2 Ağustos 2015 Pazar

İnadına Aşk: Her şeye ve herkese inat...


Bu yaz başlayan romantik komedilerin mâlumunuz haddi hesabı yok. Allahtan birbirine benzer olanı yok da, insan birini izlerken diğerinden esintiler tadında anlar yaşamıyor. Tabi bir çoğunun geçtiğimiz sezon dizilerinden, birisinin de yabancı menşeli bir diziden sahneler ve enstantaneler sunduğunu söylemek pek de yanlış olmaz. Hâl böyle olunca da birbirleriyle değil, daha önceki sezonların işleriyle karşılaştırılıyorlar. Paylarına bazen 'daha iyi olmak', bazen de 'takliittt" diye haykırılmak düşüyor...

Hikayeler de genelde dar kalıp. Şimdi hak yemek olmaz; 'Romantik Komedi' dediğin şey, öyle derya deniz konu sunmaz. Dram yazdığın kadar çok malzeme geçmez eline. Zira katıksız acı türetmek kolaydır ama aynı şey aşk ve komedi yan yana geldiğinde bir tıkanır... Zamanla hangileri tıkanır, gelecek sezona sarkan yapımlar nerede 'es' verme ihtiyacı hisseder yavaş yavaş kestirmeye başladık. Bazılarının gelecek sezonun yüzünü dahi göremeyeceği gerçeğini de biliyoruz. Lakin içlerinden bir kaçının konusu tıkanmaya açık olsa bile, hem yazan kalemlerin hamleleri hem de hikayenin çok başlılığı sayesinde izlenirliğinden bir şey kaybetmeyeceği açık. O 'bir kaç'tan biri de, bana göre İnadına Aşk...


Perşembe akşamları benim için öncelikle, Güneşin Kızları demek; inkar etmeyeceğim. İnadına Aşk'ı onu izlerken kaydediyor, bitimi ardından da izlemeye koyuluyorum. Birinde katıksız acı ve bin bir dolaptan nasibimi alırken, birinde de hem gülüyor hem de olabildiğince eğleniyorum. Diziye 'ilk bakış' yazımda da değinmiştim; konusu itibariyle bir yerden sonra kısır döngüye açık, İnadına Aşk. Ancak, hikayenin içerisine serpiştirilmiş onca sevimli karakter, ayrı hikaye ve olay var ki, kolay kolay sırtı yere gelmez. Sadece Defne - Yalın aşkı söz konusu olsaydı, gelecek için umutlu olamazdım açıkçası. Ama Yeşim - Çınar, Ezgi - Deniz, Leyla - Toprak ve hatta Pembe - Süreyya-olası- aşkı, ayrı ayrı ilgi çekici ve izlenesi. O yüzden de dizinin önü olabildiğince açık bana sorarsanız.

Yani atılabilecek en doğru adım, hikayenin bir iki karakterin üzerine oturtulmaması olmuş. Tüm karakterler başrolcesine bir rol dağılımı var. Bunun ilk mesajını da tanıtımlarda, durumdan haberdar olmadan almıştık zaten. Zira üst üste beş tanıtım yayınlanmış, tüm çiftlerimize göz kırpılmıştı. Kimseye öncelik verilmeyeceği izlenimi, hikayenin de her zaman diri tutulacağının mesajı gibiydi...


Benim şahsen dizide izlemekten en keyif aldığım çift, Yeşim ve Çınar... Çınar'ın o sert Karadeniz erkeği görünümünün altındaki süt dökmüş kediye bayılıyorum. Yumruğunu gerektiğinde masaya vuruyor ama daha kaldırmadan yumuşadığı da çok oluyor. Zaten söz konusu Defne olduğunda, bir dudak büzmesine bakıyor geçmesi kızgınlığının. Yeşim'in ise gözünü kısıp bakması yeterli. Çınar'ın yelkenler hemen suya iniyor. Tabi birkaç dakika sonra eski formuna da dönüyor. O biraz bozuk teyp gibi yani. Vurup çalıştırıyorsun ama bir süre sonra yine çalmayacağı tutuyor. Yeşim de, tıpkı Defne'nin Çınar'dan çekmesi gibi Yalın'dan çekmiş çokça. Abi olarak onda da kıskançlık tavan ve haliyle yine Defne gibi illallah etmiş bu durumdan. Lakin söz konusu kalp olduğunda, beyin otomatikman devre dışı kalıyor ve tutuluyorsun kalbinin titrediğine... Olabildiğince atarlı ve sevimli bir karakter ve Çınarla da laf aramızda pek yakışıyorlar...


