31 Mart 2015 Salı

Survivor All Star: Al birini vur ötekine dörtlüsü



Her hafta değişen fikirlerim ve bir kenarda biriktirdiğim -yersiz- sinirimle Survivor’a katlanma maceram son sürat devam etmekte. İnsanları bir türlü tanıyamadığımıza mı üzüleyim, yoksa herkesin taktığı maskelerini bir bir çıkartışına mı şaşırayım bilemiyorum. Tabi bazıları da var ki verdiği ayarlarlarla uzun süre konuşulacakları kesin, çok iyi biliyorum…

Büyük bir ayar

Mesela Begüm… Geçtiğimiz haftaya resmen damgasını vurdu ve Turabi’ye nerede durması gerektiğini çok güzel gösterdi. Sarf ettiği sözleri o kadar gerçekçi seçmişti ki, Acun Ilıcalı bile Turabi’ye söz verme gereği duymadı. Söylediklerinin hiçbirisi hakaret değilken, böylesine bir golü herhalde kimse beklemezdi. Arkasından söyleyebildiği tek şey, “Sen nerenin sultanısın?” oldu Turabi’nin ama kabul etmeli ki fena dumur oldu. Yersiz egosu ve kendini bir şey zanneden hallerinin tamamının sebebi de şüphesiz ki yine Ilıcalı… Ondan aldığı güçle bu hafta sergilediği tavır ise ilk defa yüksek perdeden bir uyarı almasını sağladı. Bilmem ne kadar değişir ama değiştiremeyeceği bir şey varsa o da çizilen karizması.

Al birini vur ötekine dörtlüsü

Turabi doğru birisi değil de, takımındaki diğer herkes çok mu iyi? Elbette değil… Önümüzde üç doğru olmayan isim daha duruyor; Hilmicem, Bozok ve Sahra. “Al birini vur ötekine dörtlüsü” olarak da anabiliriz bence onları. Zira ekrandan taşan negatif enerjileri evlere sığmayacak kadar güçlü ve kendilerini yine de bir numara görmeleri bence onlar adına hayıflanası bir durum… Hilmicem bildiğin yandaş, fikri yok. Turabi ne derse, ne söylerse onun için emir. Sanki kendisinden daha üstünmüş gibi onun fikirlerini benimsemesine ise ne desem boş… Bozok’a ilk hafta ön yargılıydım ama özellikle Duygu’nun elenmesi sonrasında oyunlarda da güçlü varlık gösteren isimlerden olduğundan favorilerim arasına girebilirdi ta ki, içerisinde bastırdığı gerçek yüzünü sonunda ortaya çıkarana kadar. İsterse tüm oyunları açık ara farkla kazansın; insanlarla doğru dürüst konuşmayı bilmeyen ve aşağılayıcı ifade ve tavırlarını değiştirmeyen birinin ödülde hakkı yok bana göre. Sahra mı?.. Narsistliğin kitabını yazabilir kesinlikle, hiç zorlanmaz. Tabi bunu söylesen, ondan daha mütevazi insan yoktur dünya üzerinde…

Ayar konseyi

Bu hafta içlerinden sadece Hilmicem’in kızdıracak bir hamlesini görmedim ama hem Turabi hem Sahra hem de Bozok aldılar sazı ellerine, yıktılar perdeyi eylediler viran… Bozok henüz nasiplenmedi ama Turabi ve Sahra’nın payına büyük iyi ayar düştü bu hafta. Hem de onlara her zaman pozitif ayrımcılık yaptığını düşündüğüm Ilıcalı tarafından verildi bu ayar…

Doğukan vs. Turabi

Doğukan’ın bir ödül oyunu sırasında kendisine yaptığı “aduket” hareketine oldukça sinirlenen Turabi, kendi yaptığı iticiliğin daniskası hareketleri unutup önce ona top attı, ardında da gitti kum tekmeledi üzerine doğru. Geçtiğimiz hafta başından beri neredeyse her reklam arasında gösterilen bu sahneler ise Turabi’nin adadan diskalifiye edilmesi gerektiği fikrini doğurdu. Tabi böyle isteyenlerin tamamı da, hiçbir şekilde onun diskalifiye edilmeyeceğini biliyordu. Nitekim öyle de oldu. Ödül oyununu sunan Alp, sadece yarışın geri kalanında oynamama cezası verdi; hepsi bu… Turabi, aynı durumda diğer yarışmacılara sergileyebileceği hareketleri yapamadı bu arada Doğukan’a karşı. Uzaklaşarak sinirinin geçmesini bekledi. Zira karşısındaki kişi, öyle laf dalaşına girip üzerine oynayacağı herhangi birisi değil. Bu ülkenin en saygın insanlarından rahmetli Barış Manço’nun oğlu o, erkeklik yapılmaz ona; Allahtan bunu biliyordu da daha fazla saçmalamadı. Ki Doğukan da daha sonra, "Benim adım Hazar, Barış demek” diyerek özür dileyip; nasıl bir karaktere sahip olduğunu ortaya koydu.

