19 Kasım 2015 Perşembe

Poyraz Karayel: Aşk birliği...


Kendini ateşe atmaktan hiç çekinmeyen olarak, Poyraz'ın korkusuzluğunu nereye koysak bilemiyorum aslında. Korkmuyor yahu, korkmuyor adam... Polisliği elinden gitti, hapislere düştü, sevdiği kadınla babası arasında kaldı, her şey oldu; ama Poyraz bildiğinden şaşmadı. Neyi doğru bildiyse o yolda ilerledi. Onun için şimdiye kadar antikahraman dedim hep lâkin o, kahramanlığa çoktan soyundu bile...

32. Bölüm


Poyraz'ın ilk defa dürüstlüğünü konuşturması ve Ayşegül'e, Adil Topal'ın oğlu olduğunu söylemesi şaşırtıcıydı. Açık konuşmam gerekirse, beklemiyordum. Şimdiye kadar alışık olduğumuz Poyraz hareketi değil çünkü; dürüstlük. Bu gerçeğin dile gelişi sebebiyle doğan tek korku ise ayrılık ihtimaliydi. Ama o da öyle olmadı. İlk duyduğunda şaşıran, nasıl bir tepki vereceğini bilemeyen Ayşegül; tam da olması gerektiği gibi bir tavır sergiledi. Poyraz, bu gerçeği Ayşegül'ün de biliyor olması gerçeğiyle daha rahat ve cesur hareket edebilecek. Ayşegül'le daha çok şey paylaşacak ve akıl alabilecek. Adil Topal'ın sonunu belki de bu 'aşk birliği' getirir kim bilir?..


Ayşegül cephesindeki kazanım Bahri cephesinde bir ara kaosa doğru sürüklenmiyor değildi. Bahri'nin gelip de Poyraz'a, "Adil Topal hakkında ne biliyorsun?" diye sorması önemli. Poyraz'ın ise bu noktadan sonra dürüstlüğüne set çekmesi gerekti. Olan biten birkaç şeyi söyleyerek geçiştirmesi yerinde oldu. Ayşegül'ün öğrenmesi Poyraz için artı bir gelişme ancak, eğer Bahri gerçeği hemen öğrenirse dizi için riskli bir durum söz konusu olur. Bahri de çok deşmedi zaten; en güzeli...


Poyraz'ın bu bölüm yeniden bedel ödemesine ise şaşırmadım. Adil ve emniyet müdürünün, Bahri ile arasında bir bağ kalıp kalmadığını öğrenmek için fırsata çevirdiği Ufuk krizini iyi yönetti. Onların karşısında Bahri'yi tutuklarken uyguladığı tavır çok belli ediyordu bir plânlar içerisinde olduğunu ama yine de bir kuşku doğmadı değil. Mâlum, kestirilemiyor onun ne yapmak istediği... Hasta bakıcıyı sorgu sırasında darp etmesi, adamın avukatının Mete ve bu darpın "işkence altında ifade verdim" olarak mahkemede sunulacak olması tüm delilleri yok etti. 


"Poyraz işini yapmış, Bahri ile arasında bir bağ kalmadığını ispat etmiş göründü; o da serbest kaldı." Aslında plânın oluşturması gereken zincir buydu. Lâkin, zincirin sadece Bahri halkası şekillendi. Adil bunun Poyraz'ın kurguladığı bir oyun olduğunu anladı. İlk defa, karakterinin bu zamana kadar sergilediği saflığı konuşturmadı. Tam da olması gereken bir ayma durumuydu yaşadığı. Tabi bu Poyraz'a elektroşok olarak geri döndü. Adil'in plânı Poyraz'ı döve döve akıllandırmak olacak herhalde. Zira, yaptırdığı şeyin akla mantığa sığar başka hiçbir açıklaması yok. Bunun Bahri'nin emri olduğuna kesse inandıramaz Poyraz'ı...


