31 Temmuz 2015 Cuma

Güneşin Kızları: Yalnızlık Senfonisi


Hırs, kin, nefret, vicdanen kör olma hali diye sıralasam tüm yansıttıklarını, yine de eksik bir şeyler kalır; Haluk'un bize yaşattıklarından geriye... Sadece o da değil, nasıl lanetli bir aileyse hepsinde var sorun. Rana'nın ondan arta kalır bir yanı olmadığını anlamak için de, yedinci bölümün sonuna bakmak yeterli. Şimdilik temiz görünen Ahmet'in içinden de eğer bir yılan çıkarsa, hepsini toptan yaksan büyük bir iyilik yapmış olursun dünyanın geri kalanına...

7. Bölüm


Annesi gözlerinin önünde intihar etmiş bir çocuk, yaşayabileceği en büyük hezimeti tatmıştır zaten. Ona hâlâ bir gayret acı çektirmenin bir anlamı olmadığını anlamamak, ancak Haluk gibi birine yaraşır. Evet, Haluk'a hastayım ama bu onun hastalıklı biri olduğu gerçeğini unutmama engel değil. Sırf hırs ve kin uğruna, Savaş'a yaptıklarını anlamak, bir yere koymak çok zor. Bölümün başında çalan Model'in "Yalnızlık Senfonisi" şarkısı sanki onun için bestelenmiş gibiydi. Resmen her söz, onun acısını tarif ediyordu. Daha da çekeceklerinin olduğunu kanıtlarcasına da bir sonu... Haluk'un tavrı, Rana'nın toto korkusu derken; arada olan yine ona oldu. Paşa paşa gitti kliniğe ama oraya vardığında ağır geldi, direndi. Bir iğneyleyse yaşayan ölüye çevrildi... Bebek gibi konuşmalarıyla beni ayar etse de, Nazlı sayesinde oradan kurtuluşunu izlemek pek keyifliydi... Hele hele Haluk'un her adımının çamura batması enfesti...


Nazlı'ya ayar olduğumu, diziyle ilgili yazılarımı okuyanlar bilir. Ne yazık ki bir türlü karaktere ısınamadım. Hem şimdiye kadar annesine hem de geçtiğimiz bölüm Savaş'a verdiği zararların toplamı, buna engel haliyle... Lakin, arada güzel şeyler yaptığı da oluyor. Sanırım onun 'güzel şeyler' yaptığını görmemiz için hep kendini suçlu hissetmesini beklememiz gerekiyor. Zira onun dışındaki her girişimi tam bir fecaat... Savaş'ı hastaneye gizliden sızıp gördüğünde, elbette dayanamadı haline. Kız deliler gibi aşık neticede... Aklına koyduğu kaçırma planı önce Ali ile Selin, ardından Rana ve en sonunda da Ahmet sayesinde başarıyla sonuçlandı. Tabi Haluk bu hiçbir şart altında vazgeçmez, pes de etmez...


Onun tek derdi, zehrini etrafa saçmak. İnsanları karalamak, yok saymak... Bunun yansıması da, evin dışında Nazlı ile yaptığı konuşmaydı... Savaş'ı öyle bir tarif etti ki, söylediği her şey akıllara aslında kendisini getirdi. Kendi özelliklerini 'en kötüsü' olduğunu bilerek mi saydı bilemiyorum ama Savaş'ın, anlattığı o kişi olmadığı açık. Bu konuşma lehine sonuçlansın diye beklerken, Nazlı'yı daha çok gazlamış olması da cabası... 


Nazlı kurtarmak istiyordu ama Savaş'ı kurtarmakla bitmiyordu mesele. Sonrasında ne olacağı çokça önemliydi ve o da Nazlı'yı aşıyordu neticede... Burada da devreye girmesi gereken kişi Ali'ydi ve onu da kafalayan kişi Selin gibi gözükse de, aslında vicdanıydı bana göre... Arkadaşları cephe aldı diye Savaş'a sırtını dönen Ali, günah çıkartıyordu yani... Başarılı da oldular. Hastane sahnesi hem çok keyifli hem de ikilinin yeniden eskisi gibi olmasının önünü açması açısından önemliydi... 


Odasına girdiklerinde karşılarına çıkan Rana'nın kaçma planına engel olacağını sandılar önce ama aksine, izin verdi. Hatta Haluk'un aklına gelmeyecek bir evi de gitmeleri için önerdi-Tabi altında başka bir sebebin muhtemel gizli olması vardı-. Tam çıkarken hastanede onları arayan Haluk'a yakalanacaklardı ki, o meseleyi de Ahmet halletti.. Hem gördüğü halde görmezlikten geldi hem de hastanede onları arama faslının kısa sürmesini sağladı. Neticede Savaş kurtuldu. Bundan sonrasında suçlu Rana'ydı. Onların kaçışının sorumlusu olarak Rana'yı gören Haluk, onu pek bir sıkıştırdı ama sonunda Sevilay'da olduğu yalanına inanmak zorunda kaldı... 




