30 Temmuz 2015 Perşembe

Kalbim Ege'de Kaldı: Dengeler...


Ege dizilerinden zevk almayan yoktur. İnsanın ister istemez içini açtıkları bir gerçek. Hem izlemesi keyifli hem de içindeki entrikaların, komediyle harmanlanmasının zevki bir başka. Bir de işin içerisine Ege şivesi giriyorsa, insan ister istemez kendini eğlenceli zaman geçirirken buluyor. Kalbim Ege'de Kaldı için durum böyle mi peki?.. Bunun üzerine biraz konuşmak gerekiyor sanki...

Entrika-Komedi dengesi

Ege şivesinin aşırı sömürüldüğü zamanlar, özellikle telafuz noktasında bence sıkıntı başlıyor. İlk birkaç bölüm böyle sürmesi elbette normal, o konuda laf etmeyeceğim ancak, entrika-komedi arasındaki uyumun dizide tam olarak sağlanamadığı kanaatindeyim... Bir de şivenin baskın telaffuzu üzerine binince, çık işin içinden çıkabilirsen... 

Mâlumunuz, söz konusu bir Ege dizisiyse içerisinde sempatik karakterlerin bolca olması bir gerekliliktir. Hele bir 'Ege köyü' söz konusuysa, sadece ana karakterler değil köy ahalisinin de -kahve erkanı- sempatik olması kaçınılmaz. Bilemiyorum bu devranı bitirmek mi istediler ama Kalbim Ege'de Kaldı'da sempatik karakter çok çok az. Ne köy ahalisi, ne muhtar ne de ana karakterlerin çoğu... Hâl böyle olunca da, insan kendini gülerken çok az buluyor. Bir bütün olarak diziyi izlemekten değil, sadece ana hikayenin gidişatını izlemekten keyif almaya zorlanıyor... 

Karakterlerin heba edilmesi


Mesela Cabbar (Lemi Filozof)... Dizinin en sürükleyici karakterlerinden birisi olabilir aslında. Zira yaptıklarıyla hem eğlendirmesi hem de keyiflendirmesi olası. Ancak o kadar antipatik sunuluyor ki, hiçbir sahnesinde güldüğümü hatırlamıyorum. Karşılaştırmak istemiyorum ama önümüzdeki en son örnek Güzel Köylü'nün Bünyamin'i (Toygan Avanoğlu)... Huy olarak Cabbar ile çok benzerler. O da olabildiğince çapkın, olabildiğince kendini beğenmiş, o da karısından hoşlanmayan bir tipti. Yani olabilecek tüm antipatik özellikleri o da üzerinde barındırıyordu. Lakin öyle sevimli sunuldu ki bize Bünyamin, bölüm içerisinde sahnelerini arar olduk. Şimdi onun üzerine ayrı bir dizi ya da film çekilse tutmaması imkansız... 

İşte Cabbar, onun gibi antipatik özelliklerini sevimlilikle harmanlayamadı. Hem karakteri hem de sunuluş biçimi antipatik olunca da, keyif vermiyor. Bunun oyuncuyla ilgili bir sorun olup olmadığı tartışılır; lakin ortada bir sorun olduğu kesin. Ya sahneleri olabildiğince törpülenmeli ya da Cabbar 'sevimli' hale getirilmeli... Dizinin vurucu noktalarından birinin heba olmasına çokça üzülüyorum. Bir de şiveyi o kadar kasmasa sevgili Filozof, pek iyi olur kanaatindeyim...

Kimler mi sevimli?..


