21 Ağustos 2015 Cuma

Güneşin Kızları: Bir garip aşk...


Hayal kırıklıklarının birer gelenek olduğu, yalanların, güvensizliklerin ve sevgisini nefretten geçirenlerin bolca bulunduğu bir dizi dersem, hiç de yanlış olmaz Güneşin Kızları için. Aşk böyle olacaksa, hiç olmasa daha iyi diye düşünmekten alamıyor insan kendisini. Takıntı büyük bir aşkı doğuruyorsa ve bu aşkın zemini sağlam bir temele oturmuyorsa, olmasa daha iyi değil mi?.. Zira acı bir gelenek, kaygı gereklilik, korkuysa bir sanat halini alır ister istemez...

10. Bölüm


Haluk'un takıntısı büyük bir aşk doğurmuş, evet. Güneş'i kaybetmemek için kendi canını acıtacak kadar da gözü kara. Ama bu gözü karalık onu kaybetmekle karşı karşıya kaldığı her seferinde aynı şekilde devreye girecek değil. Bu sefer farklı metotlar izlemeye çıkması, başkalarının canını acıtması olası... Biz onu tırla çarpıştı zannederken, bir ağaca bile isteye çarptığını görmek neresinden bakarsanız bakın şaşırtıcıydı. Bu Haluk'tan beklenmeyecek bir şey olduğundan değil, gözünü kararttığında hiçbir şeyi düşünmediğini bir ileri boyuta taşıdığı için şaşırtıcı. Üzerine bir de akıllanmaya gönül vermiş bir adamı oynuyor şimdi. Yalan konuşmayayım, ilk başta yedim. Ancak, ne zaman eve geldiler ve Ali ile Savaş'a o konuşmayı yaptı; işte o zaman her şeyin bir oyundan ibaret olduğunu anladım. Hani bu zamana kadar Güneş'e zarar vermez diyordum ya, artık onu da yapabileceğine inanıyorum. Belki fiilen değil ama psikolojikman, günün sonunda en büyük zararı yaşayacak kişi Güneş olacak.


Tabi o başka planların içerisindeyse de bilmem... Mâlum onun da da bir Türkan meselesi var. Bölümün başında bir açıklık getirilir ya da Güneş, Zafer'in bu söylemine bir tepki verir sanıyordum ancak öyle olmadı. Zafer de ikinci kez seslendiğinde Güneş diye hitap etmeye başladı. Mesele orada öylece kapanmışken, gıybet kraliçesi İnci Ahmet'in çizdiği resmi bulunca konunun aydınlığa kavuşma ihtimali güçlendi. 


Şimdi Sevilay ile birlikte Güneş'in geçmişinin peşine düşmüşken, altından neler çıktığını da göreceğiz. Eğer sansasyonel bir takım şeyler çıkarsa ve Sevilay bunları kullanıp ona zarar vermeye kalkarsa, karşısında Haluk'u bulacaktır. Çok çok kızlar üzerinden bir şeyler yapabilir. Orada da devreye Ali ve Savaş girer...


"Girer" dedim ama sadece Savaş'a kefil olabilirim... Ali'nin sevgisizlikle büyümesi, karşısına sevdiği biri çıktığında resmen şeytanlaşmasına sebep oluyor çünkü. Ali sevdalıları kusura bakmasınlar ama geleceğin Haluk'u demeye dahi gerek yok ona. Zira şimdiden küçük bir Haluk olarak karşımızda. Tıpkı onun gibi zarar veriyor ve bunu yaptıktan kısa süre sonra pişman olmalara başlıyor. Yakıp yıktıktan sonra, hiçbir şeyin gidene çare olamayacağının farkındayken böyle davranmasıysa trajik... Selin'i böylesine severken, bu kadar çok acı çekmesini istemesini anlamak gerçekten güç. Hele de o Tuğçe ve Didem ikilisine paye vermesi, onu rezil kepaze edişlerine ses çıkarmaması kabul edilebilir değil. 


Tüm saflığıyla Ali ile aralarındaki sorunu düzelttiklerini zanneden Selin'in böyle bir oyuna düşmesi ise üzücü. Şimdi o Ali'ye nasıl davranırsa davransın çok haklı. Böyle bir enkaz kolay kolay toparlanamaz. Selin de Ali'ye bir daha kolay kolay güvenemez. Burnunu sürtmesi, gelecek için en güzeli. Bir insan eğer sevgisiyle zarar veriyorsa, sevgisizliğiyle yaşamak daha iyi değil mi? Bir süre sonra Selin de böyle düşünürse ne olacak peki?..


Savaş ve Nazlı cephesine geldiğimizdeyse, yine bir sürü çıkmaz duruyor karşımızda. Son iki bölümdür sürekli bir kaosun içerisine çekildikleri açık. Her ne kadar bölümün sonunda aralarında yeniden bir elektriklenme umudu doğmuş olsa da, bu sefer de önümüzde kocaman bir Melisa engeli duruyor...


Nazlı'nın haftalardır içerisinde yaşadığı aşkı onun adına dillendiren, aslında Peri'ye yazmış olduğu aşk mektubunun hedefini şaşıran Can oldu. Peri'nin zannederken Savaş'ın çantasına koyduğu mektup, bölüm boyunca Nazlı ile ikisinin kovalamaca oynamasını sağladı ama... En sonunda Peri sayesinde Savaş eteğindeki taşları dökmeyi başardığında bu sefer de Nazlı'nın beklediği değil, korktuğu başına geldi. O aşkını itiraf edecek diye heyecandan ne yapacağını bilemezken, Savaş'ın okuduğu mektuptan bahsederek aşkına karşılık veremeyeceğini söylemesiyle yıkıldı. Verdiği tepki ise tutarlıydı. Savaş'ın mektubu onun yazmadığını öğrendiğinde üzüldüğünü itiraf etmesi ise bence güzel bir hareket oldu. En azından durumu kurtardı. Lakin ikilinin yine de uzun bir süre aşkın içerisine düşmesi güç.


Ali ile Selin aşkına en büyük engel, Ali. Savaş ve Nazlı aşkının engeli ise ilk bölümden beri Melisa. Tahmin ettiğim gibi Savaş'ın intihar girişimi sebebiyle Rana geri dönmesini istedi ondan. Ama yine cevaplanmayan bir sürü soru duruyor karşımızda. Neden en başında gitmesini istedi?.. Melisa nasıl bir sebep vardı ki, ailesini geride bırakıp gitmeye razı oldu?.. Kocaman soru işaretleri bunlar. O zaman gitmesini, şimdi yeniden ortaya çıkmasını isteyen Rana'nın davranışları da bir tutarsız. Son birkaç bölümdür geçmişe göre daha iyi bir profil çiziyor ama yeterli değil.

Melisa şimdilik geriden takipte. Elbet karşısına çıkacak ve her şeyin içine edecek, o cepte. O zaman Savaş'ın nasıl davranacağı çok önemli. Nazlı'yı elinin tersiyle iteceğine hiç mi hiç inanmıyorum... Ali ise Selin'e aşık olduğunu ona olmasa bile bize itiraf etti sonunda. Selin'i geri kazanması kolay olmayacak ama imkansız olmadığını da hepimiz biliyoruz. Sevmek ve sevilmekten korkmayı bıraksa çözülecek her şey. Selin'in ona nasıl da tutulduğunu ve bu sevginin ona güç vereceğini anladığında, mutlu olmalarının önünde bir engel yok. Bunu anlar mı; bak o da oldukça muâllak...

Beklenen Kral

Hiç yorum yok :

Yorum Gönder