10 Kasım 2015 Salı

Güneşin Kızları: Bir ateş oyunu...


İki büyük sorunun cevap bulduğu bölümüyle ekrana geldi bu hafta, Güneşin Kızları. Biri Ali ve Haluk arasındaki bağ, diğeriyse Savaş'ın annesinin başına gelenlerin sorumlusunun kim olduğu... İkisi de -en azından benim- beklediğim şekilde sonuçlandı. Özellikle Savaş cephesinde artık Haluk'u görmek istemediğimden, Rana'nın olayın baş kahramanı olmasına sevindim. Tabi gel bunu bir de Savaş'a sor derim...

21. Bölüm


Her bölüm farklı bir yöne savruluşunu izliyoruz Savaş'ın. Ne kadar aydınlığa çıkmak isterse istesin, birileri sanki paçalarına yapışıp karanlığa çekiyor gibi. Hayat neresinden tutarsa tutsun elinde kalıyor. Üzülüyor, kırılıyor, yeniden ayağa kalkmak için çaba sarf ediyor; hop, yeniden başa dönüyor... 


Nazlı'ya duyduğu aşk onun kurtuluşu oldu. Hayata daha pozitif bakabilmesi, gülmesi, bir şeyler yapabilmesi için sebep bir yerde. Lâkin aralarında Melisa olduğu sürece, doğru dürüst bir aşk yaşayabilmeleri bundan sonra belli ki çok güç. Ya karakter uzaklara yol almalı ya da Savaş takıntısını bırakmalı...


Rana'nın Nazlı ile arasındaki aşkı öğrenmesini sağladı; ateşin altını yaktı... Nazlı'ya, Savaş'ın annesinin başına gelenlerin sorumlusunun Mertoğlu ailesi olduğunu söyledi; ateşi harladı... Ve Savaş'la tam uzaklara kaçmak üzereyken, Nazlı'yı köşeye sıkıştırmak için bildiği gerçekleri kullandı; yandı, bitti, kül oldu... Melisa tehlikeli biri. Yaptığı aslında Savaş'a büyük iyilik. Ama bunu iyilik olsun diye yapmadığını da çok iyi biliyoruz. Emeline ulaşır ve Nazlı ile Savaş'ın arası bozulursa, eline ne geçecek çok merak ediyorum. O tren artık kaçtı çünkü. Savaş'ı bir daha elde edebilmesi zor değil, imkansız...


Peki Nazlı bildiği gerçeği anlatmalı mıydı?.. Anlatamazdı ki, ne diyecekti?.. Babası ile ilgili gerçekleri öğrendiğinden beri tam da olması gerektiği kıvamda bir karaktere evrildi. Özellikle Savaş'a yaklaşımı noktasında çok tutarlı. Ama tüm bu yakınlık, aşk, tutku ya da adı neyse o; bildiği ağır gerçeği ona aniden anlatması için bir sebep olamazdı... Hele de bunları söyleyen kişi Melisa iken... Savaş'ın en hassas noktası olduğu için bir süre kanırtacağı kesin tabi. Nazlı ile aralarına bir süre yüksek duvarlar örülebilir. Ama o duvarlar daha önce, Rana ile aralarına örülecekler...


Geçtiğimiz bölüm Haluk'u boğazladığı yerde bırakmıştık diziyi. Oradan devam etmedi tabi. Savaş içtiği antidepresanların etkisiyle üzerine yığılıp kalmış olarak gösterildi daha sonra. Bu sırada hafızasını kısa süreli kaybetmişti... 


Annesinin intihar etmesinin altından da Haluk'un çıkmasını gerçekten hiç istemiyordum. Bir karakterin bunca kötülüğün başrolü olması gerçekten katlanılmaz çünkü. Geçtiğimiz haftaki yorumumda değindiğim gibi, bu ölümün sorumlusu Rana çıkmalıydı ve öyle de oldu. Nedir, ne değildir bilemiyoruz ama kadının intiharının sorumlusu o. Ve kısa süreli hafıza kaybı yaşayan Savaş da, Melisa'nın sürüklediği şok dalgası sebebiyle bu sefer tüm gerçekliğiyle olaya hakim. Birkaç bölümdür büyük bir kibre bürünen Rana'ya bu gerçeğin ortaya çıkması yetecektir. Zira Savaş'ı sonsuza dek kaybetmiş bile olabilir. Bu da onun ödeyeceği en büyük bedel olacak ve bunu şüphesiz hak etmiş...


Son kertede tüm aşk, büyük cesaret gösterip birbirlerini sevdiklerini haykırmaları ve kaçma plânları şimdilik derin dondurucuda. Bakalım Savaş, Nazlı'ya nasıl yaklaşacak...


Onların yaşadığı kadar sancılı, Ali ile Selin cephesi de. Ama burada suç kızımızda. Aşktan tüm gücüyle kaçan, lâkin aşktan da derbeder olan olarak; en büyük bedeli ödeyen yine kendisi. Üzerine bir de Elif geldi, dertleri katlandı. Selin'in aşk noktasındaki değişmez görünen fikirleri, ikisini buraya sürükleyen. Ali'yi Elif'e iten de bu tavır oldu. Elif'inse şimdilik bir görevmiş gibi yaklaştığı Ali'ye zamanla aşık olacağını kestirmek güç değil. Selin sonunda, onu deliler gibi kıskandığını haykırdı ama çare olmayacak bu bir süre daha duruma...


Bu bölüm yan yana geldikleri her sahnede didiştiler. Selin'in kıskançlığını ayyuka çıkaran tavırları ve bunları inkar edişleri arasındaki git-gel sebebiyle ortada bir AlSel yoktu açıkçası. Bu bölüm SavNaz'a adanmıştı daha ziyade. Gelecek bölümlerde, özellikle Elif üzerinden onları da sancılı bir süreç bekliyor. Hiç kaçmaz, mâlumunuz...


Ali için bir de hayatının dönüm noktası söz konusu. En başından beri Haluk'un öz oğlu olmadığına inanıyordum. Tabi bu gerçeğin ortaya çıkmasıyla, ikizlerin Haluk'un kızları olma ihtimali de ayrıca güçlendi. Her şey tam bir arapsaçı moduna girebilir ileride. En azından, Ali ile Selin aşkı arasında engel teşkil eden bir şey olmadığını öğrendik. Bu gerçeği Ali ne zaman öğrenir muâllak. Haluk'un Zafer'den sonra şimdi de uzunca bir süre Levent ile uğraşması gerekecek. Ah kör kütük aşık Sevilay, ah. Bu muydu aşkının gücü?.. Kıtır kıtır kesmez mi Haluk seni şimdi?.. Ali ne kadar geç öğrenirse, Haluk o kadar erken öğrenecektir gerçeği çünkü.

Dizi artık farklı bir yola girdi. Ortaya çıkan bu iki büyük sır, rotayı farklı bir yöne kıracak ve neler olacağı da bilinmezliklerle dolu. Sadece verilebilecek -ilk- tepkileri kestirebiliyorum. Bir sonrasında ne olur derseniz, öyle bakar kalırım. Bakalım, senaristlerimizin kalemi nereye taşıyacak bundan sonra diziyi...

Beklenen Kral

Hiç yorum yok :

Yorum Gönder