13 Ekim 2015 Salı

Güneşin Kızları: Aşkın dile gelişi...


Her türlü duyguyu sunduğu bir bölümle daha ekrana geldi bu hafta, Güneşin Kızları. Nefret, aşk, sevgi, merak, tutku, öfke, korku... Herkesin payına bir şey düştü ve aslında işin içinden çıkılması biraz daha güçleşti... Az reklam, bol heyecansa kesinlikle sardı beni. Diğer haftalarda da aynı uygulamanın devam edip etmeyeceğini ilgiyle takip edeceğim...

17. Bölüm


Selin ve Ali arasındaki aşkın en sonunda dile gelmesi, herkesi oldukça sevindirmişti. Uzun zaman önce, hatta dizinin ilk bölümünde çakan kıvılcımlar sonunda karşılığını buldu ve ikilimiz aşka kucak açtılar. Lâkin, bir gelenek olduğu üzere çok da mutlu kalamadılar. Daha birbirlerine aşklarını itiraf etmelerinin üzerinden saat geçmeden her türlü korku ve endişeyi tartıp, ayrı kalmaya karar vermelerinden rahatsız oldum. Aşklarını ilk andaki konuşmalarında karar kıldıkları gibi, bir süre gizliden yaşayabilirlerdi. "Herkes ve her şey üzerimize gelecek" düşüncesiyle, daha yola yeni çıkmışken pes etmelerinden hoşlanmadım. Ama o aşk bir kere dile gelmiş ve eller de birbirine kenetlenmişken, artık kaçış olmadığını anlamaları çok da uzun sürmedi.


Bunun ilk provası Emre'nin karşısında oldu. Tuğçe'nin öpüşme kaydını izletmesinden sonra deliren Emre ile ona gerçekleri haykırmaktan çekinmeyen Ali'nin karşılaşması enfesti mesela. Her ikisinin de performansı çok gerçekçiydi. Bir yanda öfke, bir yanda da çaresizlik duruyorken; aşklarını kendilerinden başka bir kişiye de ilk defa açmış oldu böylece Ali ve Selin ikilisi. 



Selin'in uzun zamandır içerisinde bir yerlere koymaya çalıştığı duygularını kendinden emin bir şekilde dile getirebilmesi, en çok da içinin rahatlamasını sağladı. Geçtiğimiz bölüm Nazlı'ya, "Savaş'a ilk ne zaman aşık oldun?" diye sorduğunda bulmaya çalıştığı cevabı edinmişti belli ki. Aynı şekilde Selin'in odasında yaptığı aşk itirafıyla Ali de artık, duygularından kesin kez emindi.


Karşılarına bundan sonra çıkacak en büyük zorluk, evde unutulan CD'yi Sevilay'ın izlemesi. Sonrasında neler olur, tahmin bile etmek istemiyorum. Sevilay'ın her türlü çirkinliği sergileyerek, onları ayırmak için elinden geleni yapacağı kesin. Keza öğrendiğinde Güneş'in de ondan pek farklı davranacağını sanmıyorum ben. O CD'yi elinden aldığı Emre'ye daha sonra geri veren Selin'e de ne desem boş!


Onların yaşayacağı -muhtemel- ayrılık hüznünün de provası vardı bu bölümde; Savaş ve Nazlı cephesinde. İkilinin artık gerçekten birbirlerine ait oldukları, her söylemlerinden belli. Nazlı, yaşadığı o elim kaza sonrası haklı olarak Savaş'a tepki gösteriyor ama onun da içinin nasıl kımıl kımıl olduğu ortada. Şimdilik yediremediği gururuna, elbet aşkıyla karşı gelecektir. Ancak o zaman da karşısında belli ki Rana ve Melisa ikilisi dikiliyor olacak.


