22 Temmuz 2015 Çarşamba

Adı Mutluluk: Aşk çıkmazı


Başladığı ilk haftadan beri elimden geldiğince kaçırmadan izlediğim bir yapım, Adı Mutluluk. Açıkça itiraf etmem gerekirse, ilk üç bölümünü pek de keyif alarak izlemedim. Zira, bazı noktalarda hikayenin oldukça süründürülmesinden hoşlanmamıştım. Ancak zaman geçtikçe senaryonun biraz daha açıldığı ve heyecanlandığını düşünüyorum...

Bazen insanın kendini yalnız ve değersiz hissettiği zamanlar olur. İçinden çıkamadığın, her şeyin üstüne üstüne geldiği ve daima kaybettiğine inandığın ya da o kaybı en deriniyle yaşadığın zamanlar... Mutlu olduğun zamanların yanında hiç olduğu, güldüğün anları hatırlayamadığın... Mutluluk aramakla bulunan, kazdıkça gün yüzüne çıkan ya da ışık tutup aydınlatamayacağın bir duygu. Ya vardır, seninledir ya da hiç senin olmamıştır. Elbette herkes hayatının bir döneminde mutlu olur ama o bir dönemin acısı geri kalan zamanlar fazlasıyla çıkar... 


Batu'nun hikayesi de biraz bu. Dün gece tiwitte attım böyle, "Batu'nun acıların çocuğuna bağlamasına ramak kaldı." diye... Bunca acı, bunca sıkıntı, kovalamaca, yokluk, hasret ve her daim yıkılmak; bence şimdiden bir ömürlük çekti Batu. Daha çekeceği de geride ve başına gelebileceklerin bir sınırı olmadığı kesin. O yüzden onun serseriliklerine katlanmak gittikçe daha da kolaylaştı benim için. Onca çekilenin ardından bir de masum olsaydı, eminim karakterin hiç tadı olmazdı. O böyle daha iyi, daha atılgan ve daha cesur. En azından ne olursa olsun, hayata karşı bir duruşu var. Kendini ezdirmemek için tüm gücüyle çaba sarf ediyor. Hep ezilenmiş gibi dursa da, aslında insanların gönlünü kazanmaya başlayarak; her zorluğun üstesinden geleceğini de kanıtlıyor. Bunlar elbette zaman alacak, peki ya aşk? O ne olacak?.. 


Kumsal'ın aslında Batu'dan çok da farklı bir hayatı olmamış, mutluluk yönünden. Evet hiç yokluk çekmemiş, etrafı hep kalabalıkmış, babası el bebek gül bebek büyütmüş. En iyi okullarda okumuş, en iyi markalardan giyinmiş ama hiçbir zaman mutlu olamamış. Onun da mutsuzluğu, annesinin kumsalda onu terk edişiyle başlamış. Hiçbir şey de o mutsuzluğu aşacak kadar kıymetli olmamış... Mutluluğu arıyor yana yakıla, bazen de haykırarak ve bulmaya çok yakın. Aslında ilk bölümden beri oldukça yakınlar ama o da yeni yeni fark ediyor, daha da edecek... Onun için önce kurtuluş, ardından adi bir hırsız, sonra da peşini bırakmayan bir arsızdı Batu. Ama şimdi dengelerin ve hislerinin değiştiği çok açık. Evet, kısa vadede Batu ile mutlu olması imkansız. Ama "Sen Kumsal'sın, büyük düşün!" demek istiyorum ona, elbet bir yerden sonra şansı dönecektir Batu'nun da... 


Ben döneceğine inanmak istiyorum açıkçası. Her şeyin bir sınırı var yani. Bak, Kumsal bile babasıyla arasını düzeltti. Batu'nun payına hep mutsuzluk düşmemeli. Annesini o kadar seven bir evladın, ondan ayrı kalışı her bölüm daha da perçinlenmemeli. Başında da dedim ya, her şeyin de bir sınırı var yani... O yüzden buradan Vural'a okkalı küfürlerden bir demet yollamak istediğimi belirtmeliyim. Başlarda iyi bir karakter gibi gözüken ancak, zaman geçtikçe bencilliği gün yüzüne çıkan bir adam halini aldı. Bir iyilik yapıp, on kötülüğe bedel davranmayı adet haline getirmesinin bir sonu olur mu bilemiyorum ama Batu'nun mümkün mertebe ondan uzak, ona en az bilgiyi vererek hayatına bakması şart. Yoksa onu 'hiçbir zaman mutluluğa eriştirmeyecekler' listesinde ikinci sıradaki yerini altın yaldızlı nişanıyla Vural koruyacak...


