18 Eylül 2015 Cuma

İnadına Aşk: İnatla yoğurmak, aşkla şekillendirmek...


İçerisinde barındırdığı ayrı ayrı şekillendirilmeye açık hikâyesi sebebiyle, önünü açık gördüğüm bir dizi olduğunu her zaman söyledim; İnadına Aşk'ın. Dizide dört-Pembe Süreyya potansiyeliyle birlikte beş- çift var ve her hafta birine ağırlık vererek, izleme keyfinin taçlandırıldığı kesin. Aldığı reytingler tatmin edici olan ve yaz sezonundan yeni sezona geçiş yapmayı başaran dizi, Ekim ayıyla birlikte yerleşeceği yeni gününde nasıl bir performans gösterecek onu da hep birlikte göreceğiz tabi...

İnadına Aşk'ın çıkış noktası Defne-Yalın aşkı. Bu aşkın çevresinde gelişen diğer aşklar da, hem onların aşkının dinamiği hem de kendi içlerinde, hikâyenin bölünmez parçaları oldular. Seyircinin sadece ikisinin aşkına önem vermemesi, tüm çiftleri el üstünde tutması da bu yüzden. Her hafta bir çifte ağırlık vererek bu durumu reyting lehine kullanmak da, senaristlerin mahareti.


Şahsi fikrim odur ki, hiçbir zaman Defne-Yalın aşkı benim için öncelikli olmadı. İlk bölümdeki sahnelerinden itibaren Çınar ve Yeşim aşkı bana daha sempatik geldi. İkilinin didişmeleri, birbirlerinden tamamen zıt karakterlerde olup yine de orta yolda buluşabilmeleri her zaman beni çekti. Son iki haftada ise favori çiftim değişti. Lakin yine Defne-Yalın ikilisi değil; Leyla-Toprak çifti artık yeni favorim... 

Açık konuşmam gerekirse, Toprak'la ilk tanıştığımız bölümden itibaren onu fazlaca 'yontulmamış' ve abartılı bir karakter olarak gördüm. Ancak aradan geçen zamanda, karakter kendini açtıkça aslında tutarlı ve 'dediğim dedik' değil de önsezisinin kuvvetli olduğunu anladım. Toprak, yaşadıklarından ders çıkartmaya çalışan ama başaramadığı için bu dersi kardeşlerine vermeye odaklanmış bir abi. Leyla'yı hâlâ deliler gibi sevmesine rağmen, kendini tutması ise karakteri açısından tutarlı. Tabi son iki bölümdür o yönde de büyük bir ilerleme kaydedildi ve artık ikilinin gözlerinden çıkan pembe aşk bulutları etrafı boylu boyunca kaplamakta. 


Lakin Toprak kendini de Leyla'yı da çok iyi biliyor. Yeniden bir araya geldiklerinde, aynı sorunları yaşayacaklarından emin. O yüzden de elinden geldiğince direniyor. Zamanla belki aşklarının kıymetini anlar ve ikisi de değişmeye çabalarlar...


Değişmeye çabalaması gereken bir diğer isim ise şüphesiz ki, Deniz. Oldukça çapkın birisi olarak tanıdık onu. O zamandan bu yana çokça yol katettiği kesin ancak, kendini tam olarak ispat edebildiğini söyleyemem. Ezgi'ye ilk gördüğü anda çapkın damarıyla vurulan, daha sonra kendini bildiğinden arkadaş kalmak için çabalayan Deniz de karakteri açısından tutarlı. Bir insan için en önemli şey kendini bilmesidir. Kendine güvenmiyorken, ona hiçbir şeyin sözünü vermemesi çok şık. Tabi onu buna iten biraz da Ezgi'nin geçmişte yaşadığı büyük ihanet. Bilmese tavrı muhtemelen bambaşka olacaktı. 

İlerisi için önleri oldukça açık. Her ne kadar arkadaş kalmaktan bahsetseler de, sürekli birbirlerini çektikleri kesin. Bu sebeple onlar da zamanla aşklarına göre huy değiştirecektir. Ezgi güvenmeyi, Deniz de güvenilir bir erkek olmayı başarırsa ne âlâ yani...


Bazen hiçbir şey tam olmaz ama aşk öyle büyüktür ki, gözün de hiçbir şeyi görmez... Defne-Yalın ve Yeşim-Çınar aşkı tam da böyle işte... Aralarında binlerce konuda kopukluk var. Birinin ak dediğine diğerinin kara dememesi imkansız. Lakin aşk öyle büyülü bir sihir ki, gözünü açıp kapayana kadar birçok şey değişmiş oluyor...


Yalın ve Defne aşkının benim için hiçbir zaman cazip olmadığını söylemiştim. Buna, "şu şu sebepler yüzünden" diye açıklık getiremem belki ama çekmeyince de çekmiyor işte... İkilinin büyük bir uyum yakaladığı kesin. Birlikte ilk sahnelerinden itibaren ortalığı toz duman götürüyorken, şimdi yalnız kaldıkları her sahnede onları dudak dudağa görmek ise kesinlikle şaşırtıcı değil. Tabi benden küçük bir eleştiri; öpüşme sahnelerinin artık suyu çıktı. O kadar çok tekrarlanıyor ki, bu sebeple hiçbir cazibesi de kalmadı. 


Yalın'ın da Defne'nin de evlenmeye niyeti yok. Onlar da evlenirlerse başlarına gelebilecekleri görüyor bence. Ancak aynı şey özellikle Çınar için ne yazık ki geçerli değil. En başından beri kendi yaşadıklarının referansıyla bu evliliğe karşı gelen Toprak da yelkenleri suya indirmişken, şahane bir hamle peydah oluverdi. Bilemiyorum kaç bölüme yayılır ama Habibe faktörünün diziye zenginlik katacağı kesin. Hele de Habibe köyünden çıkar ve İstanbul'a gelirse, bak sen olacaklara... 


Bu zaman aralığında da Çınar'ın Yeşim ile bağları kuvvetlensin bir zahmet. İlk başlarda elbette Yeşim pes edebilir ama aşkın önünde hiçbir engelin duramayacağını da herkes bilir. Habibe faktörü def edildiğinde de, evliliği bir kez daha düşünürler. Belki o zaman sürekli çarpışmayacak, aşktan farklı bir uyum yakalar ve evlendiklerinde de bunu sürdürebilirler (kendi de inanmadı).

İnadına Aşk, zengin bir hikâyeye sahip olduğu için gerçekten çok şanslı. Bu şansı kullanmaya devam ettiği sürece de sırtı asla yere gelmez. İnatla yoğrulan ama en içten aşkla şekillenen senaryo, bakalım başarısını sonuna kadar sürdürebilecek mi?..

Beklenen Kral

Hiç yorum yok :

Yorum Gönder