22 Mart 2015 Pazar

Kiraz Mevsimi: Yanmak mı koyar, kandırılmak mı?


Ders vermek isterken, derslerin en büyüğünü yaşayanlara selam çakılan bir bölümle ekrana geldi dün akşam Kiraz Mevsimi. Her zamanki gibi, hem dram hem komedi hem aksiyon hem de macera vardı içerisinde ve sevdiğimiz kadar sinirlendiğimiz, güldüğümüz kadar da "pes!" dediğimiz şeyler oldu. Bölümün sonu ise tam bir çok bilinmeyenli denklem olarak karşımıza dikildi...

Diziyi geçtiğimiz bölüm, Mete'nin intikamında bırakmıştık. Ayaz'dan artık nefret eden biri olarak, ondan intikam almak için canını acıtmaktan daha değerli bir şey olamazdı ve o da bunu yaptı. Mehmet'in babası olduğunu söyledi ve bir sonraki bölüm boyunca yaşananların da iki mesul sahibinden birisiydi.

37. Bölüm


Bölüm, finaliyle açıldı. Ayaz ve Mehmet arasındaki sorun çözülmüş, canlarını kurtarma derdinde görünüyorlardı. Atölye yanıyordu, kimin yaktığı ya da kurtulabilecekler mi birer büyük soru işareti olarak köşede dururken, 2 gün öncesine döndük... Ayaz'ın hislerini anlamak için illa ki, aynı pozisyonda olmak gerekmiyor. Yaşadığı şaşkınlığı, yalnızlığını, çaresizliğini ve en çok da kızgınlığını o kadar iyi yansıttı ki, yerinde kim olsa aynını yapardı. Babası onun için yoktu, annesi desen artık hiç yakın olamayacağı kadar uzakta gibiydi. 

Ayrılmasın hiç o eller...

Her zorluğu aşk yener...

Sığınabileceği tek limansa, elbette aşkı oldu. Öykü'nün gözlerinde, ellerinde ancak gücünü toparlayabiliyor gibiydi. Kırgındı, üzgündü ve Öykü dışında kimsesi yok hissediyordu. Haklıydı, dedim ya yerinde kim olsa aynını düşünürdü...

Gerekir miydi tokat? ASLA!

Mehmet'in haklı gerekçeleri olabileceğine her zaman inanmak istedim. Zira ilk geldiği bölümlerde ne kadar umursuz davranmış olursa olsun, Ayaz'la karşı karşıya geldiği her seferinde bambaşka bir enerji yayıyordu etrafa. Hareketleri değişiyordu, konuşması da... Hele Ayaz ona, "Babam olur musunuz?" dediğinde gözlerindeki hüzün tamamen ortadaydı. E, zaten babasıydı. Bilmediği, görmediği, hissetmediği ya da sevgiyle sarılamadığı babası... Bunlar onun affedilmemesi için yeterli sebepler görünüyordu ve Ayaz'ı karşısına aldığı ilk anda verdiği tepkiyle de bunu perçinledi. Ayaz'ın ona içinin doluluğuyla söylediği sözleri bu kadar dert etmemesi gerekirdi. Hele tokat atması, yersiz bir sahneden ibaretti... Tokat atmak yerine kendisini affettirmeye çalışmasını beklerdim, nitekim bunu yaptığındaysa onun imdadına yetişen yangın, sonunu da hazırlıyor gibi görünüyordu... İkilinin baba oğul olarak yaydığı enerji harika. Serkan Çayoğlu'nun her bölüm biraz daha dikkat çekmeye başlayan oyunculuğu, Atilla Saral'la yan yana geldiği her sahnede daha da devleşiyor. Mehmet ve Ayaz'ın baba oğul olarak ilk sınavında yine şahaneydiler. E, bize de bu durumda onları tebrik etmek düşüyor...

Önem, Buda değil karşındaki oğlun. Delirdin mi kuzum?