Bu inanma faslı uğruna da olan Güneş'in ayağına oldu. Zira Ali'nin kızlarla birlikte yok olduğunu öğrenen Sevilay, bir hışım hesap sormaya eve geldi. Güneş'in tüm diklenmeleri, evin dışında "bir daha bu eve gelme" ile birleşince de Sevilay arabasının gazına basıp, çiğnedi ayağını. Onun tek derdi bu da değil. Eski kocası Peri'ye gözükecek kadar içlerine girme eğiliminde. O cephede de ayrı bir çiğnenme hali bekliyor onu ama bu sefer ruhen... 


Sevilay'a gelirsek, nasıl bir gözü kara olmaktır bu bilmem ama öğrendiğinde Haluk'un onu bu sefer komalık etmesi olası. Kendine bir sığınak bulması önerim bu sebeple...


Bir önerim de Nazlı'ya... Kör kütük aşık ama -varsa bile hafiften bir hoşlantı- Savaş, Melisa meselesi çözüme kavuşmadan onunla birlikte olmayacaktır. Karakteri itibariyle yok saymak gibi bir huyu yok onun. Sevdiklerini kaybede kaybede, her kaybettiğine daha da bağlanmış çünkü. Bu sebeple, "arkadaşız" ayağına yürüme sen ona. Deniz Dargı atlamaz seni, elbet düşer payına aşk ama ergen kız çocukları gibi iki tuttu burnunu diye salıverme kendini... Gezegen keşfedip-o yıldız olamaz zira!- ismini #SavNaz koyma; bir dur. Çocuğun gözü korkacak... Ha bir de ne olursun, üzgün olduğun zamanlar bebek gibi konuşma. Evlat olsa sevilmez kıvama geliyorsun-ki, Savaş'tan seni sevmesini beklemek insafsızlık oluyor bu durumda...


Bir önerim de Selin'e... Kimi sevdiğin ortadayken, meyletme başkalarına. Görmezden geldikçe esas duygularını daha da beter olacak Emre ayısı... Şimdi ona da ayı diyorum ama yani adam bir yerde haklı. Fiilen boynuzlanıyor. Ali'nin bir de ona dostluk timsali açıklaması yok muydu, pek keyiflendim... Zeytin yağı gibi üste çıktı resmen. İşte bunlar hep aşktan... Bak çocuk senin için dostunu fırıldak gibi çeviriyor elinde, sen de "Aliş" diye sayıklayıp bizi deli edeceğine az biraz duygularından emin ol. Orantılı davran... Ha bu arada, bu bölüm pek sevimliydin şekerim...


Öneriler faslını geçtiysek, bölüme dönelim ve Haluk'un aklına gelenin, başına gelmemesi faslına bir bakalım... Yalnız durumun ters tepme hali, özellikle Nazlı cephesinde büyük bir kaosu resmedecek. Bunda da Haluk'un değil, Rana'nın parmağı olacak... Kaçtıkları yerin, yazlıkları olabileceğini hatırlayan Haluk, kasasını kontrol edip anahtarı bulamayınca sonuçtan emindi. Lakin yazlığa gittiğinde, onun henüz karşılaşmadığı gerçekle biz karşılaştık. Zira evde gerçekten birisi vardı; Melisa... Buyur buradan yak misali, gelecek bölümün nelere gebe olacağı gerçekten çokça merak edilesi... Onun orada olmasının sebebi de yüksek ihtimalle Rana cadısı. Başka bir izah bulamıyorum şimdilik. Gelecek bölüm duruma ayarız muhtemelen...


Gelecek bölüm demişken, 8. bölüm fragmanını da hemen bölümün sonunda izledik bu sefer. Ve tabi ki Haluk'un başka bir hayvanlığına şahit olduk... Eve geri dönmüş bizimkiler, Savaş muhtemelen gitmiş. Tabi bu durumun faturasını da ödemek Ali'ye düşmüş. İlk taksitse okkalı bir tokat; hem de herkesin içinde... Uzun lafın kısası "Ohaaa, yok artık, neee?"ler arasında geçen bir bölümün ardından, emek veren herkese teşekkürler. Gerçekten on numara bir iş çıkartıyorsunuz her hafta ortaya...

Beklenen Kral

Hiç yorum yok :

Yorum Gönder