2 Mart 2015 Pazartesi

O Hayat Benim: Çözülmez düğümler


Ateş ve Bahar arasındaki ilişkinin geleceğini etkileyecek bir bölümle ekrana geldi dün akşam, O Hayat Benim. Mevcut durumda gerçek ortaya çıksa bile sorun yaşanmayacak gibi görünen ilişkileri, şimdi büyük bir çıkmazın eşiğinde. Bunun iyi tarafıysa, senaristlerin Bahar'ın gerçek Atahan olduğunu ortaya çıkarmaya hiç niyetlerinin olmaması. Yani ortada bir zorluk var ama çok çok Ateş öğrenip de kimseye söylemezse sorun teşkil edecek. Onu da tabi bize zaman gösterecek...

Dizi geçtiğimiz bölüm Ateş'in, Salih'i bizimkilerin müştemilatında gördüğü sırada sona ermişti malum. Bölüm başladığında da, Ateş'e yazılan bir sürü gereksiz diyaloğu izleyecektik ne yazık ki...

44. Bölüm

Dediğim gibi, bölüm başladı ve Ateş'in yersiz diyaloglarını izledik hep beraber... Keremcem'in oyunculuğunu beğenmekle birlikte, naif bir isim olduğunu bildiğimizden; karakterin 'sert erkek' imajını özümseyemiyorum ve izlerken bana geçmiyor. Belki sürekli atar yapan, yerli yersiz sinirlenen bir karakter olduğu için böyle düşünüyorumdur; bilemiyorum ama yani onun sert sahnelerinden hiç etkilenmiyorum. Nitekim Salih'i tehdit ve tenkit ettiği sahnelerde de pek etkilendiğim söylenemez. Beni orada asıl etkileyen Salih'ti... Senaryoya farklı bir tat kattığı ortada olan Salih'in hastalıklı psikolojisini izlemek oldukça etkileyici... 


Ateş'den ayar yedikten sonra Mehmet Emir'le uğraşmaktan vazgeçtiğini söyleyen Salih'in, tam gitmek üzereyken onun tarafından fark edilip ayrıca tartaklanması ise kör göze parmak sokmak gibiydi. Tabi onlar bizim kadar bilmiyor onun hastalıklı ruh halini ama kabuk bağlayan bir yarayı sürekli kaşımak da yersiz. Bu doğrultuda, daha sonra Ateş'le bir araya gelen ve Hasret'i İstanbul'a geri getirmek için Mersin'e gitmeye karar veren ikilimizi takip edip, konuşmalarını dinleyerek peşlerinden Mersin'e gitmesi kimse için şaşırtıcı değildi... 


Ruh sağlığı son yaşadıkları olaylardan sonra iyice bozulan, yetmezmiş gibi bir de kendisini kaybetme noktasına gelen Hülya cephesinde ise her şey karmakarışık ama bir o kadar da sanatsal... Hülya özellikle son bölümlerde iyice gemiyi azığa almış olarak gösteriliyordu ve sürekli bir şeylere kızması, bağırması derken; altından böyle bir şey çıkacağı belli gibiydi. Onun daha önce kliniğe yatmış olması, yaşadıklarının son evresinin bu olduğunu resmederken; hem Efsun, hem Hasret hem Mehmet Emir hem kocası hem de üzerine tuz biber eken Sakine'nin söylemleri, şalterlerini attırdı kadının. Bir sefer için bu kadarı çok fazlaydı hakikaten ve o da kaldıramadı zaten... Bundan sonrası ise sanatsal olarak bahsettiğim kısım işte... Ahu Sungur'un oyunculuğu malum ki efsane ve akıl sağlığının son evrelerini yaşayan Hülya'yı o kadar iyi resmediyor ki, insan onu izlemekten kendisini alamıyor... 


Özellikle bu bölümde kliniğe Hülya'yı ziyarete gelen Efsun'la sahneleri gerçekten efsaneydi. Ona özenen ve evde onun tahtını almaya çalışan Efsun'un, iç rahatlatmak istercesine yaptığı bu ziyarette gördükleri onu iyice sevince boğdu haliyle. Hülya'nın görünüşü sebep uzun vadede iyileşebileceğini düşünmemekle birlikte, Efsun'un ardından attığı bir bakış; tüm bunların başka planlar dahilinde olabileceğini de aklıma getirmedi değil. Günahını da alıyor olabilirim tabi, bilemeyeceğim...