Birinci sırada kimin olduğundan bahsetmeye gerek yok zannediyorum. Elbette, ismiyle müsemma olmayan bir kişiliğe sahip; Tatlı... Onun Batu'ya birkaç bin liralık borç için neden böylesine bela olduğunu, peşinden şehir değiştiğini dördüncü bölüme kadar anlamamıştık. Aslında dördüncü bölümde de anlamadık, kısmet beşe oldu... Meğersem Tatlı'nın asıl derdi, ona delicesine aşık olan kız kardeşiymiş... Ne oldu, nasıl oldu da bugüne gelindi şimdilik büyük bir sır ama o kız kardeş yüzünden Batu'nun onun elinden çokça çekeceği var. Sadece onun değil, Kumsal'ın da çekeceği var Tatlı'nın elinden... Onun üzerinden yürütülecek hikayeyi çokça merak ediyorum ama bir şeyin altını çizmek isterim, Tatlı'dan asla sempatik bir kötü olmaz. Yani mümkün mertebe senaristler onu fenomenleştirmekten kaçınmalı. Kötüyse tam kötü olsun, onu bize sevdirmek için çabalanmasın...


Hani bir şeye çabalamak gerekirse o, Dolunay'a insani özellikler katmak noktasında olmalı mesela... Böylesine lanet bir karakter az gelir dünya yüzüne. "Evlat olsa sevilmez" denir ya, tam da o söz Dolunay için zikredilmiş sanki. Nitekim başına gelenin, bu sözle ilişkisi de yadsınamaz... Dolunay'ın yıllar önce terk edilmiş bir çocuk olduğunu ve ailesini bulmaya niyetlendiğini duyan biz seyirciler, normalde onunla duygudan duyguya sürüklenmeliydik. Lakin değil duygudan duyguya sürüklenmek, kılımız bile kıpırdamadı hiç birimizin. İnsan en derin acıyı yaşarken bile kötü olabilir mi?.. Hiç mi derininde insanlık yok yahu?.. Bölümün sonunda üvey anasına babasına, "Ahh öz annem ölmüş, babam desen işe yaramazın teki; siz hiç yoktan iyisiniz" der bir edayla sarılmasını insanlık olarak yorumlayamayız takdir edersiniz ki... Dolunay en büyük acısında bile akrep gibi herkesi böylesine sokmaya meyilliyken, hiçbir halt olmaz o karakterden. Kumsal'la yine uğraşsın ama rica ediyorum bencillik dışında başka insani özellikler de taşısın...


Eren'e yazık oluyor bu durumda. Adam karşısına çıkan ilk kıza meyletti sırf bu yüzden. Belki öncesinde de böyleydi bilemem ama bundan sonrasında Kumsal'la yatıp kalkacağı kesin... Eren ve kardeşi Sera'nın da hikayesi pek mutluluktan nasibini almamış. Genel itibariyle dizide mutlu olan kimse yok zaten. Onlar da annelerinin acısını yaşıyor, tıpkı Kumsal gibi. Aslında, Batu gibi de... Mâlum adama annesi, amcası tarafından haram edildi... Eren'in karakteri tam olarak yerine oturmuş dersek yanlış olmaz herhalde. Olabilecek en centilmen erkek karakterlerden birisi yaratılmış. Tabi içerisine sorunlu huyların eklenmesi de atlanmamış. Açık konuşmak gerekirse başlarda Kumsal'ın Eren'le sevgili olması taraftarıydım ancak o fikrimden epeyce uzaklaştım. Eren'de elde ettiğinde değer bilmeyecek bir hava var. İşte o kusur, Kumsal'ı gelecekte yaralar. Bundan sebep hep platonik takılsın, Batu ile de gerekirse mütemadiyen savaşsın ama elde edemesin Kumsal'ı. Elde ettikten sonra tüm centilmenliği yok olmuş bir Eren görmek istediğini sanmıyorum ben zira... 


Elde edince değişmeyecek tek kişi, zaten kişilik olan şimdi de sorunlu olan Zeki. Gonca'ya olan ilgisinin günbegün aşka dönüşmesi, davranışlarına da yansıyınca; bizim suratsız Gonca'nın tavırlarında da bir değişim olmadı değil. Lakin, bu ilişkide umursamaz olan erkek tarafı olmayacak kesin. Zeki'nin çokça mücadele etmesi gerektiği açık, bolca sabırlar dilerim...

Sera'nın Batu'ya, Eren'in Kumsal'a, Kumsal'ın Batu'ya, Batu'nun da Kumsal'a aşkı; dörtlüyü tam bir aşk çıkmazının içerisine sokuyor, doğru. Ama kalp bu, elbet her biri için sonunda doğru yolu seçer ve göstermeyi de ihmal etmez. Bize de tüm bu süreci izlemek düşüyor, bu durumda. Hah, bu arada... Artık Kaan Yıldırım'ın Batu performansında, Ulan İstanbul'un Ferdi'sini görmüyorum azizim...

Beklenen Kral

Hiç yorum yok :

Yorum Gönder