27 Ağustos 2015 Perşembe

Ütopya: Gerçekten ne uğruna?


Aylardır sanki orada unutulmuşlar da, öyle hayatlarını yaşıyor gibi hissediyoruz her birimiz. Maksadın ne olduğundan, isminden, isminin yarışmaya kattığı değerden tamamen uzaklaştık. En başında zaten uzaklamıştık da, daha bir farkına vardık. Gerçekten orada neden duruyorlar? Birbirlerini yemekten, sataşmaktan başka yapacakları şey yok mu cidden?.. Bu kadar mı psikolojileri bozuldu? Peki ya oradan çıktıklarında ne olacak?.. Birisi bu soruları cevaplasa da, bir aydınlansak...

Bitecek mi dersin?..

İnanın anlaması çok güç bir durum. Türk televizyon tarihinde böylesi gelmedi, gelmez. 10 ay diye başlayan macera tam bir yılını doldurdu, dolduracak. 1 ay sonra bitecek deniyor ama onun da garantisi yok bu durumda. Hadi bitti de çıktılar diyelim; en başından beri içeride olanların sıradan hayatlarına adapte olabileceklerine hiç inanmıyorum. Hele içlerinde bazıları var ki, kendilerini 'erişilmez' sayarken, 'erişilmek istenmeyene' dönüştüklerinde ne yapacaklar çok ama çok merak ediyorum... 

Taraf tutan, bertaraf olur; en azından Ütopya'da

En başta söylemem gerekir ki, şu anda herhangi bir tarafı ya da kişiyi tutmuyorum. Yarışma başladığında Semih'in tarafını tutmuş, daha sonra o şirazesinden kaydıkça 'cafe' adı verilen gruba yönelmiştim. Sonra onlar şirazesinden kaymaya başladı ve ben de ister istemez yarıştan tamamen uzaklaştım. Son dört-beş aydır sadece öylesine takip ediyorum. Bazen tekrarlarına, bazen de Ütopya Panorama'ya bakarak ne olup bittiğini izliyorum. Çünkü cidden sıkıldım, sıkıldık... Bir güruh elbette seve seve izlemeye, takip etmeye devam ediyor. Zaten içeride ortalığın karışmasının baş müsebbibi de o grup. O kadar şişiriyorlar, o kadar büyütüyorlar ki her şeyi; içeridekiler de tüm ülke onları konuşuyor, onları merak ediyor sanıyor. Bilmiyorlar ki öyle pek de kimsenin umurunda değiller... Çıktıklarında da hayâl ettiklerinden bambaşka bir manzara ile karşı karşıya kalacaklar... Sıradan hayatlarına, sıradan kişiliklerine, kısacası sıradanlıklarına geri dönecekler ve 'kazanan' olunsa dahi asıl yenilgiyi o zaman yaşayacaklar. Böyle olmasını istemezdim ama bu zemini biraz da kendileri hazırladılar...

Şampiyon Semih!

Türk halkı entrikayı sever, mâlumunuz. Entrika çıkartanlar da eğer gerçekten zekiyse, el üstünde tutulurlar. Bir süre sonra o kadar şişirilirler ki, tanıyamazsın da... Evet, Semih'ten bahsediyorum. Öylesine bir evrim geçirdi ki; şuan kendini sadece Ütopya'nın değil, dünyanın hakimi saymaya meylettiğine eminim. Şampiyon olacağı kesin bir kere. Ondan kimsenin şüphesi yok; ama kazandığı paranın bir devamının olmayacağı da kesin. Kısa süre ekran önünde yine olur elbette, lakin bir devamlılığı kimse beklemesin. Aslında oradaki kimse beklemesin ama en çok da o beklemesin. Zira gerçekten çok fazla şişiriliyor. O kadar çok el üstünde tutuluyormuş gibi gösteriliyor ki, adam kendisini 'en şahane varlık' saymakta çok haklı. Mamafih, yazık da... Pişman olacağı çok şey yaptı. Kendisini çokça kötü hissedeceği şeyin altında imzası var. Cafe grubunu darmadağın etti ama kendisi de dağıldı... 

İlk büyük dağılmayı da yarışa başladıkları ilk günler zorla kendisine sevgili yaptığı Kurretülayn'ın, elendikten sonra geri dönmesiyle yaşadı. Kabul edelim ki, altı ismin eve geri döneceğini öğrendiğinde bir yıkıldı... Gitmesine üzülmüş, yatağını da ölmüş gibi bir mabete dönüştürmüştü ama geri dönmeyeceği üzerine kurgulamıştı tüm acısını. O acısını yaşayacak, onu anacak ve oy toplayacaktı... 

