22 Eylül 2015 Salı

Güneşin Kızları: Geçmişle bitmeyen hesaplaşma


Haluk ve Güneş'in baştan sona ağırlığını koyduğu, birçok noktanın aydınlanmaya başladığı, en önemlisi de bir yanlış anlamanın kıyısından dönmemizi sağlayan bir bölümle ekrana geldi dün akşam; Güneşin Kızları... Evet, Selin-Ali ve Nazlı-Savaş sahnesi çok azdı lakin bölümden şahsen tatmin olduğumu söyleyebilirim. Tabi sorun da yok değildi... Reklam sonraları tekrar edilen uzun sahneler ve hatta aynı sahneye iki kere giren reklam! Bakalım daha neler görecek bu gözler...

14. Bölüm


Haluk'la ilgili mâlumunuz sürekli yeni şeyler öğreniyoruz. Artık hangisine şaşıracağımızı bilemezken, geçen hafta Melisa'yı geçmişte takıntı haline getirdiğini öğrendiğimizde bir büyük hayâl kırıklığı yaşamıştık. Sanırım en çok da ben yaşamıştım. Haluk'un babasından gördüğü dinmez şiddet, birçok yaptığını masumlaştırabilirdi ancak bunu asla... Melisa'yı takıntısı haline getiren ve "Beni sen de bırakma" diyecek kadar kendinden geçen Haluk'un derdi, bu bölüm anladık ki tamamen onun annesiyle olan benzerliğiymiş... 


Zira hayâllerine gittiğimizde, çocukluğunda intihar etmek için konağın çatısına çıkan annesinin Melisa'ya çokça benzediğini gördük. Bölümün sonunda da, baktığı eski fotoğraflardan hayâldeki flu benzerliği doğruladık. Bu takıntının bir psikozdan kaynaklı olduğuna haliyle pedofiliden daha çok sevindim lakin, her durumda Haluk hasta ve çok büyük bir yardıma ihtiyacı var. Güneş'in de artık onu tedavi olmaya ikna edemediği gerçeği ortada duruyorken, üzerine bir de geçmişiyle onu daha çok sarsması; işleri daha da karıştırdı...


Güneş/Türkan meselesi haftalardır kafamızı karıştırıyor... Başına ne geldiği ve ismini neden değiştiği sorusuna ise geçtiğimiz haftalarda -aslında biz- cevap bulmuştuk. Zafer'in ona, evlendikten sonra mutlu yuvaları olacağı vaadiyle götürdüğü evde ettiği tecavüz tüm yaşananların sebebiydi. Güneş bu olaydan sonra onunla evlenmek istememiş ve kimliğini değiştirip ortalardan kaybolmuştu. Ancak o günden, kaçtığı kabustan arta kalan bir şey vardı; hamileydi... Bunun üzerine daha fazla direnememiş ve geri dönerek Zafer'le evlenmeyi kabul etmişti.


Güneş yaptığında kendince çok haklıydı lakin, günün sonunda yeniden en başa dönmüştü. Neden isim değiştiğini, Zafer'in yaptıklarını anlattıktan sonra da Haluk'un devreleri iyice yandı... Melisa'nın dönüşü, Güneş'in geçmişte tecavüze uğradığı gerçeğiyle birleşince haliyle Haluk bu kadarını üst üste kaldıramadı. Ve sanırım, intihara meyleden annesi de tecavüze uğramış ve Ahmet de o tecavüz sonrası dünyaya gelmişti... Bu bölüm Ahmet ve Haluk'un sahnelerinden, Haluk'un karısına bağıran bir adamı evire çevire döverken "Senin yüzünden!" diyerek aslında Ahmet'e vurduğunu hayâl etmesinden ben bunu çıkardım. Bakalım gerçek neymiş, onu da öğreneceğiz... 


Ali ile oynadıkları cesaret oyununun ikinci dalgasında, yattan Haluk'un arabasının anahtarını alacak olan Selin'i de bu bölüm kolay sahneler beklemiyordu. Aslında her şey Ali ve Selin için gayet keyifli başladı. Artık didişmemeleri ve birbirlerini tavlama eğilimleri ikisinin de süper. Yan yana geldikleri her sahnede etrafa gülücük saçmaları ise enfes. Tabi hepsinin sonunda Selin'i de kaybettik...


