1 Ekim 2015 Perşembe

Poyraz Karayel: Ölür mü dersin?..


Tam tamına üç ay süren bir aranın ardından, genel itibariyle sıradan ancak son sahnesiyle insanda vurgun yemiş hissi uyandıran bir bölümle yeni sezona merhaba dedi; Poyraz Karayel... Poyraz'ın bir türlü ödemeyle bitiremediği bedellere daha ilk bölümden bir yenisi eklenmiş olabilir. Eğer eklendiyse, bundan sonra Poyraz asla bizim tanıdığımız Poyraz olmayacaktır...

25. Bölüm


Aradan geçen üç ayla birlikte herkesin farklı hayatlara itilmesi, dizinin başlangıcının dinamiğini oluşturdu. Başta verilen palyaço sahneleriyle, sondaki trajik sahneye hizmet edilmesi de Türk dizilerinde daha önce gördüğüm bir uygulama değildi. Daha çok Amerikan dizilerinde kullanılan bu uygulamanın, dizinin ana dinamiğine dönüşüp dönüşmeyeceğini çokça merak ediyorum doğrusu... 


Geçtiğimiz sezon Poyraz'ı yeniden polisliğe dönerken bırakmıştık. Çok şükür aradan geçen zamanda bir vukuata imza atıp da kaptırmamış yeniden polisliği. Tabi olur olmadık serserilikler de yapmıyor değil yine. Hakkındaki gerçekleri öğrendikten sonra ortalardan kaybolan Ayşegül'ü köşe bucak her yerde arayan ve sonunda Yunanistan'da olduğunu öğrenince 'kırmızı bülten'li bir yakalama kararı çıkarttıran Poyraz'ın, söz konusu aşk olduğunda ne gibi saykoluklar yapabileceğine bir kez daha tanıklık etmiş olduk. Zira, bu yaptığı hem Türkiye hem de Yunanistan istihbaratını ayağa kaldırmış olarak gösterildi. Onun başı derde girmekten son anda kurtulmuşken, götürüldüğü polis merkezinde karşısında Poyraz'ı gören Ayşegül'ün pek de mutlu olmadığını tahmin edebilirsiniz sanıyorum... 


Ayşegül'e yaşadıkları çerçevesinde hak vermemek mümkün değil. İçerisine düştüğü aşkın, aslında en başından kurgulanmış bir oyun olduğunu düşünmesinden daha doğal bir tepki de yok. Poyraz'ı unutmak için elinden geleni yapan ama başaramayan olarak, bundan sonra rotasını nasıl çizeceği de meçhul. Hayatına Mete'nin girmesi sebebiyle bu sefer, "Ne olursa olsun Poyraz'a dönecek" de diyemiyorum. 


Özellikle Adil'in adamı Ufuk tarafından gözleri korkutulan hiç bir avukat davayı üstlenmeye cesaret edemezken, Bahrilerin davasının gönüllü avukatı olması ve üzerine bir de Bahri'nin eski ahbabının oğlu çıkması durumu daha da karmaşık bir hâle getirdi. Hakkında yazılmış her cümle, Mete'yi hem Bahri'ye hem de Ayşegül'e daha çok bağlar oldu bölüm boyunca. O bağın da kolay kolay kopmayacağı kesin. Poyraz daha fazla mücadele etmek zorunda kalacak yani bu durumda.


Üzerine birkaç kelam etmeden geçmek istemiyorum. Fırat Çelik'in, bu karakter için uygun olup olmadığı noktasında büyük karamsarlıklar taşıyorum ne yazık ki.  Sanki bu rol için daha farklı bir isim seçilebilirdi diye düşünüyorum. Uzunca bir süre de Mete'ye katlanabileceğimi pek sanmıyorum...


Bahrilerin hapiste apart usulü bir yaşam kurmuş olmaları, bölümün tek sevimli sahnelerini izlememizi sağladı. Keyifleri yerinde olan beşlinin hapisten çıkmasıyla da, özellikle Adil cephesinde yeni yaşanacakların fitili ateşlendi. Bu durumdan nasibini alacak bir diğer kişi de, Ufuk'un tehdit etmesine karşın davayı üstlenen Mete olacak. Tabi onun da arkasının sağlam olması, lehine. Dedim ya Mete her şeyiyle, "Ben buradayım" diye bağırıyor bize...


