5 Kasım 2015 Perşembe

Poyraz Karayel: Derin uçurum


Oldukça duygusal bir bölümle ekrana geldi bu hafta, Poyraz Karayel. En son, Sinan'ın vurulduğu bölümde böylesine dağlanmıştı içimiz. Sanırım onun da ucu yine bir çocuğa dokunduğu içindi... "Ölümün de hayırlısını versin Allah" der ya, büyüklerimiz. Gerçekten de öyle. Acının, ızdırabın, yokluğun ve en çok da çaresizliğin önüne geçilemiyor öbür türlü; avunamıyor, kabullenemiyorsun haliyle...

30. Bölüm


Geçtiğimiz sezon Ayşegül'ün bizim için tamamlanan düşlerinde, kardeşini öldürenin Ufuk olduğunu öğrenmiştik. Ablasının ona hediye ettiği Ninja Turtles oyuncağını da yanına almıştı hatta. Hikâye uzun zamandır orada atıl kalmıştı. Şimdi yeniden canlandı ve bununla birlikte, Ayşegül ile Poyraz arasındaki uçurum daha da derinleşmeye başladı. Bu bölüm o kadar yoğun bir dram yüklemesi yapıldı ki, Poyraz'ın Adil Topal'ın oğlu olduğunu öğrendiğinde Ayşegül duvarlar örecek gibi geldi aralarına. Umarım yanılırım. Zira, babasının yaptıklarından sorumlu tutulduğu her seferinde nasıl da isyan ettiğini görmüştük zamanında. Hatta bu ön yargıdan kaçmak için ülke değişmeyi bile kalktığını... Poyraz'a böylesi bir haksızlık yaparsa, kendisiyle çelişecektir...





Tabi kolay değil yaşadığı. Sadece o değil, Sadreddin ve Bahri de resmen yıkıldılar. Özellikle de ölümünden kendisini sorumlu tutan Sadreddin yıkıldı. Cesur olsun istediği çocuğa neler yaptığını bilemiyoruz ama -sandıkları- intiharını buna yoracak kadar trajik oldukları da bariz. Mezarın açılması, gerçek ölüm sebebinin ortaya çıkması en çok da ona yaradı yani. 


En azından vicdanı rahatladı. Bir abi için ne olursa olsun böyle bir çıkmazın içerisine girmek kolay değildir. Çokça üstüne gittiğim bir karakter lâkin, bu haftalık pek elleşmeyeceğim ona. Bakalım yaşadığı bu aydınlanma çare olacak mı kaybettiği insanlığına... (olamadı)


Babasının ölümüne sebep olan Adil'in, oğlunun ölümünün de sorumlusu olduğunu öğrendikten sonra Bahri'yi kim tutabilir bilemiyorum. Ona ulaşmak için elinden gelen her şeyi yapacağı, bu uğurda eski karanlık günlerine geri dönebileceğiyse kesin... Poyraz'ın ise gerçekleri ondan saklayacağına eminim. "Adil Topal, aslında babam İsmail Karayel" demeyecektir. Çok sancısız olur bu geçiş, senaristin de bu yolu seçeceğini hiç sanmam. İşte tam da bundan babası olduğu ortaya çıktığında sadece Ayşegül değil, Bahri'den de çekme ihtimali var Poyraz'ın. Onun zaten çekeceği dertler hiç bitmedi, bitmez de.


Geçtiğimiz bölüm Adil'in kurduğu tezgahı yemiş gibi yaparak, emniyet amirliğine kadar yükseldi. Tabi her şeyin farkında olduğu ve aleyhinde kullanacağını bilse Adil herhalde yakınından bile geçirtmezdi. Mâlum kendisi çok çok kötü olmasına karşın, aşırı saf bir karakter. Geçtiğimiz hafta Poyraz'ın hazırladığı tezgaha düştüğüne hemen emin oldu, bu hafta da Meltem'in akli melâkelerinin uçuşta olduğuna kandı. O karanlık adamın böylesi bir saflık taşıdığına inanmak güç olsa da, durum bundan başka bir ihtimali doğurmuyor. Özellikle Poyraz cephesinde gerçeği fark ettiğinde ne kadar elini kolunu kaptırmış olacak çokça merak etmekteyim. Umarım erkenden aymaz duruma...


Adil olabildiğince saf ancak, adamı Ufuk onu dahi cebinden çıkarır. Öylesine bir karanlık tarafı var ki, sorma gitsin. Adamı hiçbir şekilde alt edemiyorsun. Hep bir çıkış yolu buluyor ve her şeyi daha trajik bir noktaya sürüklüyor... Poyraz ve Meltem'in kurduğu tuzağa Adil aracılığıyla düşen Ufuk'u bir harala gürele sonrası yakaladıklarında ellerinden kaçıracaklarından emindim. Nitekim de öyle oldu. Adam kelepçelerden baş parmağını çıkartmak suretiyle kurtuldu. 


Kaçmasına üzülemeden de, Ayşegül'ü kandırıp rehin aldığı gerçeğiyle sarsıldık. Korku filmlerinden fırlamış havası, tıpkı Songül gibi her bela ve şer'den kurtulabilme potansiyeli var ama Ayşegül de yabana atılacak birisi değil. Kesin kez, onu bir şekilde alt etmeyi başaracaktır...


Bir başarı da Sema cephesinde görmek isterdim ben; doktor başarısı!.. Geçtiğimiz bölüm -olası- hastalığının karakterin silikleşmeye başlaması sebebiyle yok edildiğini sanarken, bu bölüm yeniden hortladı. Hem de ne hortlama, beraberinde birçok soru işareti doğurdu. Doktor, beyninde herhangi bir sıkıntı olmadığını ve mutlaka ara ara kontrollere gelmesi gerektiğini söylemişti. Lâkin önce bazı ilaçlar ortaya çıktı, sonra da "Bir hafta sonraki kontrolü unutmadınız değil mi?" diyerek doktor aradı. O anda da Sema'nın kafa yine git-gel yaşamasın mı? Vay başıma gelenler dedim izlerken resmen!.. 


Rahatsızlığı olmayan birine ilaç verilmez. Sema'nın durumunda çok çok vitamin verilir, o da "mutlaka hatırlat" diye anılmaz. "Ara ara kontrole gelin" de, "Bir hafta sonraki kontrole" evrilmez. Ethem Özışık'ın sahne devamlılığını unutmamış olduğunda mutabıksak, ortada tek bir ihtimâl kalıyor. O da Sema'nın önceden doktorla konuşup, Sefer ve diğer ahalinin öğrenmemesi için durumu ayarladığı. Ama kendi başınayken dahi, sonuçların temiz çıktığına sevinmesini bir yere koyamıyorum. O an doktoru ayarladığını da mı unuttu yani?.. Gerçekten kafam yandı benim Sema noktasında. Umarım gelecek hafta gerektiği şekilde aydınlatılırız. Yoksa "Sema'ya kıymayın!" kampanyası bile başlatmaya hazırım!..

Beklenen Kral

Hiç yorum yok :

Yorum Gönder