29 Ekim 2015 Perşembe

Poyraz Karayel: Oyun içinde oyun


Bir baba oğulun birbirini ters köşeye yatırması ve karısından ölesiye kurtulmak isteyen bir adamın, sonunda silahla yatacak kadar tırsmasıyla geçen, zamanın nasıl aktığını anlamadığım bir bölümle ekrana geldi bu hafta; Poyraz Karayel. Dizi süreleri o kadar uzadı ki, bunu diyebildiğim zamanlar çok az oluyor artık. Her sahnesinde keyiflendim ve tatmin oldum diyebilirim...

29. Bölüm


Poyraz ve Ayşegül'ü bir arada görmek, dizinin sıkı bir izleyicisi olarak en özlediğim iki şeyden birisiydi. Bölümün başındaki kırılma noktası, ardındansa gayet alaturka bir şekilde Poyraz'ın kendini affettirmesi derken; sonunda dudaklar yine büyük bir ateşle birbiriyle buluştu. Aşk, onlar için kaçınılmaz bir son ve ne olursa olsun bir araya geleceklerinden şüphe etmek hata olur. Araya giren nifak tohumunun isteneni verememesi, sadece durumu bu bölüm biraz hızlandırdı o kadar... 


Evet, Mete'den bahsediyorum. Ne yazık ki ona ilk bölümden beri bir türlü ısınamadım. Hem karakterin hep bir 'havada kalmış' olmasından hem de doğrudan Poyraz-Ayşegül ilişkisi ve Sema'nın yerine geçme ihtimalinden beslendi bu hoşnutsuzluğum. Bu bölüm iki cephede de o kadar doğru adımlar atıldı ki, "Acaba yakında Mete'ye veda mı ederiz?" diye de düşünmedim değil. Tabi bunlar olmazsa, 'kötü adam' olarak izleme ihtimalimiz de var. Yani, Adil Topal'ın safına geçerse hiç şaşırmam... 












'Küçük velet' Sinan'ın annesinin söylemleriyle Ayşegül'ü arayıp, babasından uzak durmasını istemesine herkes gibi ben de sinir olmuştum. Lâkin bir zaman sonra bu hatasından dönme ihtimaline de tutunmuştum. Mâlum, karakter itibariyle ağzında pek bakla ıslanmıyor ve Ayşegül'ü de çok seviyor. Sonunda dayanamayıp Poyraz'a olanı biteni anlatması enfesti. Daha biraz önce Ayşegül'le büyük bir 'aşk harbi'nden çıkmış Poyraz'a da bu haliyle ilaç gibi geldi. -Yalnız değinmeden geçemeyeceğim; sahnedeki gözlerinden aşk fışkırarak, aşktan vazgeçmeye çalışma görüntüsü olağanüstüydü. Burçin Terzioğlu ve İlker Kaleli resmen oyunculuklarıyla içimize işledi.-





O çatışma sahnelerinin en sevdiğim yanı, sonunda kavuşmaları oldu tabi ki. Şahsen bu bölüm için hiç umudum yoktu. Hatta gelecek birkaç bölüm için yoktu diyebilirim. Mete'nin Ayşegül'le biraz daha içli-dışlı yazılacağını düşünmüştüm. Nişana gitme mevzusuyla da bu taçlanmıştı ki, fragmandaki sahne 'dank!' etti. Poyraz'ın performansı şahaneydi de, daha sonra Ayşegül'ü alıp çöp kamyonuyla gezdirmesine ne desem bilemedim. Adam antikahraman tamam da, Ayşegül'e de yazık. Neyse sonunda duduşlar buluştu ya, ona da ses etmeyelim bari...


Poyraz'ın tek mücadelesi Ayşegül'le arasını düzeltmeye çalışmak değildi. Geçtiğimiz bölüm yıllar sonra babasını ilk kez karşısında görmüş, üzerine de milletvekili olduğunu öğrenmişti. Tabi hemen aklına Adil Topal olduğu gerçeği geldi ve bu bölümde de Adil, o olmadığını ispat için bir oyuna girişti. Ufuk aracılığıyla kurduğu tuzak ardından Poyraz'ın yemi yutması beklenendi; son ana kadar da öyle gidecekti. Lâkin Meltem'in dengeleri değiştiren mesajı, Poyraz'ı bu sefer rol kesmeye itti. Beş dakika öncesine kadar belki de gerçekten sergileyeceği davranışları, şimdi sadece onu kurduğu tezgaha inandırmak için sergiliyordu. Adil'in artık kendinden şüphelenmediğini düşünmesi, Poyraz'ın onun yanında rahatça kuyusunu kazması için büyük fırsat olacak bundan sonrasında...


Yazının başında dedim ya, 'dizinin sıkı bir izleyicisi olarak özlediğim iki şey var' diye; ikincisi de Sema'yı eski enerjisinde görmekti. Annesi gibi bir aizheimer olacağı kanısıyla sarsıldığım ikinci sezonun ilk bölümünden beri, onun da değişimini izliyoruz. Her geçen hafta biraz daha karakterinin değiştiğini ve rolünün azaldığını görüyorduk. Sanırım reytinglerin hafif düşmesiyle, senaryoda Mete'nin etkisizleştirilmesine karar verildi ve bu da Poyraz-Ayşegül ilişkisinden sonra, Sema'ya yaradı. Bölüm boyunca hiç git-gel yaşamadı. Doktor kontrolünde de beyninde bir şey bulunmadı ama tabi, aizheimer da zaten bildiğim kadarıyla öyle içeriden kendini gösteren bir hastalık değil. Ben yine de iyi düşünmek istiyorum. Sema'yı eskisi gibi görmek moral oldu bana. Hep de böyle kalsın, rica edeceğim...


Aile reisliğinden elini eteğini çektikten sonra bahçeyle, çiçekle, böcekle ilgilenmeye başlayan Bahri'nin aşk yolculuğu da tam gaz devam etmekte. Despina'nın ortağı da olduktan sonra, kimse tutamaz artık Bahri'yi. Despina malikaneye de taşınır artık, değme Bahri'nin keyfine. Hele Songül, iki kere memnun olur bu duruma(!). Mâlum Sadreddin aile reisi olunca, o da kendini malikanenin hanımı belledi. Ona da aralıksız saydırır dururdu herhalde... 


Songül hiçbir şekilde başına kötü bir şey gelmeyen, masalsı bir karakter bildiğiniz gibi. Her türlü kazadan beladan kurtulmayla geçiyor ömrü. Herhalde bunu Sadreddin de anlamış olacak ki, son raddede artık yastığının altında silahıyla uyumaya bile başladı. 

Kadın ruh hastası ve senaristin en çok koruyup, gözettiği karakter. Allah muhafaza, "Songül elindeki bıçağı Sadreddin'in boğazına dayar" yazsa yandı!. En mantıklısını yapıyor bizim basiretsiz, mankafa Sadreddin...

Beklenen Kral

Hiç yorum yok :

Yorum Gönder