25 Ekim 2015 Pazar

Kiraz Mevsimi: İnsan kalabilmek...


Anne olmak zor zanaat. Bunu annesini çok seven ve biraz da ona çektiren bir evlat olarak yazıyorum. Bazen kahrı çekilmez olabiliyorum; bazen yersiz atarlarım, bağırmalarım oluyor. Bazen haksızken, haklıymışım gibi davranıyorum ve o hep alttan alıyor. Dinliyor, anlamaya çalışıyor. Ben yerinde olsam bana katlanamam çoğu zaman ama o bana bayılıyor... Tüm bunlardan yola çıkarak, Ayaz ve Önem arasındaki ilişkiye baktığımda ve bu bölümde eve yatıya gelen annesine tavrını gözlemlediğimde, her şeyin yerli yerinde olduğunu görüyorum. Onların arasında daha farklı bir anne-oğul ilişkisi var ama karısını buldu mu annesini satacak bir erkek olmadığı da mâlum Ayaz'ın...

54. Bölüm


Ayaz ve Öykü arasındaki ilişki, ikinci sezonun ilk bölümünden beri olağanüstü. Arada sırada sürtüşmeler yaşıyorlar ama hep bir çıkış yolu bulabilmeleri, bu sezonun en iyi tarafı. Öyle, "Oldu sana küstüm, eyvallah" modunda değiller. Bu da ilişkilerinin daha sürtüşmeli, sonrasındaki barışma sürecininse daha ateşli olmasını sağlıyor. Bunu izlemek oldukça keyifli, tüm bunlara müdahil olan Önem'i anlamaksa çok güç... 


Her hafta farklı bir oyunla karşımızda kendisi. Öykü-Ayaz aşkına inanmıyor ve aralarındaki ilişkinin bitmeye çok yakın olduğundan emin. Bu süreci hızlandırmak, Öykü'yü pes ettirmek için de durmayacak besbelli. Sadece şirket sebebiyle rakip görmüyor onu; aynı zamanda Ayaz'ın kalbini çaldığı için de en büyük rakibi. Klâsik bir Türk kaynanası olduğu da buradan çok net ortaya çıkıyor. Onlar gibi oğlunu paylaşmaya pek niyeti yok. Ama iş işten çoktan geçti. Bir yerde durması gerektiğini elbet anlayacaktır da, o sürece kadar Öykü'nün çokça çekeceği kesin... 


Onun çekmelere doyamadığını hepimiz biliyoruz zaten. Nazmi'nin şirketinin başına geçtiğinde de, elbet bir şekilde çekeceği belliydi. Zira alttan alta kızının var olduğu dillendirilmiş, tehlike çanları da bu duruma eşlik etmişti. Naz'ın ortaya çıkacağı kesindi yani ama açıkçası bu kadar kısa sürede ortaya çıkıp, niyetini belli edeceğini tahmin etmemiştim. Biraz daha alttan altta çalışır ve son aşamada da tamiri kolay olmayan bir hasar bırakır sanıyordum... Öyle olmadı, hemen ortaya çıktı ve niyetini de belli etti. Anlattığı masala ilk aşamada, tüm saflığıyla Öykü kandı belki ama yine yeni yeniden Ayaz imdadına yetişti ve ona kolay lokma olmasını engelledi. Naz tehlikeli bir kadın. Mete'nin evine gizlice girmesi bile bunun en büyük kanıtı ve yapabileceklerinin sınırını kesinlikle tahmin edemiyorum. 


