1 Eylül 2015 Salı

Güneşin Kızları: Selin'in intikamı


On günlük bir aradan sonra saniye sıkmayan bir bölümle seyirciyi yine kendine bağlayan, karakterlerin her hafta farklı yönlerini ve özelliklerini keşfetmemiz itibariyle de, o bağı koparmamaya yemin etmiş bir dizi; Güneşin Kızları... Selin'in akla gelmeyecek hinlikteki intikamı, Nazlı'nın tatlılıklardan tatlılıklara sürüklenirken bir anda gerçeklerle yüzleşmesi, Melisa'nın tamamen dönmesi ve en önemlisi de Güneş'in, aslında Türkan'ın gerçek kimliğinin ortaya çıkması... Baştan sona sürükleyici bir bölümdü izlediğimiz.

11. Bölüm


Nazlı ve Savaş'la başlayacağım bu sefer... Nazlı'yı herhalde ilk defa bu kadar tatlı, sevimli, her sahnesinde biraz daha benimsediğimiz bir hâlde izledik. Gözüme on bölüm boyunca sürekli batan karakter o değildi sanki. Savaş'a olan aşkı ona gerçekten çok ama çok iyi geldi. Can'ın Peri'ye yazdığı mektubu Savaş'ın onun yazdı sanması bir an için aralarındaki her şeyi mahvetti gibi durdu ama daha sonra mektubu onun yazmadığını öğrenen Savaş'ın üzülmesi ve bunu dillendirmesi her şeyi bambaşka bir boyuta taşıdı. Zira, Nazlı'nın beklediği adımdı bu bir yerde... 


Kendisini Selin'e emanet edip bin bir şirinlikle süslenip püslenmesini izlemek şahaneydi. Zira ilk defa çekincelerinden soyutlanmış gibiydi... En çok da Melisa'yı unutmuştu ama hatırlaması da uzun sürmedi. Savaş'ın sırt çantasında onun kelebekli kolyesini gördüğü andan itibaren dünyası kararan, eski umutsuz haline dönen Nazlı; şimdi Melisa'nın çıkıp gelmesi sonrası daha büyük bir darboğazın içerisine girecek. Savaş'ın kafası bir karışacaksa, onun on karışacak. Dilerim geri çekilip de Savaş'ı altın tepside Melisa'ya sunmaz. Savaş da keza bir anda Nazlı'yı unutmasa mesela...


Unutulacak şey var, unutulmayacak şey var mâlum. Mesela kırgınlıklar, hayâl kırıklıkları; en çok da güvendiğin insandan vole yemek unutulmaz... Selin'in, Ali'nin ısrarıyla geldiği partide başına gelenler pişmiş tavuğun başına gelenlerle neredeyse aynı. Özellikle de evde Ali'den hesap sorduğu sahnelerde Hande Erçel o kadar gerçekçi bir duygu sergiledi ki, yaşamdan bir kesit diye alt yazı geçse hiç ama hiç sırıtmazdı... Tuğçe ve Didem'in arsızlıkta nirvanaya ulaşması, son anda engel olamadığı tüm bu yaşananların sorumlusu yaptı Ali'yi de. Görüntüleri izledikten sonra bağırdı çağırdı ama olanı değiştiremedi. Selin en büyük kırgınlığı yaşıyordu çünkü hayatındaki... Sadece kırgın değil, kızgındı da ve bizim son sahnelerde öğreneceğimiz çok güzel bir planın içerisine girdi.


Bir kurguyla Tuğçe'nin annesinin yoluna çıktı; olan biten her şeyi, psikolojisi yerlerde bir kız olarak anlattı... Kadının fal taşı gibi açılan gözlerinden, Tuğçe'nin annesi olduğunu anlamak kolaydı ve gerçekten ona çokça kızdığını da... 


Biletini kesip İsviçre'ye gönderecek olması ise çok doğru bir karar. Didem'in ardından onun da yok olduğunu görmek güzel olurdu şahsen. Şimdi diğer cephede Melisa gerçeği duruyorken, bir de Tuğçe'nin hinlikleri fazla gelir bana göre. İkiz kardeşler diye sürekli dişi rakiplerle boğuşacak da değiller... 


Selin'in sadece odasında Ali'ye yapmak istediği şeyi anlayamadım; yalan yok. O öpücüğün ardından nasıl bir intikam alabilir ki?.. Beni zorla öptü ve ben de tokatı bastım diye montajlayıp Haluk'a servis etmez herhalde? Yok, o kadar da acımasız olmayacağına inanıyorum ben. Ama aklıma başka bir şey de gelmiyor. Herhalde gelecek haftaya öğreniriz onu da... 


Haluk'un derdi başından aşkın olacakken, onunla ilgilenecek vakitte bulamaz hem... Mâlum önümüzde bir Güneş/Türkan çok bilinmeyenli denklemi duruyor... Hastalığını kabul etmiş gibi gözüken ve doktora gideceğine söz veren Haluk, ortaya çıkan Zafer'i yatta bir güzel cezalandırdı ama ona ne olduğunu göremedik. Eve geldik, bu sefer de Sevilay ve İnci'nin iş birliğiyle tablodaki kadından şüphelenip araştırdıkları Güneş'in, gerçek kimliğini ortaya çıkardığını gördük... İkizi zannettiğimiz Türkan, aslında kendisiydi. İsim değiştirme talebinde bulunmuş ve değiştirmiş meğersem-Bu arada soyadının Dargı olması da pek manidar. Sevgili senaristimiz Deniz Dargı bu vesileyle kendisini, hikâyedeki etkisini çok güzel hatırlattı-. Zafer'den kaçmak için mi? Yoksa bugün tam da içerisinde olduğu evliliğin geçmişten gelen bir planı mı muâllak. Ama bunca ters köşeden sonra sersem gibi olduğumuz kesin.


Bu düğümün çözülmesindeki en önemli saflardan birisi Ahmet olacak. Güneş'in hiç istemediği halde portresini çizmeye çıkan, huzursuz bir şekilde gitmek istediğinde ise daha önce bu yüzü çizdiğini hatırlayan Ahmet; bu gerçekte nasıl kilit bir rol oynayacak göreceğiz. 


En önemlisi de Haluk'un durumu oluyor şu durumda. Yıllardır büyük bir takıntıyla takip ettiği kişinin Türkan olduğundan haberi yok mudur gerçekten?.. Eğer yoktuysa, Nazlı ve Selin'in öz kızı olduğu iddiası da elimde patlıyor bu durumda. Ama Zafer'in sadece Peri ile iletişime geçmesi, diğer kızların hiç karşısına çıkmaması da hayra alamet değil. Kendisini hatırlama ihtimallerinden çekinmeyeceği de, cesur adımlarından ötürü ortada. Elbette, kokusu çıkar bunun da...


Farkındaysanız, bölüm etiketine de adını veren Savaş ve Nazlı'nın ilk öpücüğüne hiç değinmedim. İlk başta anlamadım ama sonradan fotoğraflardan fark ettim ki, resmen burnunu öpmüş Savaş... Daha sonraki öpüşmeleri de çok şükür ki karanlık bir ortamda oldu da, göz zevkimiz bozulmadı. Kısacası o 'ilk öpücük' hiç olmadı; mümkünse bir ara baştan çekilsin. Örnek olarak da Ali ve Selin öpüşmeleri izletilsin...

Beklenen Kral

Hiç yorum yok :

Yorum Gönder