Koskoca bir milletvekilinin nasıl zamanını sürekli karakolda geçirdiğini anlayamıyorum. Bari karakteri emniyet müdürü falan yapsaydınız da bir anlamı olsaydı bu durumun. 


"Evlat sahibi olmak, baba olmak anlamına gelmiyor..."


"Mafya, siyasetin yanında çok daha temiz kalır merak etmeyin"


Bahri'den üst üste bu iki golü birden yemesi içinse kabulüm ama onun dışında, bir devamlılık hali aldığı için can sıkıcı olmaya başladı...


Sema'nın hastalığını öğrenmesi ile kendi içinde hesaplaşmalara başlaması bir oldu. Zor bir hastalığın pençesine düştü; alzheimer... Bundan sonra hayatını daha dikkatli yaşaması gerekiyor. Daha fazla mücadele etmesi gerekecek ve hep birilerinin yardımına ihtiyaç duyacağı evrelerden geçecek. Tam da evlilik arifesinde öğrendiği bu gerçeğin ardından, Sefer'e kötülük yapmış olup/olmayacağı gelgiti yaşamakta haklıydı. Bunu doğrudan Sefer'e söylemesi zor. Onun kabullenmeyeceğinden korktuğu için değil, sadece yük olmak istemediği için zor...


Nikah masasından, 'yük olmak' duygusunun ağır basmasıyla kalkması açıkçası yerindeydi. Sadece, o andan daha önce bu kararı verseydi daha iyi olurdu. Daha dramatik bir sahne ortaya çıktı ama Sefer'in böylesi bir yıkılmışlığı kaldırması çok zor. Yine de gerçeği öğrendiğinde-öğrenebilirse-, anında Sema'yı affedip daima yanında kalmak için mücadele verecektir. Öğrenemezse olacak şey, Dafne ile bir birliktelik-ki kesin öyle olacak. Evet, Sema'nın hastalığı noktasında isyan etmekten artık yoruldum...


Hah, bak Songül noktasında isyanım tam gaz devam edecek mesela... Bir karakter daha nasıl kötü olabilir bilemiyorum. Böylesi bir kin, nefretle insan nasıl yaşar gerçekten?.. Sürekli bir entrika mücadelesi veriyor resmen. Ümran'ın Taş kafanın yanındayken çektiği fotoğraflarını hapishanedeki kocasına yollamak nedir yahu?.. Bu nasıl bir kötülük, nasıl insanlıktan nasip almamışlıktır?.. Daha ne yaptırılacak ona acaba? En son malikaneyi de içindekilerle birlikte yakıp, oğluyla ardına bakmadan uzaklaşacak mı yoksa?.. Ne zaman durdurulacak, ne zaman!?.


Yahu bekarlığa veda partisinde Sadreddin bile hüngür hüngür ağladı, ondan kurtulamadığı için. Ne yapsa onun da elinde kalıyor. Ya bir koz saklıyor ya da ballı olması sebebiyle her şeyden yırtıyor. Yazık, Sadreddin'e bile üzüldüm yani. Normalde kendisinden en şiddetli dozda nefret etmekteyim... 


Bu bölüm sadece üzülmedim ona, güldüm de... Bekarlığa veda partisi adı altında yaşadıkları efsaneydi hepsinin. Garsonun kinlenip, şat bardaklarına kattığı ilaçla kendinden geçmeleri, birçok komik sahne izlememize sebep oldu. Tabi kırılmalar da yaşanmadı değil... 


Taş kafa, Ümran'ın evli olduğunu öğrendi, Zülfikar ise gitti o kafayla Meltem'le yiyişti. Zülfikar cephesinde olumlu duran o yiyişme hali, ertesi gün yaşadıklarını hatırlayıp Meltem'in yanına gittiğinde bir inkar mekanizmasına meze yapılınca; şimdilik hezimet oldu. Ama ikisinin aşkı dağları deler cinsten olacak; kısa sürede ateş alacaktır etrafları...

Beklenen Kral

Hiç yorum yok :

Yorum Gönder