Ah Kurre, vah Kurre...

Dışarı çıktıktan sonra hanım hanımcık bir kızı oynayan-ki oyuncu olduğu düşünüldüğünde bu bir iltifattır- Kurre, içeriye girdiği anda Semih'in korkuları canlandı. Yine yüksek perdeden konuşmalara, Semih'in oy potansiyelini vurmaya başladı. Semih burada haklıydı. Kurre'nin onu aşağıya çektiğini inkar etmek aymazlık olur. Lakin o kızı en başında, 'seyirciye şirin gözükmek' için kendisine zorla sevgili yapan, hatta sevgilisinden ayıran da oydu. Yani düğüm yine kendisinde çözülüyor ve şimdilerde kendi kalesine attığı golün ızdırabını çekiyor... 

Şu an kanlı bıçaklı kıvamındalar desem yeri. Zira 1 ay sonra-muhtemelen- şampiyon belirlenecek ve Semih dışarıdan gelen telkinler sebebiyle işini şansa bırakmak istemiyor. Kazanacağı kesin ama o yine de kendini sağlama almak istiyor...

Her konuda uzman Tuncay...

Kazanmaya yakın bir diğer isim, Tuncay... En başta oldukça itici, sonradan sempatik, şimdilerde de fazla hayâl dünyasında gördüm/görüyorum kendisini. Onun da tıpkı Semih gibi, büyük bir fan kitlesi var ve yine aynı şekilde el üstünde tutuluyor.. Onlardan gelen telkinlere göre hareket etmesini de, tıpkı Semih gibi pek seviyor. Birinciliği kaybetmemek uğruna, dağılan 'Cafe' grubunu bir araya getirmemek için ne kadar çaba sarf ettiğini gördük. Dışarıya gitarıyla, sesiyle, heykeltaşlığıyla, anılarımı yazağım diyerek; yazarlığıyla verdiği mesajlar gırla... Lakin onu da günün sonunda, eski sıradan dünyası bekliyor olacak. Onlarca aydır başlayıp da bir türlü bitiremediği mermer gün gibi duruyorken, nasıl oturup da anılarını yazacak çokça merak ediyorum ben mesela... 

Kendi kuyusunu kazan Serkan

Serkan'la çok kötü bir karşı karşıya gelme durumu yaşadılar. Serkan'ın tufaya getirildiğini düşündüğüm bu anların sonrasında, elenmesi de şaşırtıcı olmadı ama onun dönmesi de Tuncay'a büyük bir vole oldu. Şu an için Serkan'ın şampiyon olma ihtimali bana sorarsanız yok. Yine de, Tuncay'ın ondan çekindiği bir gerçek... Serkan'ın da ne istediği belli değil. Her konuya kapalı, ağzından kelpetenle laf alıyorsun. Genelde derdini notlarla anlatıyor, o da başına nasıl iş açtı gördük. Yani bir yerde kendi kendinin başını yiyen kendisi oldu sayılır. Düştüğü tufanın kuyusunu biraz da onun kazdığı su götürmez...

Diğerleri mi?.. Zaman öldürüyorlar işte... Tek tek bahsetmeye dahi gerek duymuyorum. Yazının başında sorduğum sorulara ilave birkaç soru daha ekleyip, yazıyı bitirmeyi düşünüyorum... Bu dışarıdaki fan grupları bu kadar parayı nereden buluyor da, içeridekilere bunca hediye gönderiyorlar mesela?. Attıkları SMS'ler hariç, onca parayı nasıl böylesine heba ediyorlar gerçekten merak ediyorum. Başlarını gece yastıklarına huzurla koyabiliyorlar mı bir de?.. Ne uğruna bu çırpınış?.. Bu müsriflik?.. Ne uğruna ailenin, kendinin rızkını saçmak?.. Bunlara diğer sorular gibi bir cevap almayı beklemiyorum. Biraz kişisel bir konu zira. İçlerinde bu yazıyı okuyanlar varsa, kendi kendilerine sormaları da yeter bana. Kendileri de cevap veremediğinde ta, ta!.. Hoş geldiniz gerçek dünyaya!..

Beklenen Kral

Hiç yorum yok :

Yorum Gönder