Hülya'nın yerine geçmeye çalışması yetmezmiş gibi, bir de kendisine onu rol model alan Efsun'un evdeki halleri ise diğerleri için elbette katlanılabilir değil. Özellikle Fulya'nın, "Aslında senin de kliniğe yatmaya ihtiyacın var" söylemi gerçekten doğruluk payı taşıyordu. Malum ki sağlıklı bir ruh halinin sergileyeceği tavırlar değil tüm bunlar. Ama itiraf etmeliyim ki, izlemesi bir o kadar zevkli...


Efsun'un evin tüm hakimiyetini ele geçirdiğinin bir diğer kanıtı ise rahatlıkla Nuran'ları evde ağırlayabilmesiydi. E karışacak bir Hülya faktörü yok, Edibe desen Nedim'in kendisine verdiği ve sonunu hazırlayacak CD'nin derdinde. Fulya zaten etliye sütlüye karışan birisi değil, Arda ve Müge desen Efsun'a vız gelir tırıs gider; yani şuan görünen haliyle her şey Efsun'un lehine ama o elde ettikleriyle yetinemeyecek kadar doyumsuz. Malum iki bölümdür Ateş'e karşı olan ilgisi yeniden kabardı gibi. Her ne kadar boş anlarını değerlendirmek arzusuyla aklına gelen İsmail'le de zaman geçirmeyi sevse de, söz konusu Ateş olunca bakışları bile değişiyor. Artık karakterin en azından bu yönünün bir tutarlı olması lazım. Artık Ateş muhabbetinden cidden çok sıkıldım... 


Sıkıldığım tek şey bu da değil... Ben Hasret'in sürekli Mehmet Emir'e meyil verip, ardından kendisini geri çekmesinden de çok sıkıldım mesela... Onu İstanbul'a geri döndürmek için, Ateş'le birlikte Mersin'e giden ve Refika sayesinde olduğu yeri kolaylıkla bulan Mehmet Emir'le konuşması hadi yine dozundaydı. Ama yani Salih'in, amcasına ulaşıp hem onun hem de Mehmet Emir'in Mersin'de olduğunu söylemesi ardından, otel odasından alınıp cezalandırılmaya getirildikleri evi basması ve kendisini Mehmet Emir'in yerine ölecek kadar çok sevgi dolu gösterip, "git buradan" konuşmaları beni yordu... Tamam Fulya faktörü sebebiyle birlikte olamıyor ama bu kadar da "istemem yan cebime koy" yapılmaz ki... Bu ağza bir parmak bal çalıp, kavanozun gerisini saklamak gibi. Karşı taraftaki tadı bir kere aldı, kavanozun nerede olduğunu bulmak için uğraşmaz mı şimdi?.. İclal Aydın'a bu karakterle haksızlık edildiğini düşünüyorum. Onu daha baskın bir karakter olarak izlemeyi, bu kadar sönük bir Hasret izlemeye kesinlikle tercih ederim...


Mehmet Emir çaresiz geri döndüğünde ise ona yersiz bağlılığını sürekli sorguladığım Ateş'in, haklı atar yaptığı sahnelere geldi sıra... Nedim, ölen eski bir arkadaşından kendisine vasiyet olarak kalan CD'yi izlediğinde, Ateş'in öldürülen anne ve babasının cinayetinin azmettiricisinin kim olduğu artık kanıtlı olarak ortaya çıkmıştı; Edibe... Babasının ölmeden kısa süre önce Ateş'in gerçekleri bilmesi umuduyla kaydettiği bu CD'yi önce Edibe'ye vererek ona büyük bir korku salan, ardından Mersin'den dönen Ateş'e izleterek tüm dengeleri değiştiren Nedim; bu bölümün 'ateş'leyicisiydi diyebilirim. Tabi CD'yi kaçma ihtimali olmasına karşın Edibe'ye ayrıca vermesi beni biraz rahatsız etti. Burada da sırf egosunu tatmin etmeye çalıştığını düşünüyorum. Demek ki yaş egodan bir şey kaybettirmiyor, seni gibi Nedim seni...


