17 Kasım 2015 Salı

Güneşin Kızları: Geçmişin derin sancısı...


Haklı ile haksızın yer değiştirdiği, suçlunun cezasını bulduğu ve aşkın hem komedi hem de dramla güçlü kılındığı bir bölümle ekrana geldi bu hafta; Güneşin Kızları. Yine başından sonuna gerilim doluydu. Lâkin aralara serpiştirilen bin bir komiklikle, o gerilimin yok olduğu da çok oldu...

22. Bölüm


Üç haftadır her yazıma Savaş'la başlıyorum ve yine geleneği bozmayacağım. Zira, hikâye onun üzerinden daha çok yürür oldu son zamanlarda. Nazlı ile geçtiğimiz bölüm kaçmaya meyletmişler, Melisa yüzündense bu plânın suya düşeceği ortaya çıkmıştı. Ama bu bölümün sonunda iyi ki, Melisa öyle bir hamle de bulunmuş dedim. Zira hem Nazlı ile Savaş daha güçlü bir birlikteliğe adım attı hem de çok merak ettiği annesinin intihar sebebini öğrendi. Tüm bunlar yaşanırken olansa, Rana'ya oldu...


Rana'nın ilk bölümlerdeki sivriliğine geri dönmesi, son dört-beş bölümdür gerçekten sinir bozucuydu. Hele Savaş söz konusu olduğunda şirazesinden daha da çok kaydığı mâlumunuz. Böylesi bir sevgi ve bağın suçluluk psikoloji ağırlıklı olabileceğini ise birkaç bölüm önce keşfetmiş, geçtiğimiz bölümde de öyle olduğunu görmüştük. Bu hafta ise tam olarak olayın derinliklerine daldık. Rana ve Haluk'un bazı yönlerden nasıl birbirleriyle benzer olduklarını da görmüş olduk. 


Savaş'ın annesi ile kurduğu dostluk, nişanlısı-Savaş'ın babası- ile gönül ilişkisine döndükten sonra her şey karmakarışık olmuş. Bunu öğrenen kadıncağız da kendini asarak, bu gerçekten kaçacağını sanmış. Her hâlukarda ise olan Savaş'a oldu. Tüm bu yaşananların sorumlusu olarak da Rana'nın onu sonsuz bir sevgi ile büyütmesi olağan ve çok doğru... 


Nazlı ile Savaş'ın, Rana'dan gerçekleri öğrenmek için kurdukları plân başarıyla sonuçlandı. İlk başta Savaş'ın gerçekten intihar edeceğini sanmadım değil, lâkin arabada Nazlı'nın telefonla uğraştığını görünce mevzu çözüldü. 


Savaş yaşıyor, gerçeklere de artık hakim. Rana'ya tam da olması gerektiği gibi bir tepki de verdi ama orada asılı olan ip düzeneğinin nereye varabileceğini kestiremedikleri kesin... Gelecek bölüm Rana'nın, hayatına tam da dönüm noktası olan yerde son vereceği tutarsa bak sen. Yeni dramlar Savaş'ı bekler... Gerçekten yazık bu çocuğa...


Savaş ile Nazlı cephesi bir gerilim hattıyla başladı, sonra yumuşacık bir kıvama geldi. Ali ile Selin cephesi ise tam da özlenilen şekildeydi. İtiraf etmeliyim ki, ikisi de olabildiğince tatlılardı. Didişmeleri, yer yer cilveleşmeleri ve Ali'nin bir oyunla Selin'in dudaklarından öpmesi derken; ihya olduk diyebilirim. Bunlardan sıyrıldığımızdaysa, özellikle Ali cephesinde bin bir gerilim hortlamayı beklemekte...


Levent, DNA testi sonrasında Ali'nin kendi oğlu olduğunu öğrendi. Tabi bu mesele, öğrenip de bitecek türden olmadığından varlığını her hafta biraz daha yoğun hissedeceğimiz tescillendi. Onun elindeki piyon, Elif. Ali'nin yılmaz savunucusu ve daimi aşkı olarak her daim öne çıkacak Selin ise Elif'in peşinde... Ve son kertede, Ali'nin peşinde bir iş gereği takıldığını öğrendi. Bakalım bu gerçeği nasıl kullanacak. En önemlisi de dediği zaman Ali inanacak mı; göreceğiz...


Ali'nin Levent ile karşılaşmasının sonucunun, "sen benim öz oğlumsun" kıvamına kolay kolay gelmeyeceğini biliyoruz. Geçtiğimiz bölüm yorumumda da dediğim gibi, "Ali ne kadar geç öğrenecekse, Haluk da o kadar erken öğrenecek konuyu". Bu bölümden deşmelere başladı. Sevilay ile arasındaki bağın da farkına vardı. Yakında ayar gerçeklere. Zaten o aymasa da Levent uzun süre ondan saklayacak gibi durmuyor. Haluk gerçeği öğrendikten sonra Ali'ye nasıl davranır o da muamma. Sonunda Ali öğrendiğindeyse, her şey arapsaçı...


O zaman en büyük yardımcısı şüphesiz Selin olacaktır. Moral vermek ve sevgisiyle iyileştirmek için elinden geleni yapacağı kesin. Nazlı'nin can kardeşliği dışında, bir dostluğa da yelken açmış durumda hem o. Destek kuvvetleri de artacak gibi bu durumda... Tuğçe ile iki haftadır bir yakınlaşmaları var ki, gülmekten yıkılmalık. Elif söz konusu olduğunda ikisi de dünyanın en iyi anlaşan iki insanı oluveriyor. Bir zaman sonra bu anlaşma halini benimseyerek ise kanka olacaklar gibi duruyor. Mâlum, Tuğçe ile Melisa'nın arası da her geçen hafta biraz daha açılıyor...


Arası açılmaya başlayan bir ikili daha var dizide; Haluk ve Güneş... Haluk'un klinikte iki hafta geçirmesi ardından eve döndüğü bölümde Güneş'le Ahmet arasındaki yakınlaşma halini derinden hissetmiş ancak, çok da üzerinde durmamıştı. Şimdi ise -artık- ayyuka çıkan bu saçma durumdan duyduğu rahatsızlığı hissettirmeye başladı. O bölüm yazımda da dediğim gibi, sağlıklı kafa yapısına sahip bir erkek bile karısını böyle bir durumda çok rahat kıskanır. O halde, Haluk'un zihninde ne fırtınalar kopuyordur siz düşünün. Güneş ve Ahmet yakınlaşmasının önü gerçekten kesilmeli artık. Tamam onlar her şeyi dostane yaşıyor ama dışarıdan gerçekten hiçbir şey öyle gözükmüyor...

Beklenen Kral

Hiç yorum yok :

Yorum Gönder