?..

Evlenmelerine karşı çıkıp, evlendiklerini öğrendiklerinde yüce gönüllülükle çeyizlerini getirmeleri efsaneydi bu arada. Evin dışında herkes halay çekip eğlenirken, içeride Öykü'nün gerçeği bildiğini öğrenen Burcu ve Sibel'in yaşadığı gerginlik ise görülmeye değerdi. Öykü'nün onun aşkını sorgulamaktan ve intikam almaktan vazgeçeceği yoktu tamam da, Ayaz'ın da öyle bir tutum içerisinde olması şaşırtıcıydı. 

Onu diken kadın kör olmuş be Ayaz!. :)

Sanırsın kışlık odun kesiyor, azme bak...

Aslında bu tarzdan da farklı bir kreasyon çıkabilir...

Malum bizim oğlan çizimleri yaktığını söyleyip kandırdı.

Tabi Öykü'nün cezası Ayaz'ı baklava ustasına çevirmek oldu.

Yetmediğini fark ettiğinde de, asıl perde!..

O nasıl bir makastır?..

Ayaz ya, bildiğin tırstı.

Ama bu hakikaten fazlaydı. 

Tabi belirtmek isterim ki, bir yerden sonra abarttı her ikisi de... Ayakkabı topukları, takım elbiseler, çizimler, araba tekerlekleri, yemek takımları derken; nereye varacağı belli olmayan bir kaos hali hakimdi olaya. Bu anlarda Öykü'ye hak veriyorum ama Ayaz'ın tavrını yine anlayamadım. Kısasa kısas düşüncesini bir kenara bırakıp, "yeter ki affetsin" modunda takılmasını beklerdim. 

Öykü, istemem yan cebime koy değil mi?

Utanır ama hala bakar o...

Bu didişme anlarında en çok güldüğüm sahne ise Meral'in deyim yerindeyse kapıya koyduğu-ki her ne kadar yanlış gözükse de ona kızmıyorum- Sakız ve Salih'in, bizimkilerin evine sığındıkları gece, yatak odasında çarşafa dolanan ikilimizi pat diye odaya giren Sakız'ın basmasıydı... Durumun hiç de gözüktüğü gibi olmadığını söyleyen Öykü'ye, "Sigara böreği gibi olmuşsunuz, neyi açıklayacaksın" diyen Sakız'ın verdiği tepki mükemmeldi. Hele elini ağzına götürüp de, "Çok utandım" diyişine ne kadar güldüm hatırlamıyorum bile. Bu arada, yeni evli çiftin odasına löp diye girilmemesi gerektiğini nasıl bilmiyor Sakız çözemedim. İkiliyi çarşafa dolanık halde bulduğunda şükretsin bence...

Mete cephesine gelirsek, tanıyamadığımız bir adam oldu çıktı kendisi. Bizim ilk bölümlerde tanıdığımız Mete, ne olursa olsun bugün sergilediği tavırları ortaya koyacak birisi değildi. Şimdi eğri oturup doğru konuşalım... Ama aradan geçen zamanla birlikte o da büyük bir değişime uğradı. Bunun ilk yansıması, Öykü ile evlenmesiyle ortaya çıkmıştı. Öykü'ye aşık olan-daha doğrusu bunu sanan-, ve bunun için Ayaz'ı karşısına almaktan çekinmeyen bir adamın tek derdinin Ayaz'ı kıskanmak olduğunu anlamamız ise uzun sürmedi. Mete bugüne kadar içinde biriken tüm kıskançlık dürtülerini, Öykü üzerinden ortaya çıkarmış ve şimdi de kontrol altına alamıyordu. Bu onun karakteri için bir dönüm noktasıyken, dizinin bir numaralı yılanı Şeyma'yı bile geçebileceğini düşünememiştik hiçbirimiz... 

Bülent, her şey bir kenara; o takım ne öyle?

Şeyma son birkaç bölümdür itiraf etmeliyim ki gözüme sempatik görünmeye başladı. Aslında yine yılan, yine sürekli bir kötülük tezgahlama peşinde ama karakter artık kızdırmaktan çok güldürüyor. Burada da senaristlerimiz, iki kötü karakter arasındaki keskin çizgiyi belirginleştirmiş oldu. Mete'nin sevilecek bir yanı kalmadığından, çift olmaları sebep sürekli yan yana olan ikili arasında belirgin bir fark bana göre de gerekiyordu... Onun da bu bölümde, Mehmet tarafından ayar verilen Mete ve Bülent'in o halini zerre umursamayıp takındığı tavrı efsaneydi... Mehmet'in soktuğu lafları, "gol" hanesine yazan ve sevimli umursamaz haliyle, psikolojik vak'a seviyesine yaklaşan Şeyma'ya buradan sevgilerimi gönderiyorum. Sevdiceği Mete ile Ayaz'ın arkasından kuyu kazmaları sebebiyle de, bin bir türlü güzel olmayan sözü kendilerine ithaf ediyorum elbette...