Turabi’nin payı…

Tüm bu olanlardan sonraysa ada konseyinde Turabi, ensesinde Ilıcalı’nın soğuk nefesini hissetmek zorunda kaldı. Açıkçası bu sezon ilk defa bu kadar yüksek perdeden uyardı onu. Bu hareketlerin alasını kendisinin yaptığını hatırlatıp, insanların nasıl sinirini zıplattığının çıkarımını yapmasını sağladı. Tabi bunun bir ileri boyutu olmayacaktır. Turabi aynı şeyi yapsa, yine uyarılır ve konu kapatılır. Malum, reyting makinesi olarak kanalın ona ihtiyacı söz konusu.

Berna vs. Sahra

Yine bu hafta içerisinde, büyük bir olay daha patlak verdi. Berna ile Sahra arasında yeniden kılıçlar çekildi ve geçtiğimiz sezon yaşanan olayların bir benzeri sahnelendi. Tabi bu sefer Berna’nın vurmak gibi bir eğilimi yoktu bana göre ama elbette Sahra yeniden kışkırtma kartını oynadı… “Yine mi vuracaksın, geçen ki gibi mi yapacaksın, hadisene!” sözlerinin niyeti barizdi. Aynı şekilde Berna’yı adadan göndermek istiyordu. Bu anlarda onu tutup, herhangi bir olumsuz hareket sergilememesini isteyen Pascal’a, “Bıraksana bakalım ne yapacak?” diye laf atan Bozok ise ateşe körükle gitmekle meşguldü. Sahra ile Bozok’u birbirlerine karakter olarak çok benzetiyorum. Kışkırtma eğilimleri had safhada ve her zaman kendilerini haklı görmeleri ise ironinin dibi. Tabi bu kışkırtma hali sebebiyle Sahra da ada konseyinde parpuyu yedi…

Sahra’nın payı

Ilıcalı’nın hedefindeki bir diğer isim kendisi olmuştu. “Yaptıklarından ötürü pişmanlık duymadığını”, hatta “içinin çok rahat olduğunu” söyleyen Sahra’nın yediği, “Sen de susmuyorsun Sahra!” ayarı efsaneydi…

Ilıcalı bu hafta kamu vicdanına seslendi diyebiliriz. Malum ki doğrudan ya da asistanları aracılığıyla sözlüklerde, sosyal medya sitelerinde neler konuşulduğundan haberdardır ve özellikle Sahra ile Turabi’nin her hafta daha da katlanılmaz bir hale geldiğinin sıkça dillendirilmesi ardından bu ayarlar geldi. İyi ki geldi, etkisi olacağını sanmam da o düştükleri hali görmek açısından bu anlar keyifliydi…

Berna ve Doğukan haklı mı?

Bu arada Doğukan ve Berna’nın yüzde yüz haklı olduklarını asla savunmuyorum. Ama yaptıklarının belirli birikmişliklerin ürünü olduğu açık. Bundandır ki onlara Ilıcalı olumsuz hiçbir şey söylemedi. Bu bile aslında güzel bir kapaktı Sahra ve Turabi ikilisine…

Kaçan ipler…

Tabi onların böyle olmasının sebebi yine Ilıcalı olduğundan, bu anlarda ki samimiyetini çok fazla deşmeyeceğim. Zira onlara pozitif ayrımcılık yaptıkça, ada düzeninde ipleri tamamen kaçırdı. Şimdi herkes birbirine çok rahat hakaret ya da küfür edebiliyor. Birbirlerinin üzerine çok rahat yürüyebiliyorlar ve bunların hepsini yaşamak için bir kıvılcım yeterken, verdiği iltimasların bedelini böyle ödüyor Ilıcalı… Bu düzensizliğe reyting için daha ne kadar katlanır bilemiyorum ama yarışmanın saygınlığının her geçen hafta daha da yok olduğu açık…

İnsanlar, kişisel hırsları ve egoları uğruna böyle hallere kesinlikle düşmemeli bence. Çünkü, “başkası adına utanmak” hissini en ağır şekilde yaşıyoruz bunları izlerken. Reyting denen şey, daha sonraki süreçte her zaman karşına çıkacak olumsuzlukları sergilemek için bir sebep olmamalı ya da daha çok kişiye adını duyurmak için yaptıklarının, seni daha çok kişiden uzaklaştırdığının bilincinde olunmalı. Eğer olunmazsa, tüm bunlar bir veryansın olup yağdığında ses çıkartmadan usulca dinlemeli en azından. Dinlemeli ki bir daha ki sefere nerede duracağını bilmeli…


Beklenen Kral

2 yorum :

  1. “Ben ismi Barış olan birinin çocuğuyum” değil "benim adım hazar, barış demek" dedi

    YanıtlaSil