Naz'ın ne kadar tehlikeli olduğunu gördükten sonra Ayaz'ın tavrı da yüz seksen derece değişti. Öykü'yü kimselere yedirecek bir adam değil o. Evet, hâlen Öykü'nün şirket yönetemeyeceğinde hemfikir ama yanında duracak olması enfes... Bölümün başında, tüm umutsuzluğuyla ona bunu söylediğinde ben de Öykü gibi, genel eğilim aksine ona kızdım ve haksız buldum. Hâlen de bu savımın arkasındayım. Başarmak istediği bir şey olduğunda, Öykü'nün üstesinden gelemeyeceği hiçbir şey yok bana göre. Tabi dizinin önceki senaristlerinden Makbule Kosif de bu sava karşı çıkanlardan; not düşmek gerekir. On küsür bölüm boyunca Öykü'ye şekil vermiş birinin böyle düşünmesi de oldukça değerli. -Bu arada belirtmezsem duramam, Makbule Kosif'e ba-yı-lı-yo-rum!.-


Naz'ın hiçbir şeyden vazgeçmeye niyeti olmadığı, gazeteye verdiği ilânla da ayyuka çıktı. Burada şimdi önemli olan konuysa, Önem'in tavrı. Bakışlarından Öykü'ye karşı ılımlı bir tavır sergileyecekmiş hissi yayıldı ama ben ona güvenemiyorum. Naz'la bir iş birliği içerisine girmesi olası. Bakalım böyle bir şey gerçekleşirse, nasıl çoraplar örecekler Öykü'nün başına...


Öykü'nün şanslı olduğu nokta, Şeyma'nın dahi ona destek olması. Ona zamanında neler çektirdiğini, nasıl da sinir krizleri geçirdiğimizi hatırladıkça; gerçekten garip hissediyorum. Şeyma'yı iyi olarak izlemek olağanüstü. Öykü'nün kardeşi gibi hareket etmesi, uzun zamandır beklediğimiz şey. Ayaz, Şeyma, Mete, Burcu, Sibel, Emre, Meral, Bülent ve İlker; 9-2 şimdiden Öykü önde. Yani demem o ki ne çeşit çorap örülürse örülsün, her biri itinayla çöpü boylayacaktır kesinlikle...


Mete ve Şeyma arasındaki arkadaşlığın aşka dönüşmesini halen bir umut beklemekteyim. Bunun sinyallerini Mete cephesinde hiç alamasak da, ona bir yerden sonra dank edeceği kesin. ŞeyMet dizinin kesinlikle ideal çiftlerinden birisi olacaktır. Yani, Mete'nin bu saatten sonra Naz'ın cazibesine kapılmasını sadece salaklık olarak yorumlayabilirim-ki, onun da öyle 'ur varmış alalım' gibi bir çözümü yok.


İdeal çift olmayı başaramayacak olanlarsa Burcu-Emre, Sibel-İlker dörtlüsü... Bazen sırf zaman aksın, senaryoda farklı bir şey gösterilmiş olsun diye onları izlediğimizi düşünüyorum. Bunu yazmak istemem böyle ama çok boş o kavgalar, sürtüşmeler. Kesinlikle artık ne tatmin ediyor ne de ikna ediyor. Emre'nin gururu, Burcu'nun entel dürtüleri törpülenmiyor. İlker'in vurdumduymazlığıyla, Sibel'in dediğim dedik hallerine hiç girmiyorum bile. Artık farklı bir şeyler olmalı. Bu şekilde kesinlikle yürümüyor. Gerçekten çokça zorlama duruyor her şey...


Reyting sıkıntısı her daim dizinin ensesindeyken, her şeyin kusursuz olmasını beklemek ve istemek çok doğal, takdir edersiniz ki. Cumartesi bildiğin savaş alanına döndü. Birbirinden güçlü ve iddialı diziler yarış halinde ve bu rekabetin tatlı olmadığı da açık. Tepede olan ayakta kalmayı başaracak, kan kaybedense reyting canavarına meze olacak; düzen bu. Bu sebeple ipleri sıkı tutmalı. Seyirci cephesindeyse, rakip diziye sataşmamalı mesela. Bölüm etiketini spamlamamalı... Rekabetin, insani olanı makbuldür. Kazanmak sadece reyting tablosundaki sıralamada saklı değil, kazanmak ne olursa olsun 'insan' kalabilmekte de saklı...

Beklenen Kral

Hiç yorum yok :

Yorum Gönder