11 Haziran 2015 Perşembe

Poyraz Karayel: Her şey yalan mıydı?..


Karmakarışık duygular biriktirdim yine dört bir yanımda. Hangi birine efkarlanayım ya da kızayım bilemiyorum an itibariyle... Değişik bir dizi bu hakikaten, şikayet ettiğin bir anın sonrasında gözlerini ekrandan alamıyorsan; öyle olduğunu garantiliyor kendince. Şimdi yaz boyu ne yaparım düşünüyorum kara kara... Son bir bölüm kaldı sezon finaline ve bir öncesinde öyle ağır yükler bindirildi ki omuzlarımıza, ne kadar daha sabit kalırız ya da nereye taşırız bilinmez...

23. Bölüm


Poyraz mâlum, tam bir anti-kahraman. Kendisini sevmememiz, bağ kurmamamız için elinden geleni yapıyor. Bir şekilde bunu başardığı gerçeğinin ardında, aslında tertemiz kalbinin varlığı da yatıyor. O kalp ölüme bile gitmeye razı; titrek, çekingen ama yine de razı... Ayşegül ile olan yüzleşmesinde de bu saklıydı. Haklı olarak tüm yaşadıklarını sorgulayan Ayşegül'e en güzel cevabı veren ise yine Poyraz'dı. Evet, en başında bir planla başladı Bahri meselesi. Çünkü söz konusu Sinan'dı ve Mümtaz tarafından kandırılmalara doyamayan Poyraz, yeniden oltasına takılmıştı. Ama Ayşegül meselesi plana dahil değildi, hiçbir zaman da olmamıştı. Tabi şimdi o planın bir köşesinde Ayşegül de vardı. Alçaklıkta sınır tanımayan olarak Zafer'in onun üzerine attığı cinayet suçu, ancak ve ancak Poyraz sayesinde çözüme kavuşturulabilir hâle getirildi. O da üzerine düşeni fazlasıyla yaptı. Ölümü göze alarak, hatta bile isteye giderek...



Zafer, Zafer, Zafer... Her hafta biraz daha alçak, biraz daha adi... Daha bin bir seçmece lafım var da ben de kalsın hadi... Bir insanın yaptıkları, zihnini de resmeder mâlum. Ben çok merak ediyorum bu karakterin zihninde gerçekten ne var?. Bu nasıl bir kötülük arzusu, nasıl dinmez bir açlık. Yahu sen çocuğuna ölesiye değer veren bir adamsın, başkalarının çocuklarına neden acı çektiriyorsun?.. "Benim en zayıf noktam kızım, düşmanlarımı da ancak bununla vurursam istediğimi başarırım" mantığına ne diyeyim ben, ne diyeyim?!. Oğuz'u harcadın, peşine de Ayşegül'e kancayı taktın. Tebrikler!.. Alabileceği en büyük ceza yavaş yavaş ölmesi olabilirdi, Bahri de onu uygulamaya meyletti. Gençleri kurban ettiği uyuşturucuya şimdi yavaş yavaş onu kurban edeceklerdi ama evdeki hesap çarşıya -yine yeni yeniden- uymadı. Zafer'in adamları yattan ayrıldıktan sonra hep peşlerindeydi ve tutulduğu yeri de biliyorlardı. Sonuç olarak bir yığın adamla Zafer'in tutulduğu depoyu bastılar. Tam da Zafer'i Ayşegül'ün içeriden çıkartması için ikna etmek üzereyken... 



Zafer onlar çatışırken bir an için yine kurtulmuştu ama Poyraz'ın peşinden gidişi ve onu yakalayışı, finalde izleyeceğimiz dramı doğurdu. Ayşegül'ün hapisten çıkması için kendisini feda etmeye hazırdı. Bunun için Bahrilere bir 'rehin' oyunu oynadılar ve geri kalanı çorap söküğü gibi karşımızdaydı... Bu arada değinmeden geçemeyeceğim, Zafer'in kızı nerede?.. Zafer bu bölüm neden bir kez bile kızından söz etmedi?. Sanırım o kısım bölümün gerilimi arasında atlandı...


Poyraz'ın en baştan bu işlere girişmesine sebep olan belge onu önce Begüm ile karşı karşıya getirdi, daha sonra da Ayşegül ile tüm iplerin kopmasına vesile oldu. Şahsen ben en başından beri o belgenin ciddiyetine inanmıyordum. O yüzden de her bahsi geçtiğinde 'gerçekliğinin tartışılır olduğunu' özenle vurguluyordum. Nitekim gerçek çıkmamasına zerre şaşırmadım. Poyraz Ayşegül'ü kurtarmak için o belgeye güvenmişti, ama yanlış ata oynadığını da çok sürmeden anlayacaktı.