Bu şekilde sayabileceğim karakter çokça, ben diziyi sürükleyenleri yazsam daha az yer tutar hatta... Mesela Osman (Şerif Erol) oldukça izlenesi bir karakter. Hem komedisi garanti hem de hikayeye sürükleyicilik katıyor. Bir diğer isim Hatice (Aslı Omağ)... Yırtık, cazgır ve bilmiş. Tabi bir o kadar da sevgi ve merhamet dolu. Gelinini oğlundan öte yere koyacak kadar diyeyim, siz anlayın durumu... Iraz Nine de (Celile Toyan) keza oldukça sevimli. Lakin onun da sahnelerinin biraz daha arttırılması, biraz köy yaşamının içerisine dahil olması gerekli bana sorarsanız. Sadece Mustafa (Alper Saldıran) ve Zeliş (Oya Unustası) üzerine odaklanmış bir karakter olmaktan çıkmalı. O sevimliliği daha çok görmeliyiz yani... Zeliş, Mustafa ve Yaman'ı (Eren Hacısaliğoğlu) ayrıca saymaya gerek yok, onlar zaten hikayenin dinamik taşları... Geri kalanları da bu paragrafa eklemek isterdim ama durum ortada...

Mustafa-Zeliş-Yaman aşk üçgeni


Tüm bunlardan sıyrılıp hikayeye geldiğimizde, değinecek yine çok şey var elbette... Mustafa ve Zeliş'in zoraki evliliklerinin her geçen hafta biraz daha aşka dönüşünü izliyoruz. Mustafa çoktan kör kütük oldu ama Zeliş altıncı bölümde ancak ona olan aşkının farkına vardı. "Farkına vardı" diyorum zira, üçüncü bölümün ortasından beri ikilinin daha bir yakın, daha bir samimi olduğu mâlum. Zeliş'in Mustafa'ya davranışlarının değiştiği de. Beşinci bölümde yine bir derdest etti onu ama orada da aslında bir kızma hali yoktu. Daha çok, "Beni güzel buldu" şımarıklığıydı yaptığı... Hoşuna gittiğini belli etmemek için, böyle davranmaktan başka çaresi yoktu yani. Altıncı bölümün başında da durum tamamen anlaşıldı. Eline Mustafa'yı mirastan men etme fırsatı geçen Zeliş, köy ahalisinin baskınını onun lehine çevirmeyi seçti. Mustafa mirastan olmadı, o da gerçek duygularını biz izleyenlere sundu. Mustafa garibim, o ne olup ne bittiğini bir türlü anlamadı... 

Aslında tüm bunlara sebep olan durum, geçirdiği değişimin ardından Zeliş'in Yaman'ı daha iyi tanıması oldu. O her ne kadar kör kütükmüş gibi davranmaya devam etse de, ilgisinin yavaştan yavaştan azaldığı belli oluyordu. Altıncı bölüm ise doruk noktasıydı. Pimpirikli, mızmız ve sürekli pohpohlanmak isteyen bir adamla yapamayacağını anladı. Onunla İtalya'ya gidebilecekken Mustafa ile kalmayı seçti...

Aileleriyle daha sıkı fıkı olsalar ya?


Mustafa'nın ilk bölümlerdeki vurdumduymazlığı da artık yok. Bariz şekilde hoşlanmadığı Zeliş'e her geçen bölüm biraz daha tutulması, karakterini pozitif etkiledi. Lakin ne Zeliş'in ne de onun aileleriyle hiçbir doğru dürüst etkileşimi yok. Sanki iki yabancı köye gelmiş, Iraz Nine tarafından korunup kollanıyor gibi. Onları aileleriyle daha içli dışlı, daha birlikte görmek istiyorum şahsen. Tamam uzun yıllardır köye uğramayınca belki ister istemez araya soğukluk girmiştir ama anne-baba bunlar neticede. Cabbar'ın oğulları olduğunu hissettiğim kadar, Zeliş'in kızları olduğunu hissetmek istiyorum; Osman ve Hatice'nin. Keza Mustafa'da da durum aynı şekilde...

Yazıya başladığımdan beri çokça şikayet ettim bir şeylerden ama hepsi gerçekten dizinin hak ettiği seviyeye gelmesi, bir fenomene dönüşebilmesi için. Bu şekilde devam etmesi halinde, Eylül ayından sonra ekranda kalırsa gerçekten işi çok zor olacak. Eğer seyirci kaybedilmek istenmiyorsa, karakterlerin biraz daha sevimli hale getirilmesi öncelikle şart. Bakalım sesimizi duyan olacak mı?..

Beklenen Kral

Hiç yorum yok :

Yorum Gönder