Oğlunu her şeyden ve herkesten çok seven bir anne... Onu mükemmel bir şekilde yetiştiren ve yine aynı mükemmelikte bir insan olması için çaba sarf eden Önem; o da çok değişti... Geçen bölümler onda da çok şeyler götürdü ve karakterindeki bu değişimle, farklı bir anne figürü olarak karşımıza çıkmaya başladı. Önem'i biz, ne kadar sivri olursa olsun adaletli olarak tanıdık. Kimsenin hakkını yemeyen ve başkasının hakkını yiyenlere de haddini bildiren bir modacı... Oğluna koşulsuz sevgi doluyken, onun aldığı her karara da saygı duyan bir anne aynı zamanda. 15 ya da 16. bölümden sonra o bir değişime uğradı ve ona yaptırılmaya başlananlar, bugün izlediklerimizin tamamen alt metni oldu... Bunun son aşaması, Mehmet'e ders vermek için atölyesini yaktırmak istemesiydi. Bu hınç almak ya da göz korkutmak değildi bana göre. Mehmet'e kinlenmesini ya da yarı yolda yapayalnız bıraktığı için ders vermek istemesini elbette anlarım ama onca uğraşı, çabayı ve emeği yok etmek istemesini anlamam, anlayamam. Ki sadece bu da değildi yok etmeye çalıştığı, oğlunu biriciğini de yok etmekle karşı karşıyaydı...

Bu fotoğrafa bir caps yapıcam, acımız vardı hemen yapamadım. :)

Önem'in bölümün sonundaki çaresiz halleri ise gerçekten etkileyiciydi. Her ne kadar ona olan kinimiz sebebiyle bağ kuramamış olsak da, yaptığından nasıl pişman olduğunu gözleriyle dahi haykırıyordu. Pişman olmalıydı da, sırf içeride Mehmet ve Ayaz olduğu için değil; gözünü böylesine körelttiği için... Şimdi Ayaz kurtulacak o cepte ama Mehmet'in durumu tam bir muamma. Her ne kadar haftaya eğlenceli bir karakter olarak kardeşi gelecek olsa da, bu kuşku hafta boyunca-eğer fragmanda azimle gösterilmezse- zihnimizde olacak. Bakalım o zaman sevdiği adamı gerçekten kaybederse, Önem hanım ne yapacak!.. 

Bülent'in üzerinde yine mavi takım elbise, oyh!

Bunca yıllık dostluğu, sadece bir aşk uğruna harcamadı Mete. Geçtiğimiz bölüm analizinde de değinmiştim, tamamen kıskançlık dürtüsüyle hareket ediyor ve neye nasıl zarar verdiğiyle ilgilenmiyor. Tek derdi can acıtmak ve bunu yaparken ki tavırları ise acınası. Bu zamana kadar yaptığı tüm leşliklere arka çıkan Bülent'i bile artık pes etme noktasına getirdi ki, durumun vehametini anlayın... Mete'nin ona dahi karşı gelmesi şaşırtmadı tabi. Bugüne kadar pek "baba sözü" dinleyen birisi olarak izlemedik onu, nasihatlerine de uyacağını beklemiyorduk. Sadece bir umut düzelme ihtimaline tutunuyorum ben yeniden... Zira bence yangın sahnesindeki tavırları samimiydi. Bunun ona ders olabileceğini düşünüyorum. Kendisini özellikle ortaklıklarını bitirdikleri sırada her ne kadar Hint kumaşı görse de, Hintlilerin yemeklerine fazlaca katıp da suyunu çıkardığı köriden farkı yoktu kesinlikle bu sahnelerde. Kısacası hayaller Paris, gerçekler Ganj Nehri Mete'cim... Umarım bu yangın onca yıllık dostuna yaptıkların noktasında sana ders olur. Yok bu da olmazsa, zaten artık hiçbir şeyden de iflah olmazsın...

Röntgenci Sakız!

