6 Mart 2015 Cuma

Kocamın Ailesi: Bir savaş hali


İlk bölümünden beri bildiğimiz gerçeğin ortaya çıkmasını tam tamına 33 bölüm beklediğimiz Kocamın Ailesi'nde, sonunda o beklenen kavuşma yaşandığında göz yaşlarını tutabilenlerin sayısı çok azdı. Artık Tarık gerçek ailesini, Ar'lar da Engin'i bulmuştu. Bu öylesine bir kavuşmaydı ki, ne herhangi bir kuşku ne de şüpheye yer vardı içlerinde...

Annelik içgüdüsü, Tarık'ı hastanede ilk gördüğü anda kabarmıştı zaten Mukadder'de ve daha sonra apartmana taşındığında katlanıp artmıştı ama ne onun evlatlık olduğunu biliyordu, ne de kaybolduğunu... Evlatlık olduğunu öğrendiğinde kalbinde uçuşan kelebekler, Cücü'nün kendisiyle konuşmasıyla doruk noktasına ulaştı. Hislerinde yanılmamıştı, o 25 yıl önce kaybolan Engin'den başkası değildi... Bu duygu yoğunluğunu yaşayan tek kişi de değildi ayrıca. En başta Tarık olmak üzere, Zafer ve Hikmet de gerçeği öğrenmişti... Şaşkınlıkları, ona karşı bugüne kadar hissettikleri sevgiyle kucaklaşıyordu... O Engin'di... 25 yıl önce kaybolan Engin...


Ar ailesinde Engin'i bulmuş olmanın sevinci, Tarık'ın Engin çıkmasının şaşkınlığına karışmışken; herkes için dengeler değişmek üzereydi... Bu gerçeğin ortaya çıkmasında en büyük pay sahibi kişi olarak Güneş'in savaşıysa bundan sonra başlayacaktı. Zira tıpkı Yonca gibi, sevdiği adam ve Ar ailesi arasında kalmaya mahkum görünüyor. Apartmana geldiği ilk günden beri bir türlü uyuşamadığı Ar'ların gelini olmak, bunu öğrenen Yonca'nın kabusu olmuş ve bildiği bu gerçekle ölmüştü... Aynı o gibi bir türlü anlaşamadığı bu insanlara gelin olacak olan Güneş'in ne kadar üzgün ve çaresiz olsa da onun yolundan gitmeyişi, karakterine çok güzel bir göndermeydi. Tabi bu gerçeğin ortaya çıkmasının hemen ardından, çoktan "istenmeyen gelin" ilan edilmişti... 

Şimdi kızmak için tek tarafı seçmeyeceğim. Her iki taraf için de söylenebilecek çok söz var zira... Güneş, asi ve bildiği doğrulardan asla şaşmayan; lider ruhlu bir karakter. Bu sebeple ortada bir haksızlık olduğunda, susup da olayın dinmesini bekleyemiyor. Hemen müdahalede bulunuyor ve genelde de bu müdahaleler daha büyük sorunlara sebep oluyor... Ar cephesinde ise sevdikleri insanların etrafında, kendileri dışında kimse olmasın dürtüsü hakim. İlk gördükleri andan beri benimsedikleri Tarık'a karşılık, hiç hoşlanmadıkları Yonca'ya bu dürtüyle yapmadıklarını bırakmadılar. Yonca da masum değildi ama bu gerçekle birlikte hayata gözlerini yummasının sebebi biraz da onlardı neticede... Şimdi aynı pozisyondaki Güneş'e karşı bir cephe almış durumdalar ve evlilik arefesindeki ikiliye hayatı zehir etmekle meşguller. Yonca olmadığı gibi, Güneş de tam olarak masum sayılmaz ama böylesine bir engellemeye de gerek yok bana göre... 


Aralarında kalan olarak, bu süreçte olan da Tarık'a oluyor tabi ve ona Engin demek noktasında biz izleyiciler bile zorlanıyorken, inatla ona Engin diye hitap edilmesini isteyen Ar'lar başka bir despotluk örneği sergiliyorlar... Evet 25 yıl önceki ismi Engin'di kabul, ancak ondan sonraki süreçte tüm benliği Tarık olarak gelişti. İnsanlarla Tarık olarak tanıştı, kaynaştı... Tarık olarak okudu, doktor oldu ve yine Tarık olarak evlendi... Adı Tarık'ken karısını kaybetti, karşısına çıkan Güneş'le de Tarık olarak sevgili oldu. Ona evlenme teklifi ettiğinde de Tarık'tı adı... Onu Ar'lar Tarık olarak tanıdılar, sevdiler... Tarık olarak benimsediler ve evlatları yerine koydular... Şimdi geçmişteki adı Engin'di diye, o neden Tarık'lığından feragat etsin ki?.. Tamam yirmi beş yıl, "Engin" diye içleri parçalandı ama o artık Engin değil; Tarık. Kendileri Engin dese bile, başkalarının ona Tarık demesine karışmamalılar kesinlikle...