O belgenin altında imzası olan savcıyı da bugüne kadar bir kere aramamış, belge hakkında konuşmamıştı. Mümtaz'ın kendisine çevirdiği dolaplar ortalığa saçıldığında bile kuşkulanmadı ya ben ne diyeyim şimdi bu duruma!.. Gitti bir güzel öttü Bahri'nin davasına bakan savcıya, her şeyi biraz daha sivri lisanla anlattı ve marifet gibi kopyasını da Bahri'ye gönderdi. Ve sonuç... Kendisine verdiği görevi tamamlamış olduğunu haber vermek için aradığı savcının hiçbir şeyden haberi yoktu. O belgenin hazırlandığı dönemde İstanbul'da bile görev yapmıyordu... 


E be Poyraz, e be Poyraz!. Nasıl böyle bir şey atlanır aklım almıyor... Bahri'yi yeniden hâyâl kırıklığına uğrattı, Sadreddin ve Sema'yı haklı çıkardı. En çok koyan da bu kayıttan sonra Songül'ün aklanması oldu. Poyraz, Sema'nın bilgisayarındaki dosyaları da kendisinin polise ulaştırdığını söyleyerek aptallıkta nirvanaya ulaşmıştı zira. Bu da otomatikman Songül'ün prangalarını gevşetti, hatta yok etti. Bahri'nin Poyraz'ı öldürmek istemesinden daha manalı bir şey de yoktu vallahi. Tabi bu anlarda -sayesinde hapisten çıktığını bilmeden- ona yol veren Ayşegül'ün yine de onun için babasını karşısına alması enfesti. Onları bir süre olsun çalışma odasında rehin alarak, Poyraz'ın evine gitmesi ve canını kurtarmak için mücadele etmesi de... Bu aşk öyle üstü örtülerek ya da acı gerçeklerin ortaya çıkmasıyla bitecek bir aşk değil. Bir süre sancı çeker ama yeniden kavuşur sağlığına. Ben inanıyorum buna... 


Şimdi merak edilen konu Mümtaz'a bu gerçeğin ardından ne olacağı?.. Eğer klasik olduğu üzere Poyraz alnına silahı dayar ama son anda bir şekilde vazgeçerse vurmaktan, gerçekten ama gerçekten aptalın önde gideni olacak benim için. Mümtaz karakteri bence miadını doldurdu ve b*k yoluna gitmeyi kesinlikle hak ediyor. Zafer'den kurtulamıyoruz, bari sezon finalinde ondan kurtulalım. Poyraz da ilk defa doğru dürüst bir şey yapmış olur böylece en azından!...




Ve değinmeden geçemeyeceğim bir konu... Zülfikar sonunda Çiğdem'in babasının geçmişinde bıraktığı izi buldu. Çiğdem'in mırıldandığı bir şarkı-ki söylemese daha iyiydi-, Zülfikar'ı geçmişe götürdü; karanlık günlerine... O karanlıktan daha sonra köşe bucak kaçtığı günlere... Evet, daha çocukken gözleri bağlı bir şekilde sırf duvarlara yazı yazdığı bahanesiyle eline aldığı kemerle onu acımadan döven adam Çiğdem'in babasıydı... Bundan sonrası ise tam bir travmaydı... Ethem Özışık'ın kalemine her ne kadar bazen eleştirsem de hayranım. Zülfikar'a özel kafa yorduğu o kadar belli ki, bu Celil Nalçakan'ın performansıyla birleştiğinde tadından yenmez bir hâl alıyor kesinlikle... 


Alkol alıp elinde silahıyla Çiğdemlerin kapısına dayanan ve ona babasının gerçek yüzünü göstermek isteyen Zülfikar ile gönül bağlarımız zaten çok önceden kurulmuştu, daha da kopması imkansız... Ama iyi ki bir hiddetle adamı vurmadı, daha doğrusu iyi ki vurmadan Sefer yetişip onu uzaklaştırdı... Ah Sefer, ne pervane bir insansın sevdiklerinin etrafında... Sen dağınıkken bile toparlamaya alışmışsın etrafındakileri; sevdiğin kimsenin sırtı yere gelmez tam da bu sebeple vallahi...

Beklenen Kral

Hiç yorum yok :

Yorum Gönder