Ateş'in ona tüm yaptığı iyiliklere rağmen, izlediği bu CD ardından annesini kaçırmaya çalışan Mehmet Emir'e ise kızmakla kızmamak arasında çok kaldım ben... Evet, Ateş onun için yapmadık şey bırakmadı ama Edibe annesi neticede, nasıl sırt çevirebilir ki?.. Ateş onun yerinde olsa, adalete teslim etmeyi seçer miydi annesini?.. Sanmıyorum, Mehmet Emir'in onu kaçırma girişimineyse bu yüzden kızamıyorum ama bir yanım da Ateş'e haksızlık yaptığını haykırıyor. 


Zaten tam onlar kaçmak üzereyken, İsmail'lere CD'yi verip hemen konağa gelen Ateş de bunu haykırıyordu Mehmet Emir'e... Onun gelmesiyle tüm planları ellerinde patlayan Mehmet Emir, üzerine şimdi bir de Ateş'in güvenini kaybetti. Edibe hak ettiği cezayı çekecek ama Mehmet Emir, Ateş'siz ne yapacak hiç bilemiyorum. Zira Ateş, Edibe'nin ömrünün sonuna kadar hapiste kalması için gerekirse Atahan soyadlı herkesle karşı karşıya geleceğini söyleyerek; hem ona hem de Bahar'ın gerçek kimliğini öğrendiğinde neler yapacağına ışık tutuyordu... Bunun ardından da bölümün perdesi aşağıya akmaya başladı...

Ateş ve Bahar'ın ilişkisi açıkçası benim için pek de cazip ya da biterse, "ah, vah" diyeceğim bir ilişki değil. Malum ki, önde olması gereken bu iki karakter ne yazık ki Efsun ve Nuran'ın çok gerisindeler. Hatta, Efsun'un İsmail'le birlikte olması ya da olamaması noktasında daha fazla düşünce ve dürtüye sahibim diyeyim durumu siz düşünün... Bu da senaristlerin iki başrole acı oyunu... Neyse sadede gelirsek, Ateş bundan böyle yeniden Mehmet Emir'in karşısında yer alacak ve bu Bahar'la doğrudan ilişkilerine zaten yansıyacak. Üzerine bir de Bahar'ın bir Atahan olduğunu öğrenirse, ilişkinin tamamen sürümcemede kalması yüksek ihtimal. Yani Bahar, gerçek ailesine kavuştuğunda sevdiği adamı kaybederek; umutsuzluğunu her zamanki gibi korumaya mahkum olacak. Nuran ve Efsun cephesinde ise her şey güllük gülistanlık. Öyle de sürecek gibi duruyor, şimdi bir de esnaf lokantası açacak olan Nuran'ı zaten artık kimse tutamaz... Var olanlar çözülsün diye beklerken, her bölüm bir başka düğümün atıldığı ve çözümün biraz daha zorlaştığı O Hayat Benim'i, çekici kılan belki de budur; artık ne diyeyim...

Beklenen Kral

1 yorum :

  1. Benim burada dikkatimi çeken bir nokta var: Şimdi diyelim ateş 31 yaşında olsun. 7 yaşında, benim hesabıma göre 24 yıl önce 91 senesinde, annesini babasını kaybetti. Şimdi benim bildiğim kadarı ile o yıllarda CD olayı yoktu, kaset olayı vardı. O zamanki teknolojiyi çok iyi hatırlayanlar bilir, bilgisayarlardaki yaygın işletim sistemi MS-DOS idi ve görüntü kaydı da dijital olmayan ağır kameralarla çekime alınıp, cilttli kitap kalınlığındaki video kasetlere kaydediliyordu -ki o kameralar ve video oynatıcılar da dünyanın parası idi. Ama burada tahminen en fazla 95 yılına kadar yaşamış olan Ateş'in babası ölmeden önce oğlunun izlemesini istediği şeyi kasete değil, CD'ye kaydediyor. Bu biraz inandırıcılıktan uzak ve komik olmuş. Bari en azından Nedim Bey Ateş'e babanın video kasete kaydettiği konuşmasını sen dizüstü bilgisayarından rahatça izle diye CD'ye çektirdim deseydi daha inandırıcı ve gerçekçi olurdu. Onun dışında kötü Efsun karakterinin sürekli ciyak ciyak, iyi Bahar karakterinin de sürekli mır mır hallerini saymazsak dizide gözüme çarpan başka absürtlük yok.

    YanıtlaSil