İkisinin konuşmasını dinleyen ve artık Savaş ile arasında kendiliğinden bir şey olmasının mümkün olmadığını gören Melisa'nın hemen bin bir tehditle Rana'nın yanında bitmesi, tam da o karanlık benliğine yakışır bir davranış oldu. Rana'nın da duydukları karşısında yaşadığı şaşkınlığı anlarım ama Nazlı ile Savaş'ın birlikte olma ihtimalini neden bu kadar garipsediğini bir yere koyamadım. Hele de Nazlı, Savaş'ın zorla kliniğe yatırıldığı süreçte onca şey yapmışken. Bir an olsun bunları aklından geçirmesi gerekirdi. Rana'nın ne kadar zeki bir kadın olduğu mâlumunuz. Onu da yakında anlarız...


Nazlı'nın gerektiği yerlerde arkasında duruyorum. Ama bazı zamanlarda da o kadar saçmalıyor ki, gerçekten onu anlayamıyorum. Zafer konusundaki 'inadım inat' halleri, yeniden tüm ailenin bir ateş çemberinin içerisine atılmasını sağladı. Önce kendisi, ardından Selin, Güneş ve Peri... Daha önce yaptıklarıyla annesinin başını derde sokan olarak, yeni bir trajedinin de baş mimarı oldu... Peri'nin de Zafer uçurumuna çekildiğini gördükten sonra kalkıp Zafer'in evine giden ve elini kana bulayan Güneş'i bundan sonra neler bekliyor çok merak ediyorum. Şahsen sinirlendiğinde Haluk'tan daha beter olabildiğini gördüğümüzden, hakkında şimdilik bir şey yazmak zor. Bu arada onunla ilgili kapanmamış bir defter duruyorken, Zafer'in öleceğini hiç sanmıyorum.


O defterin yaprakları arasında duran ve ilk bölümlerde gözümüze çarpan bir şey, yeniden ayyuka çıkmışken hem de... Biz Güneş'in hatıralarında, onu götürdüğü bir evde Zafer'in tecavüzüne uğradığını gördük ama bu bölüm Zafer'in Nazlı'nın zoruyla Haluk'u arayıp, "Kızlarımla görüşmeme engel olamazsın" dedikten sonra, onun verdiği cevabı erkenden kestirip hoparlörü kapatması garipti. Zira Haluk o sırada, "Nereden senin kızların oluyor?" dedi. Bu öylesine araya sıkıştırılan bir sahne değil belli ki. Acaba Selin ve Nazlı onun kızları olabilir mi?.. O tecavüzü eden aslında Zafer değil de, Ahmet'ten intikam almak isteyen Haluk'un ta kendisi mi?.. "Bu durumda Selin ve Ali kardeş oluyor, imkansız" demeyin. Zira ben Ali'nin de onun öz oğlu olmadığını düşünmekteyim... Her şey birbirine girdi gördüğünüz gibi. Bu düğümü çözmek için de haftalar boyunca hikâyenin içerisinde bizlere sunulacak ipuçlarını bulmamız gerekiyor ne yazık ki. Bir çırpıda gerçeklerin ortaya döküleceğine inanmıyorum.


Bu konuda Ahmet'in payına ne düşecek o da muâllak. Haluk'un vurması sonrası yaşananın inatla bir kaza olduğunu söylese de, gerçeklerin öyle olmadığını biliyoruz. Daldığı her seferinde onu Güneş'le bir ormanlık alanda gördük, onun altından da ne çıkacağı belli değil. Ya gerçek bir kesit ya da hayâl-ki gerçek kesitse, şimdiye kadar bize bu durumun hiç hissettirilmemesi kabul edilemez. 


Bu bölümde kabul edilemez gözüken bir başka şey de, Melisa ve Haluk arasındaki yakınlaşmaydı. Hele o ellerinin birbirine kavuşup, kalkıp içeri geçtiklerinde olacaklardan ötürü tiksindim de. Lâkin tahmin edilenin aksine, Melisa'yı takıntı haline getirdiğini öğrendiğimizde tahmin ettiğimiz şey tescillendi. Zira tek derdi, onun dizinde anne hasretini dindirmekti...

Beklenen Kral

Hiç yorum yok :

Yorum Gönder