Aynı şekilde bağıracağını göreceğimiz bir diğer kişi de şüphesiz ki, Sadreddin... Bahri'nin torununu kucağına almanın duygusallığıyla, aile reisliğini ona devrettiğini düşünüyorum. Zira aradan geçen zamanda, her ne kadar hapishane içerisinde ne olduğunu göremesek de Sadreddin'in değişmiş olabileceğine pek ihtimal vermiyorum. Ha değişmiştir, bunu bize de gösterir amenna. Lakin bu kararla Adil Topal'ın daha en başında 10-0 öne geçmiş olduğu gerçeği atlanmamalı. 


Atlanmaması gerek bir diğer konu, Sadreddin'in aile reisliğini kaybetmesinin yolunu da açabilir. Mâlum geçtiğimiz sezon Songül başkasının spermleriyle hamile kalmış ve parasını eksik ödediği için doktoru onu gerçeği herkese söylemekle tehdit etmişti. O da adamın üzerine iftira atıp Sadreddin'i çıldırtmış ve doktorun ölümüne sebep olmuştu. Ölür ayak doktorun ahı tuttu ki, Songül'ün oyunu da ilk bölümden ayağına dolandı. Kısır olduğunu öğrenen Sadreddin, koltuğunu geri vermemek için bu gerçekle yaşamaya devam edecektir de, bunu bir şekilde Bahri öğrenirse ne olur bilmem. Ha bu arada Songül'e yine yeni yeniden hiçbir şey olmaz. Sadece yalanının ortaya çıkmışlığıyla kalır şüphesiz. Dizinin en ballı karakteri olma istikrarına zeval geleceğini sanmıyorum.


Annesinin İsviçre'den dönmesi sonrasında, babası ve onun arasında çokça git-gel yaşayan Sinan, belki de en mutlu olduğu yazlardan birini geçirmesinin ardından ülkeye döndüğünde, ilk görmek istediği kişinin babası olmasından daha doğal bir şey yoktu. Lakin bu buluşmanın öncesi ve sonrasında yaşananların tümü, onun için büyük bir kaosun zeminini hazırladı. Geçtiğimiz sezona göre kat be kat değişmiş bir karakterle karşımızda olan Begüm, Sinan'a hazırladığı sürpriz doğum günü için çağırdığı palyaçolarla eğlence isterken büyük bir trajediyi hem yaşamış hem de yaşatmış oldu... 


Yabancı bir devlet görevlisinin içerisinde olduğu konvoya yapılacak bazukalı saldırıyı şans eseri görüp(!) önleyen Poyraz, o terörist grubunu haliyle kendi üzerine çekti. Her şeyini incik cincik eden teröristlerin amacı birden ellerinde patlayan bu planın öcünü ondan almak olmuşken, bunun için en kolay yol da Begüm'ün doğum günü için ayarladığı palyaço hizmetiydi. 


Trajik iki ölümle geçen bir geçiş sahnesinin ardından evde biten ikilinin niyetini Poyraz'ın hemen anlaması bir an için sorun olmayacak hissi uyandırdı ama o harala gürele içerisinde Ayşegül'le telefonda gönderdiği hediye için teşekkür konuşması yapan Sinan'ın hareketsiz yerde yattığını gördük. Herkesin yaşadığı şokun birden acıya dönmesiyse bu andan itibaren kaçınılmaz olmuştu...


Sinan'ın, hikâyeye derinlik katmak için öldürülme ihtimali yüksek gibi duruyor. O sahnede Poyraz'ın haykırmak yerine Sinan'ı bir arabayla hastaneye götürmeye çalışmamasını ve hatta, gelecek bölüm fragmanında gösterildiği üzere ambulans beklemesini de biraz buna bağlıyorum. Özellikle Poyraz'ın Bahri tarafından affedilmesi için böyle bir trajediye ihtiyaç vardı. Gelecek bölüm fragmanında da gördük ki o amaca ulaşılmış. Adil de muhtemelen torununun başına gelenler sonrasında ortaya çıkacak. O zaman Poyraz'ın karşısına babası olarak mı dikilir, yoksa geçmişte üç kardeşiyle kurduğu pusuda babasını öldürdüğü Bahri'nin can düşmanı olarak mı bilinmez. Bekleyip, göreceğiz...

Beklenen Kral

1 yorum :

  1. Sinan'ın ölmeyeceğini umuyorum. Baba oğul ilişkileri çok tatlıydı. Mete karakteri bana da bir oturmamışlık hissettirdi. Oyunculuk da o kadar iyi oyuncunun içinde ilk bölümde çok sırıtmış. Ben iyi bir dizi izleyicisi olmadığım için hep mi böyle yoksa alışamamanın verdiği bir durum mu bilemiyorum. Esas Sema'yı merak ediyorum. Deliriyor mu acaba annesi gibi.

    YanıtlaSil