Tüm bunlar yaşanırken, bambaşka bir mücadele veren olarak Öykü'nün yaşadığı da kesinlikle hiç kolay değil. Sakız ve Salih'le uğraşmak zorunda olması zaten binlerce derde bedel gibi. Her ne kadar eskisi gibi sivri ve geçimsiz olmasalar dahi, ikilinin her zaman can sıkan bir şeylere imza attığı açık. Bu hafta da gizli kamera işine girdiler ve deyim yerindeyse röntgencilik yaptılar bölüm boyu. Salih'in isteksiz ama istekli, Sakız'ın istekli ama utangaç halleri ise şüphesiz komikti. İki karakteri de çok sevmekle birlikte, Öykü'lerin evinden gitme vakitleri geldi bana göre. Karı koca oyunu oynayan Öykü ve Ayaz'ı, sergiledikleri istikrar noktasında çokça sarsıyorlar bilmeden... 

Aman Allahım şaşı olacaksın Öykü. :)


Ayaz ve Öykü ideal bir çift olarak karşımızdalar. Onları seyretmek hem eğlenceli hem de özenilesi. Aralarındaki bağın, her türlü hazdan daha değerli olması ise çok çok önemli bir nokta. Ama ateşle barutta yan yana durmaz demişler. Ayaz'ın çekiciliğine kendini kaptıran Öykü'nün bu bölüm yaptıklarıysa bunu çok net ortaya koyuyordu. Kız resmen şaşı olma tehlikesiyle karşı karşıya bile kaldı. Ayaz'mı?.. Kasıla kasıla bir hal oldu. 

İlk caps deneyimim, Kirazcanlar'a özeldi elbette. ;)

Tabi ona bakıp da iç geçiren sadece Öykü değil, bizim çılgın Kirazcanlar da pek iç geçirdi. Ben de iç geçirdim ama bambaşka bir sebeple, tamamen fesatlıktan!.. Öykü ve Ayaz'ın bu ateş-barut haline ya nokta koyulmalı ya da artık nikah gerçekleşmeli. Şimdi bir de onu öğrenip sorun yapmasın bazıları...

Mehmet de yener umarım...

Bir yangının gölgesinde, başından sonuna sürükleyici ve keyifli bir bölüm izledik; her zamanki gibi. Şuanda da hepimizin tek temennisi, Ayaz'dan emin olduğumuz için Mehmet'in kurtulması yangından. Zira haftaya kardeşi gelecek ve o hayattayken Önem'le didişen bir Necmiye hala daha tatlı olur. Tabi kulağıma gelen fısıltılar, sadece Önem değil; Sakız'ın da ondan çok çekeceği yönünde. Bunları izleyip göreceğiz ama Necmiye halaya hayat verecek isme değinmeden geçmek istemiyorum ben. Geçtiğimiz hafta cumartesi yeni bir karakterin dahil olacağını öğrendiğimde, yapmaktan hiç de hoşlanmadığım bir şeyi yaparak sevgili Makbule Kosif'ten tüyo vermesini rica ettim. Önce bir Ulan İstanbul diyince başka karakterler geldi gözüme ama sonrasında dediği Zeynep Kankonde, tam bir şok etkisi yarattı bende. Değeri çok geç anlaşılan, felaket kıymetli bir isim Kankonde ve Kiraz Mevsimi'ne çok yakışacak. Onu izlemek ve izlerken eğlenmekse apayrı bir keyif olacak. Ulan İstanbul'dan bağımsız olarak, nasıl komik ve eğlenceli bir oyuncu olduğunu görebilmeniz içinse; sizden şu videosunu izlemenizi rica ediyorum. İşte böyle komik ve bir o kadar da mütevazi bir isim kendisi, tekrar Kiraz Mevsimi ailesine hoş geldi...  

Beklenen Kral

1 yorum :

  1. Yine harika bir yorum yazmışsınız hocam yorumunuz beni biraz rahatlatti çünkü pek tatmin olmadım dünkü bölüm den Ayaz'ın üzüntü sü öykünün tesellisi hep yarım kaldı duyguyu alamadım sakız nineyi izledik tabi benim fikrim fazla ön planda olmaya başladılar fragman umudumdu o da zaten son sahneyi koymuş lar bir şey anlamadım eski özeni göremiyorum açıkcası eski genç dinamik senaristleri istiyorum ellerinize sağlık iyiki varsınız saygilar :-)

    YanıtlaSil