15 Ekim 2015 Perşembe

Poyraz Karayel: O kadar kolay olmamalı vazgeçmek...


Poyraz'a müdür diye kim görevlendirildiyse, hepsinin bir şekilde onun başına çorap örmek niyetinde olduğunu gördüğümüz bir bölümle ekrana geldi bu hafta; Poyraz Karayel... Adil Topal'ın adamı Ufuk'u sanırım her hinliğin başında görmek hiç de sürpriz olmayacak bundan sonra. İşin içerisine bir de Meltem dahil oldu ki, kızın günahını aldığımızı da anladık. Peki ya günahını durduk yere mi aldık?..

27. Bölüm


Poyraz için bahtsız bedevi demeyi çok seviyorum ve o da taktığım bu lâkabının hakkını vermekten hiç geri durmuyor. Bir insanın sürekli başına iş açılması da çok garip aslında. Hele de son dönemdeki tüm felaketlerin sebebinin kardeşi olduğunu öğrenmek, daha da koydu ona.. Meltem'in bir hacker olduğunu gördük geçtiğimiz bölüm. Aklının gayet yerinde olması gerekir yani. O sözde terörist grubu bile yaratanın Ufuk olduğunu düşünürsek, nasıl bir kafayla tüm bu işlerin içerisine düştüğü muâllak. Sinan'ı vuran bile o değilken, neden dosyayı almak için eve girdiğini hele hiç anlamadım. Hadi üzerine bir suç atılacağını anladı ve erken davrandı diyelim; o albino adamı neden inşaattan aşağıya attı peki? Sanırım onun ruh halini, karakterini çözmek için biraz daha zamana ihtiyacımız var. 


Anlamadığım bir diğer mevzu da Ufuk'un, "Adil Topal ile ilgili neler biliyorsun, anlat" demekle ne kastettiği. Meltem onları terk edip giden babasının peşini bırakmamış ve derinlemesine bir takibe girişmiş belli ki ve belki de, sonuca da ulaşmıştır. Şimdi de Adil, hakkındaki gerçekler ortaya çıkmasın diye kıvranıyor olabilir. Muhtemelen Adil'e açılacak olan kapının kilidi Meltem'de duruyor ve bu gizi aydınlatması için o seçilmiş. Bakalım o elindeki anahtarı ne zaman kullanmayı seçecek. Ufuk'un elinden bir şekilde kurtulacağındansa eminim...


Emin olduğum bir başka şeyse, Poyraz'ın başının dertten hiç kurtulmayacağı. Uzun zaman sonra kardeşini yeniden karşısında gören ve Sinan'ı öldürmeye çalışanın o olduğunu düşünen birisi için çok salim kafayla yaklaştı mevzuya. Suçlamadı, hakaret de etmedi ama tüm bunların sonucunda bir umut ışığı da yok ortada. Üzerine Mümtaz gibi, yeni müdürünün de kirli hesaplarda olduğunu öğrendik. O bunu ne zaman öğrenir? Sanırım biraz daha çekmesi gerekir... Meltem ve Poyraz'ın arası düzelir mi, düzelirse Meltem'i nasıl bir karaktere dönüşmüş olarak izleriz çokça merak ediyorum. Hani şuanki kafasıyla ne iyi bir kardeş olabilir ne de Zülfikar'ın seveceği bir zevce...


Sevmek demişken, Poyraz ve Ayşegül arasına kim girerse dere tepe düz giderim söyleyeyim... Begüm'ün gazlamalarıyla Ayşegül'ü arayan küçük velet Sinan'a ayar olduğum doğrudur yani. Bir çocuk olarak, elbette anne ve babasını bir arada ister; en doğal hakkı. Yalnız, Ayşegül'ün ona annesinden daha iyi yaklaştığı zamanları unutmamalı...


Begüm'ün sürekli bencilliklerine Sinan'ı ortak etmesi de ayrı bir mevzu. Düzeldi diyoruz ama içinde değişim yok aslında. Sadece geçtiğimiz sezona göre daha çok gülüyor ve olumlu, o kadar. Gerisi aynı hikâye. Tam da bu sebeple ona, Poyraz'la Ayşegül'ün ateşli öpüşmesini dayatmak istiyorum. Görsün, görsün de çıldırsın böyle... Bu arada o nasıl bir öpücüktü arkadaş? Hayâl bile olsa, yandı tutuştu her yer. Devamını bekleriz, mümkünse bir sonraki sefere daha az yiyişiniz, ayıbb... 


Ayşegül'ün Sinan'ın söylediklerinden sonra kendini geri çekmesi, elbette tam da karakterinden beklenecek bir davranış. Tabi isyan edeceğim şey, tüm bu olumsuzlukların sonrasında hep onu Mete'ye itilirken bulmaya başladık. Poyraz'ın ona bir şey olur korkusu, Sinan'ın arayıp babasından uzak durmasını söylemesi şimdiden iki kere Mete ile Ayşegül riskini tetikledi. Bir üçüncüsüne kalp dayanır mı bilmem. Hani benim dayanmaz belirteyim...