Annesinin tecavüze uğradığını öğrendikten sonra tıpkı Haluk gibi çılgınca tepkiler veren Selin, aslında en çok da ismini değiştirdiğini kendilerinden sakladığı için ona takındığı tavra üzülüyordu. Duyduğu pişmanlığı annesinin koynuna girerek aştıktan sonra ise Zafer'e bir ceza kesmese olmazdı. Tabi bunun için Ali ile oynadıkları cesaret oyununu fırsata çevirmesi şaşırtmadı... 


Ondan Haluk'un telefonunu isteyen ve telefon eline geçtikten sonra Zafer'le bir buluşma ayarlayan Selin, 50 ile üzerine giderek babasına nasıl bir zarar vermeyi düşünüyor bilmem ama senaristlerimizin onu Ali'nin durdurmasını istediği kesin. Durdursun da zaten, daha sonra pişman olacağı bir şey yapmasın. Mazallah Zafer'in eli kolu çizilir, yazıktır...


Bu bölüm yazık olan başka biri de, Melisa'ydı... Zırt pırt Savaş'ın karşısına çıktı olmadı, basket maçı ayağına süründü(!) başaramadı derken; sonunda karşısında onu Nazlı ile birlikte görüp, üzerine bir de sevgili olduklarını öğrenince haliyle dünyası karardı... Haluk'la ilgili muhteviyatı ortaya tam olarak çıkmadıkça, ona geçmişte nasıl yaklaştığını görmedikçe ona gıcık gitmeye devam... Bir de Tuğçe ile kanka olana iyi duygular beslenebilir mi?.. Gerçekten hiç sanmıyorum...


Sanmıyorum demişken, artık sürekli öpüşme halinin de seyirciyi hoşnut ettiğine emin değilim. İyi ki bir kere, "Savaş Nazlı'yı burnunun deliğinden öptü" dedik. Arkadaş bin pişman olduk. Yan yana geldikleri bilumum sahnede ağızdan, burundan öpüşüp duruyorlar. "Ayıp olan var olmayan var!" demeyeceğim tabi ki. Ama yine de olan var olmayan var yani...


İnci ile hangi zorluk sebebiyle evlendiğini bilemediğimiz Ahmet'e de değinmek istiyorum. Onda da bir şeyler var çünkü. O Türkan tablosunu yakmaya kıyamayan, aklından sürekli bir şeyler geçiren halinden haliyle kuşkulandım. İlk aşamada, tablonun yapılışı fos çıktı ama derininde bir şeyler var sanıyorum. O da mı Güneş'i takıntı haline getirmişti bilmem. Zira Güneş onu geçmişten tanıyor olsa, bize kesinlikle hissettirilirdi diye düşünüyorum... 


Ha bu arada düşünme eğilimini biraz da İnci için diliyorum. Haluk'un dedektiften aldığı dosyayı Güneş'e vermesi ve onun da içinde dedektifin kartını bulmasıyla, Sevilay'ın başı yanacak dedim ama onun başını yakan dedektif değil de has kankası İnci oldu... İnsan yaşadığı evde onlarca kişi olduğunu düşünmeden nasıl geniş geniş kirli çamaşırlarından bahseder aklım almıyor. Gerçekleri öğrenen Güneş, Sevilay'a ne yapar; bak onu da şimdi bir bilemedim...

Genç çiftlerimize çok zaman ayrılmasa da, başından sonuna keyifli bir bölümdü izlediğimiz. Lakin hatırlatmam gereken bir şey var ki, o da dizinin çok geç saatlere sarktığı gerçeği... Yeni sezonda Paramparça ve Kırgın Çiçekler ile rakip olduktan sonra Güneşin Kızları'na düzenleme yapan Kanal D ne yazık ki işin suyunu çıkardı. Saat 21:10'da başlayan bölümün 00:20'lerde bitmesini akıl mantık almıyor. Her reklam sonrasında en az beş dakika geri sahneden başlanmasına ve son reklamda, bir önceki reklam öncesi gösterilen beş dakikalık sahnenin tekrar edilip yeniden on beş dakikalık reklama girilmesine hiç değinmiyorum bile... İki hafta sonra bir de okullar açılacak ve dizinin asıl izleyicisi gençlerden oluşuyor. Salı günleri hepsinin uyur gözlerle ders başı yapmasını istemiyorlarsa, bir çeki düzen versinler rica edeceğim bu konuya...

Beklenen Kral

Hiç yorum yok :

Yorum Gönder