14 Haziran 2015 Pazar

Kiraz Mevsimi: Kızabilir misin?..


Sezon finaline 3 hafta kala, bir geçiş bölümüydü diyebiliriz; 49. bölüm için. Açıkçası ne sevdim ne de sevmedim. İkisinin arasında kaldım ve bazı noktaların da atlandığını gördüm... Bir ana karakterin silinmeye başlamasını izlerken, bir yan karakterin zorla hikayeye sokuşturulmaya çalışılmasını anlamaya çalıştım. Aslında bunu son birkaç bölümdür yapıyorum da bu bölüm daha bir mücadele verdim diyebilirim...

49. Bölüm

Ah öndeki arabanın arka farları, ne kadar da güzel yanıyor. Sanırım...

Işık meselesini aklım ne yazık ki bir türlü almıyor... Neden zorla hikaye içerisine sokulmaya çalışıldığını anlamak güç. Orada koskoca Şeyma dururken, tüm kızların Işık'la vakit geçirme eğilimlerini ise çözemiyorum. Ne yazık ki bu konuda şiddetli bir zorlama hissediyorum... Karakterle bir alıp veremediğim yok kesinlikle. Benim derdim Işık'ın, Şeyma'nın tüm kalelerini fethetmeye başlamasıyla... Sanki Şeyma yavaş yavaş hikayeden siliniyor, Işık da onun bıraktığı boşluğu dolduruyor hissi buram buram yayılıyor etrafa. Belki yanlış hissediyorum, belki gereksiz takıyorum ama durum benim için bundan ibaret. Kısacası Işık'ın varlığından değil, Şeymalaştırılmasından rahatsızım... Yoksa kendi halinde bir karakter, Şeyma'nın bugüne kadar verdiği zararların çeyreğini bile vermez muhtemelen hiç kimseye...

Ne yani beni hedef tahtasına mı oturttunuz?

Beni, beni?.. Kızıl şeytanınızı?

Şeyma'nın verdiği o zararların yansımasını gördük zaten bu bölümde de. Mete'nin hastalığı sürecine denk gelen hamileliği, bebeğini kaybetmesiyle noktalandı ve onun sağlığına kavuşmasıyla da her şeyin bir hiç uğruna olduğu gerçeğiyle yüzleşti... Şeyma yaklaşık 8-9 bölümdür tanıdığımız gibi bir karakter değil, ama bu geçmişini bir çırpıda silmemiz için bir sebep de değil. O yüzden Sibel'in bebeğiyle birlikte ortalıktan kaybolması ardından herkesin telaşlanmasını gayet normal karşılıyorum. Hakeza, Şeyma'nın da kendi penceresinde haklı olduğunu düşünüyorum. "Ben o kadar da alçalacak bir insan değilim" mesajını verirken, ne kadar kırgın ve bitap göründüğü ortadaydı. Bu durumda iki cephenin tam ortasında kalmış gibi hissediyorum kendimi. Ne Sibellere, ne de Şeyma'ya kızabiliyorum. Her ikisi de haklı düşündüklerinde. Keşke Şeyma en başında, bugün olduğu gibi iyi olsaydı da böyle bir sorun baş göstermeseydi...

On bölümdür pek iyiyim, artık canıma tak etti...

Bu sorunun ayak sesleri de mâlum ki, geçen hafta geldi. Batıkan'ı Mete'nin kucağında gördüğü andan itibaren hiç iyi olamadı. Haklı olarak geçmiş defterler açıldı ve bugüne gelindi. Sibel'in öylesine, "İstersen bize bile taşınabilirsin" demesini bile ciddiye alacak kadar çok açtı anneliğe... Bu süreçte Sibel'in de biraz patavatsız bir tavır sergilediğini düşünüyorum. Daha anlayışlı, daha şefkatli yaklaşabilirdi Şeyma'ya. O da muhtemelen loğusalığından, yoksa dizinin en güçlü empati yeteneğine sahip karakteri Sibel bana göre. Aklı başına geldiğinden bundan sonrasında, ondan daha farklı bir yaklaşım bekliyorum. Tabi Şeyma'nın bu saatten sonra bir yaklaşımı kabul edip etmeyeceğini ise henüz bilemiyoruz...

Spagetti mi?..

Öykü ve Ayaz cephesine geldiğimizde, bu bölüm yan yana pek sahneleri yoktu malumunuz. Olanlarınsa hep bir gerilime ev sahipliği yaptığı açık. Otel mevzusundan, Ayaz'ın aldığı villa restorasyonuna ve moda evinde aniden ortaya çıkan görüşmeye kadar...

Herkes boy ölçüsü alır, ben boyun!
Gel de şimdi ölç boynumu, hadisene!