Kedilerin dokuz canı var derler, bilirsiniz. Dört ayakları üzerine düşmelerinin, bir şehir efsanesi olmadığı da mâlumunuz. Acaba tüm bu verilerle, Songül için bir çıkarıma ulaşabilir miyiz?. Asıl kedi kadın o mu yoksa?.. Hani başka türlüsü pek de mümkün gibi durmuyor. Ya küçükken bal kuyusuna düştü ya da var geninde bir şeyler... Kısır olduğunu öğrendikten sonra Sadreddin'in onu karşısına alıp öldürmeye girişmesi hiç de sürpriz olmadı, geçtiğimiz bölüm. Tabi aynı şekilde Songül'ün bu meseleden yırtması da sürpriz olmadı. Bir önceki bölüm yorumumda değindiğim gibi, tehdit ederek alt etmesini bildi Sadreddin'i. Erkeğim diye gezen Sadreddin de ondan alamadığı hıncı, gitti sırf korna çaldı diye elalemin adamından çıkardı. Hazır böylesine kuyruğunu sıkıştırmışken o, Songül'ü daha dişli bir şekilde izleyeceğimizse kesin.


Kesin olan başka bir şeyse, Sema'yı böyle görmenin dayanılmaz olduğu. Geçtiğimiz sezon yeri göğü inleten kadını bu hale nasıl getirirsiniz aklım almıyor. Lavabonun önünde durup, ne yapacağını bilemez birine dönüşmemeli. O fettan kadını geri istiyorum ben. Zira böyle etkisiz bir şekilde devam etmesi durumunda iyice silinecek karakteri... Kafasının içerisinde normal olmayan bir gidişatın seyrettiğini Sefer yavaş yavaş kavramaya başlamışken, o hastalığının son raddesine geldiğinde sevgili Ethem Özışık'ın eline ne geçecek çokça merak etmekteyim. Ne Mete'ymiş arkadaş, uğruna herkes bir yana dağılıyor bu sezon...


Şimdiye kadar sevgi dolu, babacan, sert ve otoriter bir adam olarak izlediğimiz Bahri'de de bu sezon büyük bir değişim gözlemekteyiz. Aile reisliğini iktidarsız, basiretsiz vede gerizekalı oğlu Sadreddin'e verdikten sonra çiçekle böcekle de uğraşmaya başladı-ki, tam bir dede kıvamına erişti... Mete'nin (her yerden çıkıyor, evet) Ayşegül'le, geçtiğimiz hafta konuştukları iş için evine gittikleri Despina'nın içerisinde olduğu zor durum ise şimdi de onun aşk defterinin sayfalarını aralamaya başladı... 


Bir bankanın %10 hissesine sahip olan Despina, bu hisseleri zorla eline geçirmek isteyen hayvanlarla tek başına mücadele edemeyeceğini anlayınca; Ayşegül'ün her şey baştan netleşsin diye yemekte bahsettiği Bahri'nin kapısını çalmakta buldu çareyi. Lâkin hakkında çıkan onca habere rağmen, Bahri'yi hiç tanımıyor olması garipti. Kültür Sanat içerisinde hayatını sürdüren entel bir kadın tamam da, hiç mi haber bülteni izlemiyor ya da gazete açıp okumuyor yahu?.. Bahçıvan sandığı adamın, tam da aradığı kişi çıkması karşısında duyduğu mahcubiyet şahaneydi. Hele Bahri'nin, kırılıp dökülmeleri yedi beni. Büyük bir aşk doğuyor efenim, alıcınızın ayarlarıyla oynamayın derim. 

Ha bu arada, Despina meselesinin altından da Adil Topal çıkarsa "yuh!" derim söyleyeyim. Oldu olacak ülkenin tapusunu ona versinler. Adam boşuna tezgah kurmaya çalışmasın kimseye...

Beklenen Kral

2 yorum :

  1. Bayağı yazmışsın hastasın galiba.:) Ben ilk sezonu iki kere izledim ve sadece uzatılmış sahneler dışında bir şikayetim olmadı. Yeni sezon beklentilerimin altında kaldı, sadece Sinan'ın vurulması diziyi yukarı taşıdı. O ilk sezondaki gibi inandırıcı diyalogları yakalayamıyorum. Herkeste bir sahtecilik görüyorum. O tesadüfler yok mu hele? Bir de vukuat olmadı, çok durağanlaştı.

    Bence dizi bir sezon planlandı. Senarist ikinci sezon için çok umutlu değildi. Zaten ilk sezonun yayına girmesi de bayağı zaman almıştı. O yüzden ikinci sezonda böyle bocalamalarla devam edecek gibi gözüküyor. Reytingde ikinci sırada, biz ne dersek diyelim, reyting varsa devam eder. Bknz. Kırgın Çiçekler. Böyle saçma bir dizi olamaz, klişenin de bir şanı var.

    Son olarak oyuncuların senaryoya karışmaları gerekir. Ben çoğunun para kazanmak için, işin niteliğini düşündüklerini sanmıyorum. Bu günümüz yaşam anlayışına da oldukça uyuyor, talep görüyorsa yetiyor.

    YanıtlaSil
  2. Bir iki bölüme eski tadına döneceğini düşünüyorum ben yeni karakter tanıma falan sıkıcı olabiliyor. Hele adilimiz girsin tadı yerine gelir bence.

    YanıtlaSil