Yazının buraya kadar geldiğimiz kısmında, Ar'lara karşı negatif bir hisse sahipmişim gibi duruyor ama asla öyle değil... Ar ailesi kesinlikle ilk bölümden beri favorim... Mukadder, Hikmet, Pelin, Gazanfer, Gülay, Zafer, Tülay hepsi ayrı ayrı bayıldığım karakterler. Hepsinin ayrı bir deli doluluğu ve sevimliliği varken, gelin adaylarına karşı despot tavırlar sergilemeleri olumsuz tek yönleri. Sevdikleri insanları paylaşamıyorlar tamam da, karşı tarafla savaşmak neden; çözemiyorum ben...

Dedim ya tek suçlu onlar değil diye, Güneş de değil tek suçlu; bir de cadılar kraliçesi Esma var bu minvalde... Esma kesinlikle dizide en sevdiğim ilk üç karakterden birisi. Deli doluluğu, aniden değişen ruh halleri ve orantısız gülüşüyle; her zaman eğlendiren ve kendisine hayran bıraktıran bir isim. Ar Ailesi'nin Yonca konusunda çok olmasa da, Güneş konusunda aldıkları cephenin büyük sebeplerinden birisi kendisi... Yonca ile tanıştıkları ilk an başlamıştı didişmeleri, Esma ise üzerine tuz biber ekmişti. Ama Güneş cephesinde yaşanan sorunların genelde kaynağı o. Ar'larla girdiği her türlü savaşta manevi kızı olarak gördüğü Güneş'in onu savunmasından daha doğal bir sebep yokken, bu savunmaların sonucu ortak bir düşmanlık sağlıyor her seferinde. Bu çekişme ve sürtüşmelerin ise biteceği yok... 


Esma kızı olarak benimsediği Güneş'i bir an olsun yalnız bırakmayacak ve Ar'larla savaşları sonsuza dek sürecek gibi. Bu anlarda da güldüğümüz kadar sorgulayacağız yaşananları. Alttan almanın aslında ne kadar özel bir şey olduğu düşüncesiyle kavrulacak içimiz, kimi zaman. Güneş'i de, Ar'ları da, Esma'yı da suçlayacağız her seferinde ama bu mücadelenin vardığı bir yer olmayacağından, belki de bir süre sonra sıkılacağız bu anları izlemekten. O yüzden sevgili senaristlerimizin bu içinden çıkılmaz mücadeleyi, tatlı bir sürtüşme haline getirmesi gerekmekte bana göre. Çünkü, özellikle dün akşamki bölümde-35- Mukadder, Esma, Hikmet ve Güneş dörtgenindeki diyaloglardan hiç hoşlanmadım. Aralarında itiş kakış ve araba yolculuğu sırasındaki muhabbetten de... Yani bir yerden sonrası biraz göze batıyor ve gülmek artık tat vermemeye başlıyor.

İşin özü; Tarık, Engin olmak zorunda kalmasın. Güneş kendisini kabul ettirebilmek için, sırf Tarık üzülmesin diye susmak zorunda olmasın ama yersiz çıkışlardan da kaçınsın. Ar'lar hoşnutsuzluklarını, sevgileri gibi devasa boyutta göstermesin; o konuda daha ılıman olsun. Ve Esma, kızını kaybettiğindeki hüznünü; şimdi bir de bu mücadele içerisinde Tarık'ı kaybederek yeniden tatmasın. Tüm bunlar illa olacaksa da, bir dozu ve kabul edilebilirliği olsun... Şahsen ben bu yazıyı bambaşka kurgulamıştım, bölümü izlemeden önce. Ama izledikten sonra bunlara değinmek geldi içimden. Bunları dillendirmek daha önemli şuan için, çünkü gerçekte sevgi dolu olan tüm karakterlerimizi birbirleriyle savaş halinde görmekten her ne kadar komik olsa da çok yoruldum ben...

Beklenen Kral

Hiç yorum yok :

Yorum Gönder