Defne - Yalın aşkı ikinci sırada... Şirketin garajındaki sürtüşmeyle başlayan aşk kıvılcımları, şimdi daha fazla görünür halde ama ikilinin en çok ızdırap çekecek çift oldukları kesin. Hem şirkette çalışmaya başlayan Damla hem Çınar hem Toprak hem de Sakız derken, onların aşkıyla savaşacak daha çok karakter var. Kendileri de boş durmadığından, o cephenin en hareketlisi olacağını kabullenmemiz lazım. Lakin en sonunda, Meftune'nin o çok istediği mürüvveti göreceğimiz, kesin... 


Ezgi - Deniz aşkı üçüncü sırada... Bu aşkın karşı karşıya kalması muhtemel tek sorun ise Deniz'in bitmeye pek de meyilli olmayan çapkınlıkları. Karşı karşıya geldikleri ilk anda kendisine çapkınlık yapan Deniz'e ders vermek isteyen Ezgi'nin hastalıklı biri olduğu yalanı, bir süre ikiliyi gerdi ama sonunda gerçekler ortaya çıktı. Defne'nin ev arkadaşı olduğunu söyleyemediği için ister istemez her yerde Deniz'in karşısına çıkan Ezgi, bunun faturasını ödüyor şimdilerde... Sapık bir takipçi sandığı Ezgi'den köşe bucak kaçmaya meyilli Deniz, her yerde peşinde zira şimdi. İkilinin aşkı ne zaman tam olarak doğar ve başlar bilinmez ama Deniz'in, Ezgi'nin elinden diğer herkesten daha çok çekeceği olduğu kesin...


Leyla - Toprak aşkı dördüncü sırada... Daha önce evlenmiş ve boşanmış bir çiften bahsedince, arada bir aşkın olduğunu söylemek çok zordur. Lakin söz konusu Leyla ve Toprak olduğunda, ikilinin arasındaki aşk bariz şekilde kendisini belli ediyor. Toprak'ın kıskançlıklarına dayanamadığından ondan boşanan Leyla, tekrar İstanbul'a dönmesi sonrası nasıl bir sürecin içerisine düşer bilinmez. Zira Toprak'ın hiç de boş duracağını zannetmiyorum. Leyla'nın da eninde sonunda yeniden yelkenleri suya indireceği kesin...


Pembe - Süreyya aşkı olası ve beşinci sırada... Oldukça geçimsiz bir karakter olan Pembe, aslında tam da 'evlerden ırak' dediğimiz büyüklerimizi temsil ediyor. Ama o kadar tatlı ve sevimli bir şekilde sunuluyor ki karakter bize, zerre kızamıyoruz ne yaparsa yapsın. Aynı şekilde Süreyya'nın da kalbinde yer edineceği kesin. Zira adama önce kalp krizi geçirtip, anjiyo yapılmasına vesile olarak oradaki yerini sağlamlaştırdı bana sorarsanız. "Öldiii bu öldii" derken pek umurunda değildi Süreyya ama bundan sonra gözünün içine bakarsa yeridir...

Aşkların bize farklı pencerelerden, birbirine dokunarak ama benzemeyerek sunulacak olması enfes... Heyecanın hiç bitmeyecek olması ise bir başka artı. Tüm bunlar ışığında, gelecek bölümlerde bakalım bizleri neler bekliyor...

Beklenen Kral

Hiç yorum yok :

Yorum Gönder