Bu fotoğrafların ne kanıtladığını zerre anlamadım...

Ayaz'ın babasının Mehmet olduğunu öğrenen Mete, çocukluğundan beri babasızlık özlemi çekmiş eski dostunun ne olursa olsun acı çekmesini istememeliydi. Ama onda yeniden tam tersi bir durum izledik. Şeyma'dan aldığı fotoğraflarla, yanına çağırdığı Ayaz'a, babasının Mehmet olduğunu söyleyerek; ne kazandığını zannediyor ki?.. Ne elde etti yani?.. Karşısına bu sefer bir de Mehmet'i almaktan başka bir işe yaramadı ki bu. Evet, Ayaz bir süre bu duruma tepki gösterecek ve haklı olarak da küskün kalacak ama eninde sonunda babasını affedecek, o zaman bunun yolunu açan olarak herhalde Mete kafasını duvardan duvara vurur-ki acımasın vursun-...

Emre pek atarlısın ama haklısın...

Abisinin tam tersi bir karakter olan ve her zaman iyilik peşinde koşan Burcu'ya dokunduracağım biraz şimdi de... Sevdiği insanın yanında, kucaklaştığı ya da yanaktan da olsa öpüştüğü bir hemcinsini gören kişinin kıskançlıktan başka bir tepki vermesi beklenemez ama Burcu'nun Emre'nin yanında gördüğü kızı telefonla arayıp yanına çağırdığında, sergilediği tavır 10 üzerinden -100'dü bana göre... Anlamadan, dinlemeden aşağılayıcı bir üslupla o kızı ezmek ona yakışmadı. Ama abisiyle genetiklerinde bir kodlama hatası olduğunu göstermesi yönünden de faydalı bir gelişmeydi bu. Sonuç olarak kızın Emre'nin kardeşi olduğunu öğrenince, sadece arkasında baka kalması da ikinci yersizlikti. En azından peşinden koşup, kendisini anlatmaya çalışabilirdi. Burnu büyüklük ona bu bölüm kesinlikle hiç ama hiç yakışmadı... Emre ile sürekli git-gelli olan ilişkilerinin bundan tekrar olumsuz etkileneceği de açık ve kırılan vazoyu tekrar tekrar yapıştırıp kullanmaya çalışmak gibi, daha ne kadar böyle sürer muallak... 

Milano hatırına değil tabi ki!

O muallakken, bölüm boyunca sürekli birbirleriyle didişen çiftimiz; sonunda kırmızı hediye kutusu sayesinde birbirine kavuşmuştu. Bu sancılı sürecin uzun sürmeyeceği zaten açıktı ama yine de bir bölüm içerisinde toparlanmasına sevindim. Bu gelişme de hafta boyunca senaristlerimize giydirenlere gelsin...

Ayaz ve Öykü kavuştu ama Mete ile Ayaz arasındaki ipler hiç olmadığı kadar gerildi. Ayaz, Mehmet'in annesinin eski sevgilisi olmasını kaldıramamışken; şimdi bir de babası olduğunu öğrendi ve iki kere gerildi. Bu olumsuzlukların zeminini hazırlayan Şeyma ise şimdilik geri planda ama o gergin ortamların tümüne ip gerip cambazlık yapmaktan çekinmeyeceği de açık. Tüm bunları bir kenara not edip geride bıraktığımızda ise işin ortam yumuşatan tarafına not düşmek gereken bir gelişme öğrendik dün gece... 

Dizinin bahsettiğim 'gergin' tarafını yumuşatan ve gözüktükleri sahnelerde resmen detoks etkisi yaratan karakterleri Burcu, Sibel, İlker, Emre ve Sakız'ın arasına gelecek bölümlerde yeni bir karakter daha dahil olacak. Yapımcı Asena Bülbüloğlu'nun, "oldukça eğlenceli bir karakter" olarak bahsettiği yeni isimle birlikte gergin her ortamın gazını alan bir cephenin daha doğmasına ne kadar sevindim anlatamam. Hele bu karaktere hayat vermesi muhtemel ismi duyduğumda, ağzım kulaklarıma nasıl vardı onu hiç anlatamam... Söz verdiğim için kesseler tüyo vermeyeceğim bu isim dilerim diziye dahil olur ve hem kadro daha da devleşir hem de izleme keyfimiz katlanır... 

Beklenen Kral

2 yorum :

  1. Kral yine cok güzel yorumlamssinz ellerinize emeginize sağlık hocam bu mete çok canımı sıkıyor walla ne zaman eski haline dönüncek bunun dışında cok güzeldi bölüm geneli harikaydı cok begendim yorumunuz tam da düşüncelerime tercüme teşekkür ederim hocam saygilar iyiki warsiniz:-)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkür ederim, asıl iyi ki sizler varsınız. :)

      Sevgiler..

      Sil