Otel mevzusunda Ayaz'ı haklı buluyorum. İçerisine düştüğü durumun zeminin, unuttuğu anahtarlıkla kendisi hazırladı ama bir insanı geçmişiyle yargılamak insafsızlık. Geçmişindekinin hâlâ peşinde olmasının da onu bağlayan bir tarafı yok. Bu yüzden, üst üste iki tokat atmasını yadırgadım Öykü'nün. Komik değil miydi? Evet. Ama kesinlikle gereksizdi. O arada Mete'ye tokat atan Işık'a ise ne desem bilemedim; henüz ortada fol yok yumurta yok. Demek bir de sevgili olarak yazılsalar, elinde sustalıyla gezecek... Yataktaki yastık savaşı olarak adlandırdığım mücadele ise keyifliydi. Spontane birçok anın olduğu belli sahnelerden keyif aldıkları ortadaydı. Bu sahnelerin sonucunda trip atan Öykü ve Işık görmenin aynı keyfi verdiğini ise söyleyemem. Ayrıca Öykü'nün daha önce çokça kez araba sürmeyi bilmediği vurgulandığı halde direksiyon başına geçmesini oldukça yadırgadım.

Sırada bir diş macunu reklamı var da...

Ah, ben de bir çamaşır deterjanı firmasıyla kontak halindeyim.

Ayaz'ın aldığı villa restorasyonu görüşmesi sahnelerinde de haklı yine Ayaz'dı. Kıskançlığı nirvana Öykü'nün, hâlâ Ayaz'dan şüphelenmesi insafsızlık. Allah çarpar yahu, çocuk daha nasıl ispat etsin kendini? Onun kıskançlığının ürünü komik sahneler keyifliydi ama Ayaz'ın işini tehlikeye sokacak raddeye gelmesi, özellikle de kıskandığı kadını darmaduman etmesi yersizdi. Tabi evin hanımı da kadından oldukça rahatsız olduğundan, tepki görmek yerinde el üstünde dahi tutuldu Öykü. Bu da onun şansı olsun. Başka türlüsü, Mete ile ortaklığı bittikten sonra zorlu bir süreç yaşayan Ayaz için pek de hayırlı olmazdı...

Eveeett, toplantıyı mahvetmeye hazırım...

Moda evindeki toplantı mevzusunda yine yeni yeniden Ayaz haklıydı. Şeyma'nın gelmemesi üzerine aniden Öykü'nün katılmak zorunda kaldığı toplantıda laubali havaların esmesinden ise oldukça rahatsız oldum. İşi konusunda ne kadar hassas olduğunu bugüne kadar çok iyi bildiğimiz Öykü'nün yapacağı şeyler değildi onlar. Birbirinden alâkasız konular, söylemler, hareketler ve daha fazlası... Gelen müşterilerden birinin telefonunda çalan Carmen operasından, Toreador şarkısının müziğini duymasıyla Ayaz'da yanan ampul olmasa müşteri de kalkıp gitme kıvamına gelmişti zaten. Ona şükretmesi gerekirken, yaka paça dışarı atmayı seçen Öykü'ye hak vermek haksızlık olmaz mıydı gerçekten?.. -Bu arada, modadan anlamayan ve çizimleri felaket olan Şeyma nasıl birden bu tür toplantıların başaktörü oldu hiç anlamadım...-

Masum muşum gibi çek...

Çiftimizin sorun yaşadığı üç konuda da haksız bulduğum kişi Öykü ve onun artık kendisine gelmesi lazım noktalar söz konusu. Ben ilişki gurusu değilim, buna bir ilaç da öneremem ama Öykü'nün de Ayaz kadar bir şeyler için mücadele etmesi gerektiğini vurgulamak isterim...

Bir gün yine didişiyoruz...

Fedakarlıklardan söz açmışken, Burcu ve Emre ilişkisine değinmeden olmaz. Dizinin en çok cılkı çıkan karakteri şüphesiz ki Emre ve pek de anlayışlı olunduğunu söyleyemem ona karşı. Burcu neden bu kadar çalışıp didindiğini, Emre anlatmadan anlamalıydı bence. Adam yetemiyor işte, daha fazlası için de fedakarlıklar yapmak zorunda kalıyor. Burada anlayış göstermesi gerekirken, hiddetlenip çekip gitmesi insafsızlık Burcu'nun. Ne kadar eskiyi özlüyor olsa da, bugün ilişkilerinin eskisinden daha ileri boyutta ve daha çok kaygıya zemin oluşturduğunu anlaması gerekiyor...  

Yo, yo... Bu sefer değil...

Bölümün tek iyi yanı ise Ayaz ve Mete ortaklığının yeniden kurulması oldu. İkisinin de artık sırtı yere gelmez...


Geçiş bölümü acısıyla tatlısıyla sona erdiğinde, gelecek bölümün fragmanı kor gibi düştü sosyal medyanın gündemine. 50. bölümde ateşli bir evlilik teklifi bekliyor Öykü'yü. İlk göz göze geldikleri yer olan otobüs içerisinde evlilik teklifi de ancak Ayaz'ın aklına gelebilirdi zaten. Ve rica ediyorum, Ayaz yüzünden çıtanızı yükseltmeyin. Bırakın Türkiye'de dünya üzerinde öyle bir insan evladı olduğunu hiç sanmıyorum... 

Beklenen Kral

Hiç yorum yok :

Yorum Gönder